Ahmet SÖNMEZ | Almanya Röportaj

Türk Karate ’sinin temelin de bugün pek çoğumuzun adını dahi bilmediği çok değerli şahsiyetlerin emekleri, hizmetleri vardır.  Bugün ahde vefa böyle bir ustayı, yüce gönüllü, babacan bir ismi Ahmet SÖNMEZ hocamızı sayfamıza konuk edeceğiz.

S.1- Sensei özellikle 1990-2000 yılları sonrası Türk Karate-do ailesi içeresine katılan genç arkadaşlarımızla sizi tanıştırmak, sizin çok yönlü spor adamlığınızı öne çıkartmak, içeresinde sizin de olduğunuz Türk karate tarihine ait bir dönemin az bilinenlerini öne çıkartmak, hatta fırsat olduğu kadar alman karatesiyle ilgili bir söyleşi yapalım istiyorum. İzin verirseniz hemen Ahmet Sönmez kimdir diye söze başlayalım?

C.1 – 1949 Urfa doğumluyum.  Karate-Do ile tanışmadan önce yüzme branşında başarılı bir spor yaşamım oldu.  Örneğin henüz daha 6 yaşında Adana’da yapılan Türkiye şampiyonasın da 50 m Kelebek stili 1. ‘si olduğumu söyleyebilirim. 18 yıl kesintisiz yüzme ve su topu dallarında performans sporcusu olarak yarışmalara katıldım. 1972 yılında Münih’te yapılan Olimpiyat oyunlarına Türkiye yüzme takımı ile katıldım.  Daha sonra yüzme ve Sutopu Federasyonu antrenör kurslarını başarıyla tamamlayarak bu dallar da antrenörlük diplomamı aldım.  Yani sadece Karate değil geniş anlamıyla hep sporun içinde oldum.

S.2- Hocam yüzme ile ilişkiniz halen devam ediyor mu?

C.2 – Elbette hem Karate-DO, hem yüzme sporu alın yazısı gibi benim için olmazsa olmaz birer yaşam yolu.  Halen Almanya Saarbrückende Yüzme ve Karate antrenörlüğü yapıyorum.

S.3-  yüzme dalında bunca başarılıyken karate-do ile ilişkiniz nerede başladı?  Karate branşında da aynı başarılarınız var mı?  Şu an karate de kuşak seviyeniz nedir?

C.3 – 1973 Yılında da Almanya’nın Saarbrücken şehrinde Karateye başladım.  Avrupa Türk Karate Birliğinin kurucusuyum.  Başkanlığını yaptığım Avrupa Karate Birliği çatısı altında 1 Dünya ikincisi, 1 Avrupa şampiyonu ile 4 uluslararası hakem yetiştirdim.  Şu an JKA siyah kuşak 6. Dan’ım. Biraz önce de ifade ettiğim gibi Almanya Saarbrücken’de Yüzme ve Karate Antrenörlüğü yapıyorum.

S.4- Sevgili hocam 1960’tan itibaren birçok Avrupa ülkesi karate federasyonlarını kurdukları gibi Avrupa karate birliğini oluşturma başarısını da gösterdiler. Buna karşın Türk karatesinin federe anlamda resmi bir kurum kimliği kazanması maalesef 1981 yılının ilk aylarında gerçekleşti. Biz bu gecikmeyle birlikte uzun yıllar teknik ve idari anlamda kurumsallaşmanın, kurallarla hareket edebilen bir camia olmanın arayışlarını, savrulmalarını yaşadık. Türk karatesi sizi tam da o yıllar da tanıdı. Sizi o süreçte kim nerede buldu?

AhmetSonmezGiriş C.4 – Evet Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığın da Türk Karatesinin bir federasyon çatısı altında toplanması, kurumsallaşması oldukça gecikmeli bir husus.  Tabi özellikle yaygın olarak İstanbul da yapılan Karate çalışmalarını denetleyecek resmi bir kurumun olmaması bir zaaf yaratmış.  Sanırım bir takım çevreler O yıllar da yurt dışından getirttikleri gerçekte hiç bir geçerliliği olmayan çeşit Dan seviyelerini kendi çevrelerine belli paralar karşılığı dağıtmışlar…!  Türkiye Karate Federasyonu kurulduğunda bu karmaşanın nasıl resmiyete bağlanacağı konusunda zorluklar ortaya çıkmış.  İşte tam da o süreçte İsviçre’nin Zürih kentin de yapılan Avrupa Karate şampiyonasın da rahmetli Cihat Uskan’la tanıştık.  Rahmetli Uskan Türkiye Karate Federasyonu başkanı olarak Alman Karate Federasyonu başkanı Fritz Wendland’ dan teknik destek istemiş. O da Uskan’ı benimle tanıştırdı.  Türk Karatesiyle buluşmamız böyle oldu.

