Yanlış Anlama ve Yorumlama Sanatı

Sevgili arkadaşlarım, Bu yazımda bazı insanların işine nasıl geliyorsa öyle anlama, yorumlama ve diğer insanlara da öyle iletme becerilerinden bahsetmeye çalışacağım. Vefatının ardından yıllar geçmesine rağmen hiç kimsenin adını ağzına dahi almadığı tamamen unutulmaya yüz tutmuş bir bilge insan “Ahmet DOĞANER” den stiller konusunu işlerken bahse konu etmiştim ve Türk karate dünyasının ilklerinden olduğunu vurgulamıştım. Bizim zamanımızda karate yapan herkesin tanıdığı bir isim olan “Çetin ERGUN” hocamız bir gün merhum AHMET DOĞANER hakkında şu hatırasını aktarmıştı.

Ben Hakkı hocamla bir antrenman sonrası karateye kaydolmaya gelen bir beyefendiyle karşılaşmıştık. “Sn. Hakkı hocam ben de bu yaştan sonra karate yapabilir miyim ne dersiniz” demişti. Hakkı hocadan kibarca olur almıştı. Demiştir.

Yani merhum “Ahmet DOĞANER” hocamızı ben yaşlı diye aşağılayarak bahsetmem mümkünmüdür. (haşa) Ama onun Türk karatesinde o yaşta ilklerden olması meselesini tarif etmek için bu kabil anlatımlar yapılabilir ancak. Yani şu anda benim bulunduğum yaşlarda karate sporuna gönül vermek herkesin harcı değildir. Camiamızda beni tanıyan herkes beni bu tür davranış içinde asla tarif edemez.

1970–80 arasında gerçekten hiç hoş olmayan şeyler yaşanmıştır. Bunu kimse inkâr edemez. Ancak 1989 yılında ben ve Hakan ALPAY hoca defalarca merhum Ahmet DOĞANER hocamızla birlikte olduk. Milli takım a kendisini tanıştırdık ve hiç unutamayız bir defasında Fed. bşk. sn. İ.ÖZTEK ile milli takım kampında beraberdik. Merhum A. DOĞANER hocamıza Avrupa şampiyonasına gidiyoruz hocam sporculara hitap eder misiniz? demiştik oda  “bakın çocuklar kim Avrupa şampiyonu olursa bu ilk kez olacak daha önce hiç kimse Avrupa da ferdi altın madalya kazanamadı bu çok mühim” dedi.

Bizde bunu fırsat bilip Sn. hocam siz ne mükâfat vaat ediyorsunuz deyiverdik o da “bakın kim Avrupa şampiyonu olursa 10 altın ödül benden” deyiverdi. 1989 yılında Paris’te “İlyas GENCER” Türk karatesine ilk altın madalyayı kazandırmıştı. Tabi bu arada İstanbul da orduevinde merhum “Ahmet DOĞANER”  Hocamızda şampiyonumuza törenle vaat ettiği altınları takmıştı. O sıralar biz kendini defalarca milli takımla antrenmanlara götürmüştük. O da her seferinde ben ve Hakan hocaya “ya çocuklar bir zamanlar bazı tatsızlıklar oldu ama siz çok iyi antrenörsünüz sizi çok takdir ediyorum” derdi. Yani sevgili arkadaşlar 1980 lerin sonlarında taşlar yerine oturmaya başlamıştı ve geçmişteki nefretler sevgiye dönüşmüştü bile… Ama 1970–80–85 yıllarından sonra karatedeki her yeni başarı haberi buzları eritmeye yetmişti ancak o yıllar bizlerle olmayan ve eski zihniyetini değiştirememiş bazıları biz Türkiye de hala iç çekişmeler yaşadığımızı zannederek zaman zaman veise kapılmışlardır. Oysa biz bunları çoktan aşmıştık.

