İlk Avrupa Şampiyonumuz İlyas Gencer

ilyasgencer3Türk karatesinin  Avrupa  kürsülerinde  ilk göz ağrısı, ilk  EKF (WKF) Avrupa kumite şampiyonumuz  sevgili  İlyas  Gencer seninle yıllar sonra tekrar bir aradayız.  Biz seni  ülkene  ve Türk Karatesine  yürekten  bağlılığın, yarışma ve  iş yaşamında ki başarıların, mütevazı kişiliğinle  tanıyoruz. Şimdi burada  bilvesile genç arkadaşlarımızla da  tanışmanı, onlarla  spor ve yaşam tecrübelerini paylaşmanı  istiyoruz. Hemen ilk ağızdan  İlyas Gencer kimdir?

C1: 1969 yılında 7 nüfuslu bir ailenin en küçük çocuğu olarak İstanbul’da doğdum. Nedenini çok bilmiyorum ama yaşıtlarım okula devam ederken benim en büyük isteğim bir meslek sahibi olmak, hemen üretime katılmak gibi heyecanlarım vardı. 11 yaşımda 1980 yılında ağabeyimin yanında, otomotiv sektöründe çalışmaya başladım. Okumak elbette çok önemli ama herkes okuyup mühendis olacak diye bir kural yok, bende alaylı meslek sahibi olmayı seçtim. Ailemin ekonomik durumu yeterliydi, yani küçük yaşta sanata girmemin tek sebebi benim kişisel tercihimdi.

S2: Karate-do ile nasıl tanıştın? 

Dün gibi hatırlıyorum. Meslek yaşamıma başladığım 1980 yılı bir televizyon programın da tesadüfen karate gösterisi izledim. Orada gördüğüm şeyler inanılmaz ilgimi çekti ve ağabeyime beni bir karate kursuna yazdırması için rica ettim. Sonra Bakırköy – Çamlık’ta Namık Ekin hocamıza ait Bushido Spor Merkezine kayıt yaptırdık.  Bushido dojosun da o dönem asistanlık yapan Sensei Mustafa Ergen nezaretinde turuncu kemere kadar çalışmalara devam ettim.   Bushido dojosun da çalışmaların haftada sadece 2 günle sınırlı olması nedeniyle Fındıkzade K. Yüceler dojosun geçiş yapmak zorunda kaldım.  Haftada 4 gün Sensei Mehmet Aygün nezaretinde devam ettiğim çalışmalar ile yeşil kuşağa yükseldim.  Daha sonra Mehmet Aygün ve rahmetli Hamit Şahin hocalarım Sur içinde Şahin Spor Merkezini açtılar ve çalışmalar oraya kaydırıldı. O dojonun sporcusu olarak defalarca İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarım oldu.

 S3: Rahmetli Sensei Hamit Şahin.  En verimli zamanlarında vefat etti, çok erken ayrıldı aramızdan. Türk karatesine çok değerli katkıları olan bir isimdi. Bize ondan, onunla yaptığınız çalışmalardan biraz bahsedebilir misin?

C3: Kendisini burada bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum.  Hamit hocam katı bir kumiteciydi. Ders disiplini oldukça sertti. Örneğin her cumartesi dojomuzun serbest kumite günüydü ve tabiri caizse benim bire bir sopa yeme günümdü. Bunu serzeniş olsun diye söylemiyorum. Gerçekten benim başarılı olmam için gösterdiği çaba ve emeğe minnettarım.  Mekânı cennet olsun.

S4:  Avrupa şampiyonluğun Hamit Senesinin vefatından önce mi, sonra mı? 

C4: Hamit hocam bizlerin zirvede olduğu bir dönemde İngiltere’ye gitti. Onun İngiltere’ye gidişiyle de benim yaşantım da yönetmekte zorlandığım bazı sorunlar ortaya çıktı. Örneğin bir süreliğine de olsa dojo aidatlarımı ödeme sıkıntısına düştüm ve kulüpsüz kaldım. Zirvedeyken turuncu kemere yenik düşer hale geldim. Kısaca Hamit hocamın İngiltere’ye gitmesiyle sahipsiz kaldım. Vefatı daha sonra ki yıllardır.

S4: Peki Avrupa şampiyonluğuna giden yolda sana kim sahip çıktı?

C5: O zor günlerimde Türk karatesinin  değerli ismi Sensei  Dr. Alev Oral hocam beni  dojosun kabul etti, baştan itibaren tıpkı Hamit hocam gibi benimle çokilgilendi. Motivasyonumu yükseltmek için yemeğe götürür, baş başa sohbet ortamları yaratırdı. Onun sayesinde  kendime güven geldi, kendimi ispat etme duygum çok yükseldi, elimden gelenin en iyisini yapma mücadelesine girdim. Sporda en önemli şeyin isteklendirme ve öz güven olduğunu o dönemde öğrendim. Çok geçmeden yeniden toparlandım  eski derecelerimi bir kez daha yenileme şansını yakaladım, kürsüdeki yerimi tekrar ele geçirdim. Genç erkek kumite 60 kg. Fransa /Paris birinciliğine uzanan yolda yanımda değerli büyüğüm, kıymetli hocam Dr. Alev Oral vardı.