S.5 – Sizin Alman karate federasyonun da bir göreviniz var mıydı?

C.5 – Evet, yaşadığım eyaletin Karate Federasyonu as başkanlığı görevindeydim

S.6 – Cihat Uskan sizden ne istedi?

C.5 – Rahmetli Uskan asker kökenli olması nedeniyle çok programlı bir insandı. Babacan bir kişiliği vardı, hemen yakınlaştık.  Türkiye Karate Federasyonun ilk elden aşması gereken en önemli sorununun kaynağı belli olmayan Dan diplomaları olduğunu , kişilerin, kimliklerin resmiyete kavuşması gerektiğini anlattı.   Bana.  ‘’Ahmet oğlum Alman Karatesinin teknik direktörü Sensei Hideo Ochi’yi al ve İstanbul’a getir ‘’ diye rica da bulundu.

S.7 – Hideo Ochi sensei’yi nasıl ikna ettiniz?

C.7 – Henüz daha S.OCHİ’ye durumu anlatmama fırsat kalmadan hemen iki hafta sonra Sayın Cihat Uskan Saarbrücken’e yanıma geldi. Umduğundan çok daha zor şeyler yaşadığını, karatenin çok vahşi, çok Vandal gösterilerle kamuoyuna aktarıldığından şikâyetçiydi.  Karnından araba geçirmek, mezarlardan kafatası çıkartıp kırmak, binaları yıkmak gibi sirk vari atraksiyonları Karate zanneden bu insanları zapturapt altına almalıyız yoksa Türk Karate federasyonu nu yaşatmanın pek mümkün görünmediğini ifade etti. Bu işi bir otorite ile çözebiliriz o nedenle S. Ochi’ yi acil Türkiye’ye getirmelisin, bu senin için de bir vatani hizmettir dedi. O hafta S.Ochi’ye konuyu açtım.  Uçak biletlerini ben karşıladım ve 3 günlüğüne İstanbul’a geldik. Önce seminer sonrada kemer imtihanı yapıldı.

S.8 – Hatırlıyorum o seminer bir basketbol sahasında yapıldı ve o saha katılımcıları almayacak kadar doluydu.  Sensei Hideo Ochi’nin o kalabalık ve çok renkliliğin karşısında tespitleri neydi?

C.8 – Tabi sorun Türk Karate Federasyonuna ait olduğu için o nezaketen çok müdahil olmadı.  Sadece     katılımcıları gözlemleyerek notlar aldı, kimlerin 1.  2.  ya da 3. dan olabileceği konusunda  tespitlerde bulundu.   Şunu da söylemeliyim bu seminerlerden Ochi Sensei herhangi bir ücret almadı. Seminer sonrası da İstanbul’dan ayrıldık.

S.9- Sonra Sensei Ochi ile bir kez daha İstanbul’a geldiğinizi hatırlıyorum.

C.9 – Üç kez geldik. Sensei Ochi ile ilk geldiğimizde Kemer imtihanı yaptık. İkinci gelişimizde de teknik seminer verdik. Üçüncü gelişimizde ise JKA Türkiye Birliğini kurduk o kadar.

S.10 – O arada İmamura Sensei İstanbul’a geldi ve bir kuşak imtihanı da o yaptı. Onu hatırlıyor AHMET-SÖNMEZ2musunuz?

C.10 – Sayın Cihat Uskan beni Türkiye Karate Federasyonu Avrupa temsilciliği görevine getirdi.  Yaptığımız toplantılar da Türk Karatesinin başına bir Japon Hoca getirilmesi halin de bütün sorunların çözüleceği inancı hakimdi. O günler de Sensei Ochi Japonya’dan dünya Şampiyonu Sensei İmamura’yı getirmişti. Biz de S.İmamura’yı aldık İstanbul’a getirdik.  Türk Karatesin de kuşak seviyeleri ile ilgili anlaşmazlıklar kargaşa haline dönüşmüştü. Orta da bir dan imtihanı sorunu vardı ve herkes adeta kendisini kafasında ki DAN seviyesine  sabitlemişti. Çok zor bir dönemdi.  Doğrusu ne benim,  nede Sensei Imamura’nın JKA  dan İmtihan lisansı vardı ama istenseydi Sensei Ochi imzamı kabul eder yapılan tüm dan sınavlarını  imzalardı. Fakat saygı sınırlarında kalmayı tercih ettim, kendisine böyle bir şey götürmedim.