Merhum “Ahmet DOĞANER” hocamızın peşinden gelenlerden olan İ.TURNA, İ.KUŞAKSIZ, Z.UYGUR, C.SANİN, ismini bur da şu anda hatırlayamayacağım birçok hocamızla Türk karatesinde harika işler yapıp müthiş dereceler alıyorduk.  Dedim ya bazıları bu olayları 2008 de tartışmaya başladıkları için bizim kat ettiğimiz yolun mesafesini ölçemiyorlar.  Turkkarate.com da stiller karmaşası başlıklı yazımı okuyan çok sayıda değerli arkadaşlarım bir teşekkür yazısı köşesi dahi açtılar ve memnuniyetlerini ifade ettiler. Hatta bu girilen havayla Mikdat kardeşim Türk shotokan karate birliği kurulması zamanının geldiğini heyecanla haykırmıştı.  Hatta bende çok acele edilmemesini ve az daha beklenerek tam bir ambiyansla ve bu işe kapıları ardına kadar açarak engel koymadan yapılanmaya gidilmesini istemiştim. Ama hemen devreye yanlış anlama sanatı girdi ve Atilla hoca bu girişime karşı deyiverdi.  Peki, gerçek nedir?  Hala da aynı görüşteyim. Ben Mikdat ve diğer arkadaşların girişimini desteklemekle beraber

Zamanlamada ve stratejide hatalı olunmamasından yanayım. Yoksa çocuk ölü doğar sözünü niye telaffuz edeyim ki?

Düşünün bazılarının tabiriyle karateye adanan bir ömür var ortada ve ben shotokan a köstek olacağım öylemi? O zaman benim karateye adanan ömrüm boşa gitmiştir. Gelelim Veysel BUĞUR’ a bu gencimizi 1985 ilk kez milli takıma ben aldım ve bize 1985 Avrupa şampiyonluğunu yaşatanlardandır. Daha sonra 1992 ispanyada yine benim teknik direktörü olduğum milli takımda 60 kg dünya şampiyonu olmuştur. Almanya’daki kulübünün adı Nippon değil “Banzai”dir.  1987 yılında alman milli takım antrenörü değerli dostum Günter Mohr beni İngolstat şehrine (b.b.l) seminerlerine davet etmişti. Toprağı bol olsun değerli dostum Abraham Geza bana Günter Mohr otobanda kalmış semineri senin açmanı ve çalıştırmanı istedi dedi ve ben bir bundes best lehrgang ta 1 gün hocalık yapmıştım. Hatta Gunter geldiğinde benim dersimi kesmedi ve oda çalışmalara katılmıştı. 2. gün ben yine derslere kursiyer olarak katılmıştım.  Bunları niye anlatıyorum biliyor musunuz?  Ben İngolstadt da bir mavi kemer bir Türk kızı görmüştüm ve kendine çok kabiliyetli olduğunu gelecek vaat ettiğini ve eğer Türkiye’ye gelirse Türk milli takımı kadrosu çalışmalarına Katılmasını söylemiştim ve oda gelmiş ve Türk milli takımına girmiş ve hem dünya hem de Avrupa şampiyonu olmuştu.  1987 mavi kemerken beğendiğim bir gurbetçi kızımızın 1993 te benim milli takım antrenörlüğümde 1993 te Dünya şampiyonu olması beni onurlandırmıştır. Bu sporcu “Nurhan FIRAT” tır. Bu sporcunun Sn. Başbakandan kazandığı otomobilini de Hakan hocamla ben Ankara’dan İstanbul’a getirip dayısına teslim etmiştik. Bu kızımız şu anda yine benim ilk defa milli takıma aldığım ve bize sayısız Dünya ve Avrupa şampiyonluğu kazandıran “Zeynel ÇELİK” in sevgili eşidir. Kendileriyle her zaman iftihar ediyorum.

 

Görülüyor ki bazı sporcuların adlarını bilmek yeterli olmuyor onlarla yıllarca süren ilişkiler ve emekler lazımdır. Benim federasyonla ilişkilerimin kötü olduğu falan hep yazılır ancak bu zamana kadar hiç bir federasyonla çatışmadım ve kavgam olmadı. Ben hiçbir federasyondan görev istemedim ve talepte de bulunmadım. Ancak beni uygun görüp ve teklif ettilerse görev aldım ve o görevi de en iyi şekilde yapmaya çalıştım.