S.11 – Hocam Türkiye karate federasyonunun dan sorununu çözmeye çalıştığı o günlerde bir yandan da hakemlik müessesini sağlam ayaklar üzerine oturtma çalışmaları devam ediyordu.  Siz Avrupa hakem kurulu başkanı s. Franz Borck’u da Türkiye ye getirmiştiniz?

C.11 – Doğru, Avrupa Karate hakem kurulu başkanı Sayın Franz Bork’u İstanbul’a getirdim. Hakem semineri verildi. Hakemleri seçtik ve akabinde yapılan Türkiye Şampiyonasında ben de hakemlik yaptım. Bu arada Türkiye ve Macaristan Karate federasyonları arasında yapılan ikili müsabakalarda başhakem olarak görev yaptım. Brüksel de yapılan uluslararası Belçika Karate Turnuvasında siz de vardınız orada da Türkiye yi temsilen hakemlik yaptım.

Türk Karatesinin yoktan var olmaya çalıştığı o günlerde elimden geldiği kadar bana düşen tüm görevleri yerine getirmeye çalıştım.  Düşünebiliyor musunuz hakemlikte kullanılan gereçler bile yoktu.  3 tatami’ye yetecek miktarda Gong, Kronometre ve Kata Puan Levhaları getirip Türk Karate Federasyonuna hediye ettim.  Federasyonun doğru dürüst bütçesi yoktu. Herkes her şeyi kendi imkânları ile halletmeye çabalıyordu. Ben de Almanya Türkiye arası bu koşuşturmaların tüm masraflarını kendi imkânlarımla karşıladım. Bunları gerçekten vatani bir vazife olarak addettiğim için cani gönülden yaptım.

S.12 – Peki kısa vadede sorunu çözecek bir yöntem bulundu mu?

C.12 – Önceleri tıpkı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türk karatesinin başına da bir Japon otorite getirilmesi fikri hakimdi.  Ancak TKF o yıllar da sıfır bütçeyle ayakta durmaya çalıştığı için bu mümkün olmadı.  Bunun yerine bu işi heyecanla, yapan, bilgi ve donanım sahibi, genç, aktif isimlere sorumluluk verilmesi fikri ikame edildi.  Bu anlayışla sorumluluk S. Hakan Alpay, S. Atilla Çeliktürk ve S. Dr. Alev Oral hocalara verildi.  Hakem kurulu başkanlığına da Sayın Sıtkı Akarsu hocamızı getirdik. Benim elimden gelen buydu.

S.13 – Şimdi ben size ilgimi çeken başka bir şey soracağım.  Hideo Ochi dünya Shotokanının çok önemli bir ismi , JKA 9. Dan Ama siz ondan bahsederken sürekli  ‘’ Sensei’’  diye hitap ediyorsunuz!?

C.13 – Bakın ben Sensei Ochi ile 43 yıldır beraberim. Karate ’ye onunla başladım ve hala onunla devam ediyorum. Tüm dan imtihanlarımı onun karşısında verdim. Derste hocamdır, dışarıda ise bir aile büyüğüm kadar bana yakındır. Kendisiyle hemen her konuda nezaket çerçevesinde fikir alış verişinde bulunabiliyorum.  Sorunuza gelince., Kendisi öyle istediği için ona SENSEİ diyorum.  S.OCHİ diyor ki ‘’ Benim için karate ’de bir SENPAİ vardır, bir de SENSEİ.  Shihan vs. unvanlara gelince Onlar yaşlı ve Karate-DO felsefesini kavrayamamış, gerçeği yani ruhi yücelimi atlayıp ağzı ile Karate yapanlardır…’’

Bundan şunu anlıyoruz Karate-DO sanatı ile uğraşan gerçek şahsiyetlerin dan seviyeleri yükseldikçe tevazuları artıyor. Biz ona SENSEİ diye seslenirken aslında onun tevazu suna olan saygımızı ifade etmiş oluyoruz. Bu konu da bir şey daha eklemek istiyorum. Sensei Ochi 2 kalça kemiğinden de ameliyat olduğun da 8. Dan’dı. Buradan öte kişisel  üst dan dosyasını kapattığını ve bizleri de imtihan etmeyeceğini söyledi. Daha sonra kendisine Japonya  JKA merkez kuruldan dünya karatesine katkılarından ötürü 9. Dan verildi. Buna rağmen katıldığı tüm TV, radyo, gazete söyleşileri vs.de 8. Dan olduğunu söylüyor.  İşte Karate-Do böyle bir şeydir.  Kendimi böyle bir insanın öğrencisi olduğum için şanslı hissediyorum.