Şu anda federasyonun içindeki milli takım teknik kadrosunun tamamı benim sporculuğumu yapmış arkadaşlardan oluşuyor ve ben onlara muhalifim öylemi?  Kusura bakmasınlar ben öğrencileriyle muhalefet yapacak kadar zayıf bir kişiliğe sahip değilim. Ben onları aslanlar gibi eğittim ve yetiştirdim onlar her zaman benim hakkımda gerekeni söylüyorlar sağ olsunlar.  Şimdi sistem analizi gelirsek:   İAKF sistemi yaparken de Avrupa ve Dünyada başarılar elde ettik. Wuko sisteminde de Dünya ve Avrupa ya uyum sağlayıp şampiyonluklar yaşadık beraberce. Bazılarının dediği gibi İAKF ve wuko başarıları için bir diğerini hor görmek mümkünmüdür? Eğer ben her katıldığımız sistemde bir öncekini değerlendirmeseydim nasıl başarılı olurdum ki. Buna adaptasyon ve iletişim zaafı denirdi zaten. Ve alınan bu kadar başarı gelmezdi…  Benim anlattıklarımı zaten değerli antrenör arkadaşlarım gayet iyi anlıyorlar. Benim sporculuğumu yapmış olanlar zaten işi çözmüş vaziyetteler aslanlar gibi Avrupa ve dünya şampiyonları çıkarıyorlar. Daha ne diyeyim sağ olsunlar var olsunlar ancak bazı hocalar temelde bazı sorunlar olduğunu belirtiyorlar bu da doğru ben de aynı görüşteyim. Gelin bunu onaralım dedik bu seferde yahu sen WKF’ cisin diyorlar.  Bir daha belirtiyorum ki; arkadaşlar çocuğun boyu uzadı gelin paçasını uzatalım! Yani biz IAKF yaparken temelimiz iyiydi taktik ve sistemde WUKO ya yabancıydık adaptasyon sorunu vardı doğrudur. Şimdide WUKO’ ya girdik ve 23 yıl oldu.  Tamam, şimdi çocuğun boyu uzadı Ne yapmalıyız? Tekrar temele ve esasiyata önem vermeli ve bu işi çözmeliyiz. Bunu da yapmak için adımlar atılıyor  “Ananevi ve geleneksel karate çalışmaları”  “Türk Shotokan Karate Birliği” nin en dipten destekçisi olacaktır. Bu çalışmalar asla federasyonlarla da çatışmayacaktır.  Hiç şüpheniz olmasın ben ve hakan hoca gibi bu işe ömrünü vermiş karate-ka lar ve arkamızdan gelen genç arkadaşlarımızla birlikte başarabiliriz. Ben 53, Hakan sensei 55 Ama Mikdat, Hayrettin, Cengiz ve diğerleri 38–40 lı yaşlardalar.  Hadi ne tutar sizi…

Not:  Hangi ruh hali ile yazıldığını bilmediğim hakkımdaki yazıların tamamı hayal ürünü ve halüsinasyondur. Karatedeki stiller karmaşası yazımı okumak yeterlidir. Ancak yanlı ve yanlış anlamak isteyenlere bir ilacım yoktur.  Bana yapılan haksız saldırıları da ayakta alkışlayanda ancak ya o yazıyı yazanın bizzat kendidir ya da yanlı ve yanlış anlamaya gayret edendir. Bu da bir sanat takdir ediyorum.  Bana yapılan sataşmaları önce Allah’a sonrada Türk karate-do camiasının takdirine bırakıyorum.

Ayrıca gece özel mesajla bana atılan mesaja samimice cevap verdiğim halde cevabım çarpıtıldığı için bana yöneltilen soruyu ve cevabımı sizin takdirinize sunuyorum..

Atilla ÇELİKTÜRK

Bir Cevap Yazın