S.14 – Sensei Hideo Ochi yaptığı dan imtihanlarında hoşgörülü müdür.?

C.14 – Daha önce söylediğim gibi Sensei özel yaşamında çok hoş görülü, babacan bir insandır ama tatemi de ki ciddiyeti ürkütücüdür.  Onun için JKA kadim geleneğini yaşıysan ve yaşatan bir samuraydır diyebilirim. Örneğin  6. Dan imtihanım da bana sorduğu soruları kısaca sıralayayım., Dizeler halinde bitmez  Kihon soruları ardından Kihon ippon ve Jiyu İppon Kumite ve hemen üstüne  4 ayrı partnerle Jiyu Kumite  ve hiç dinlenmeden 8 ayrı kata..! Korkunç bir yorgunluk yükledi… Ne kendisi, ne biz öğrencileri burada  hiç kimse imtihana girmeden ve o imtihanın zorluğunu yaşamadan dan almamıştır. İmtihanlarında önem verdiği şey teknik gelişim olduğu kadar yüksek irade kontrolüdür.

S.15 – Sensei h. Ochi sanırım JKA geleneğinin yaşayan en eski üyelerinden. Kendisinin üstat Funokoshi ile çalışma fırsatı olmuş mu? Bir de Kanazawa Sensei Shotokan müfredatını değiştiren en uç örnektir ama JKA çevrelerinde de kısmen farklı uygulamalar göze çarpabiliyor örneğin jiin katasının müfredat dışı tutulması, ya da meikyo katasının tek kiaai’li uygulamalarının olması gibi!  Ochi Sensei’nin penceresinden bu farklılıklar nasıl yorumlanıyor?

C.15 – Evet Ochi Sensei bugün gerçekten JKA geleneğinin yaşayan en eski üyelerinden biridir. JKA geleneğinin radikal ismidir.  JKA’ nın onu ilk Avrupa’ya görevlendirdiğinde Üstat Nakayama onun Avrupa mantalitesine uyum sağlamakta zorlanacağını öne sürerek gitmesine rıza göstermemiştir. Ancak o günlerde JKA da etkin olan Kanazawa Senseinin ısrarlarıyla H. Ochi Senseinin Avrupa görevinin önü açılabilmiştir.

Diğer sorunuza gelince., S.Hideo Ochi’nin üstat Funokoshi ile hiç çalışma ortamı olmamış o  üstat Masatoshi Nakayama’nın öğrencisidir.

Kanazawa Sensei’nin Shotokan müfredat geleneğinin dışına çıkması hususu.,  S.Kanazawa JKA ile yollarını ayırdıktan sonra  Shotokan ekolünün geleneksel kataların da  önemli değişiklikler yaptığı bir vakadır. Ancak bu değişiklikler onun JKA dışında kurmuş olduğu kendi organizasyonu nu ilgilendirir, JKA geleneği dışındadır ve sadece orada geçerlidir.

JKA’nın JİİN katasını müfredatına almaması ise çok eski bir konudur. Üstat Funokoshi’nin SHOKYO adını verdiği bu kata tıpkı JİON ve JİTTE gibi Tomari-Te kökenlidir. JİON VE JİTTE Shotokan eğitim müfredatı için yeterli görülmesi nedeniyle JİİN liste dışı tutulmuştur. Mesela Shotokan ekolünün ilk kurulduğu yılların önde gelen hocaların pek çoğu bu katayı bilmezler.  Ama her şeye rağmen bu katanın elde tutulması bir zenginliktir. Çalışılmasında bir sakınca yoktur.

Meikyo katasına gelince  biliyorsunuz  Meikyo tıpkı TEKKİ kataları gibi SHODAN-NİDAN ve SANDAN versiyonları olan bir katadır. Sensei Ochi bizlere üstat Nakayama’dan ne öğrendiyse onları öğretti. Biz Meiyo’yu çift KİAAİ’li çalışıyoruz. Ama burada altını çizerek söylemeliyim her Senseinin kendine ait bir tarzı vardır ve değişiklik yapma özüne sahiptir.  Biliyorsunuz Hasan Hocam Japonlar bir şeye kesin budur diyerek karşı durmazlar, kendi fikirlerini gizlerler. Bunu da söyle izah ederler ‘’ Kılıcın iki tarafı da keskindir..!’’.

S.16 – Sevgili hocam buraya kadar Türkiye karate federasyonun ilk yıllarını ve bilinmeyen çok ilginç tarihsel gerçekleri konuştuk.  Türk karatesi hangi zorlukların içerisinde yoktan var olmayı başardı bunu anlamaya çalıştık.  Şimdi sizi hazır bulmuşken biraz da alman karatesini konuşalım.  Örneğin siz bir alman eyaletinin karate federasyonu as başkanı olduğunuzu söylemiştiniz.  Bundan orada federasyonlar olduğunu mu anlamamız gerekiyor?

C.16 – Almanya çeşit eyaletlerden oluşan federal bir devlettir. Her eyaletin tüm spor dalların da olduğu gibi kurumsal bir Karate Federasyonu var. Bu federasyon tıpkı merkezi federasyon gibi başkan, as başkan, yönetim kurulu, teknik vs. kurullardan oluşur.  Eyalet federasyonları Alman Karate Federasyonuna bağlı olarak yani merkezi Alman Karate Federasyonun tüzüğüyle çalışırlar. Kendi kemer imtihanlarını yapar, müsabakalar düzenlerler, lisans vs hizmetlerden gelir elde edebilirler. Her eyalet kendi antrenör ve hakemini yetiştirmekle mükelleftir. Bunun dışında bütçelerini bölge spor kurumları ve eyalet spor bakanlıkları yıllık planlamalar çerçevesin de destekler.

S.17 – Şampiyona planlamalarını nasıl yapıyorlar, merkezi federasyonun düzenlediği Almanya karate şampiyonasına katılımlarında nasıl bir yol izleniyor?

C.17 – Her eyalet kendi bölgesel şampiyonasını düzenliyor. Nüfus olarak küçük eyaletlerde ilk iki ’ye giren,  daha büyük bölgelerde ise ilk üçe giren sporculara Almanya şampiyonasına katılım kontenjanı tanınıyor.

S.18 – Almanya şampiyonası aynı zamanda milli takım seçmesi niteliği mi taşıyor?

C.18 – Evet, tüm eyaletlerin katılımıyla gerçekleşen Almanya şampiyonası aynı zamanda milli takım seçmeleri niteliğine sahiptir.

S.19 – Alman karate milli takımı kamp süresi nedir?

C.19 – Her ayın son haftası merkezi federasyonun belirlediği isimler, belli bir merkez de bir araya getirilip 90 dakika antrenman yaptırılır. Gidilecek olan Avrupa ya da Dünya şampiyonası tarihine 3 hafta kala ise her hafta sonu milli takım aynı şekilde bir araya getirilerek 90’ar dakikalık antrenmanlarını yaparlar.

S.20 – Almanlar Avrupa ya da dünya da derece yapan sporcularına ödül olarak ne veriyorlar?

C.20 – Bir insanın doğum günün de alabileceği hediye büyüklüğünde sembolik hediyeler verilir. Hepsi o kadar.

S.21 – Ya antrenörler?

C.21 – Almanya da bir tek milli takım teknik direktörü konumunda olan kişi memur statüsünde maaş alır. Diğer antrenörler görevlendirildikleri seminer saatlerine göre ücret alırlar.  Ödül de tıpkı başarılı sporcularda olduğu gibi bir teşekkür diploması veya çiçek gibi manevi hediyelerden ibarettir.

S.22 – Alman sporunun dünya futbolunda ve olimpiyatlarda ki gücü tartışılmaz.  Alman karatesi de AHMET-SÖNMEZ310 yıl öncesine kadar dünya da çok iyi bir yere sahipti. Kata kumite çok iyi takımları, idol isimleri vardı.  Sonra karate de yarıştan koptular ve şu an sıralama da çok alt sıralardalar!  Ne oldu, alman karatesi neden çöktü?

C.22 – Sadece Alman Karatesi mi çöktü? Bakın genel anlam da Avrupa Karatesin de büyük bir düşüş var. Karate adeta birilerinin elinde ticarileşti, WKF sistemi Karateyi gerçek temellerinden kopardı, sık sık değişen oyun kuralları ile Karate Taekwondolaştırıldı. Bu zihniyet değişikliği Avrupa gençliği ve spor yönetimini olumsuz etkiledi, şu an Avrupa genelinde 1966 da başlayıp 2000’lere kadar devam eden heyecan yok.

S.23 – Peki karatenin 2020 tokyo olimpiyatlarında olimpik branş olarak tatemilere inmesi söz konusu bunun alman karatesine yansımaları nedir?

C.23 – Karatenin en azından bugün olimpik olacağına inanan Alman spor çevrelerinden çok az insan var. Ben kişisel görüşümü söyleyeyim eğer Karate branş olarak olimpiyat tescilini alırsa o zaman durum değişir, Alman disiplini kesinlikle işi ele alır. O zaman Alman Karatesi eski gücüne, heyecanına kavuşur.

S.24 – Almanya da antrenörlük kaç kademeye ayrılıyor ve kurs süreleri nedir?

C.24 – Burada 4 antrenörlük kademesi var. Antrenörlük kursları hafta sonları 45’er dakikalık ders dilimleri halin de 90 ila 120 saat arası sürüyor.

S.25 – Doğrusu ben orada antrenör eğitim saatlerinin çok daha fazla olacağını sanıyordum?

C.25 – Şunu atlamayın, burada okul ve spor kavramı biraz daha farklı, insanlar spor konusunda zaten okullarında önemli bir alt yapı ediniyorlar.   Alman disiplinin de verimlilik esastır. Her şey zamanında ve kararınca yapılır. İnsanlara belirli donanımlar okul çağlarından itibaren kazandırılır. Edinilmiş olan bilgiler 90 ya da 120 saatlik antrenör kurslarında biraz daha spesifik düzenlemeler haline getirilir.

S.26- Son bir soru daha sorayım orada sizin eyalet ve merkezi federasyon başkanlık seçimleriniz nasıl oluyor?

C.26 – Eyalet başkanları her bölgenin kulüpleri tarafından seçim yoluyla belirleniyor. Merkezi federasyon başkanlığının seçiminde ise eyalet başkanları oy kullanıyor. Bu seçimler de gerçekten kişilerin Alman sporuna ve Alman Karatesine hizmetleri önemli bir kriterdir.  Örneğin 2 başkan adayı varsa bir taraf diğerinin daha yararlı olacağını düşünüyorsa nezaketle adaylığını geri çekebilir. Kimse kişisel unvan, çıkar elde etme ve çıkarlar dağıtma vaadi veya çabası ile oy kazanımı sağlamaya çalışmaz. Herkes sahip olduğu liyakate uygun ve adaletle yürütebileceği işe talip olur ve başkan oldukları andan itibaren rehberleri adalettir. Duygusal kararlar vermezler Kurum kültürleri sağlamdır. Alman toplumunun çok disiplinli ve adalet duygularının çok yüksek olduğunu söyleyebilirim. O yüzden de Alman sporu Dünya ‘da bir ekol olarak tanınır.

S.27 – Sevgili hocam sizinle en son Brüksel de beraberdik, güzel bir yaşama enerjiniz olduğunu, gülen yüzünüzü özlediğimizi içtenlikle söylemek istiyorum.  Bundan sonra inşallah daha çok birlikteliklerimiz olur.  Türk karatesine iletmemizi istediğiniz bir mesajınız var mı?

C.27 – Ben Karate-Do’yu bütün dünya insanlarını kucaklayan büyük bir aileye benzetirim. Türk Karatesi de bu ailenin bir ferdidir. Herkesi,  bu aile bütünlüğüne sahip çıkmaya davet ediyorum.  Kendisini bu ailenin bir ferdi olarak hisseden herkesin bu değerleri korumasını rica ediyorum.  Karate erdemlerini ticari amaç ve kaygılar içeresinde yok edilmesine izin verilmemelidir diyorum.  Çok sevdiğim Ülkemi,  insanlarımı saygı, sevgi ve özlemle selamlıyorum. İyi ki varsınız sayın Hasan Hocam….OSS…

Siz de iyi ki varsınız sevgili hocam OSS.

 

Röportaj: Hasan OKUŞ

www.olympickarate2020.com

Bir Cevap Yazın