S6: İlyas çığım sen Türk karatesinin tarihinde EKF (WKF) ilk altın alan, Avrupa’da istiklal marşımızı çaldırıp bayrağımızı göndere ilk yükselten ismisin. O anı, o an yaşadıklarını bizimle paylaşır mısın?

C6: İlk olmak tabi ki çok özel bir duygu. 1989 yılı Fransa Paris Avrupa şampiyonası genç erkek 60 kg. da kürsüye çıktım. O anı anlatmak çok zor. İnsanın içinden bir ses dalga dalga yükseliyor.   Sana emeği geçen herkesi o an saygı ve minnetle omuzluyorsun.  S. Hamit Şahin,  S. Alev Oral,    S. Hakan Alpay, S. Atilla Çeliktürk aile büyüklerin, bayrağın, ülken her şey ama her şey üzerinize üzerinize geliyor ve yüreğinizden bir sevgi seli fışkırıyor. Şimdi o anların hatırası bile tüylerimi diken diken ediyor.

S7:  İlyas çığım sanki yaşanılanlar biraz kolaymış gibi soruyorum ama sende bize çok kısa cevaplar veriyorsun,  yani ben o yılların zorlu şartların da,  o kürsüye tırmanmanın Everest’e tırmanmakla eş anlamlı olduğunu biliyorum. Şimdi rica etsem o yılları yaşamış bir şampiyondan, yeni kuşak kardeşlerimize sizlerin yaşadığı zorlukları, yoklukları, aşk ile tırmandığınız zirve yolculuklarını biraz karşılaştırmalı örneklerle anlatır mısın?

C7: Bugünün koşullarında spor yapan kardeşlerim, bizlerin yaşadığı yoklukları, zorlukları gerçekten anlayabilirler mi? Tesis, ekonomik destekler, mili takım kampları o yıllar ve bugün!  Doğrusunu söylemek gerekirse bugün genç kardeşlerim olağanüstü şanslı. Aldıkları devlet desteği, kullandıkları tesisler, kamp konforları bizim hayal bile edemeyeceğimiz büyüklükte. Size anlattım dojo aidatımı ödeyemediğim için kulüpsüz kalmış, eline lisansı verilip kapı dışına bırakılmış biriyim.

Bir de şu çok ağrıma gitmişti, hiç unutmuyorum bugün kendisini hanchi ilan eden ( İ.T )‘da kulübümden ayrıldığım için beni vatan haini ilan etmişti.  Sanki bir başka kulüp bana transfer parası ve maaş teklif etmiş de ben de beni yetiştiren hocamı ve kulübümü maddi menfaat karşılığı terk etmişim gibi… Anlayış şu. Aidatını ödeyemiyorsan kulübünle beraber karateyi de bırakacaksın yoksa vatan hainisin…  Şu tirajı komik duruma bakar mısınız? Gerçi o insan 25 yıl sonra hatasını anlayıp benden özür diledi ama içimde bir yara işte!  Bugün genç kardeşlerim o günlerde bizim kaç cephede savaştığımızı anlamaları için örnek olsun diye anlatıyorum. Yani bugün Türk sporunda şartlar çok farklı bir nokta da. Başarı ödüllendiriliyor, yerel yönetimler işin içerine girmiş, aidat vs. zorlukları en aza inmiş. Bugünün konforlu imkânlarını bizim yaşadığımız o zorluklarla kıyaslamak mümkün mü?

ilyasgencer2S8: Akdeniz ve Avrupa şampiyonluğunun karşılığın da ne gibi ödüller aldın?

C8: Ödül yönetmeliği yanılmıyorsam rahmetli Özal döneminde çıkartılmıştı. Bu yönetmelik sonraki yıllarda biraz deforme edildi. Yani yönetmeliğin bir karşılığı vardı ama bir şeyler hep bir yerlerde takılabiliyordu. Mesela ben Akdeniz ve Avrupa şampiyonu olduğum da sıcağı sıcağına ödüllendirilmedim. Fransa’ya yerleştikten epey sonra,  rahmetli Süleyman Demirel hükümeti zamanın da sporda haksızlığa uğramış, mağdur bırakılmış isimler için bir kanun çıkartıldı öyle ödülümü alabildim. Doğrusunu söylemek gerekiyorsa verdikleri ödül de yönetmeliğinin karşılığı değildi. 13.000 alman markı aldım. Sanırım bugünkü değeri 26.000 TL civarı olsa gerek.

S9: Peki kamp ortamlarınız?

C9: Tekrar ediyorum bu gün genç kardeşlerim çok şanslı. Milli takım kampları 5 yıldız otellerde yapılıyor. Otellerin konferans salonları tatemi döşenip dojo haline getiriliyor. Sporcular odalarından çıktıkları anda antrenman salonundalar. Uçakla seyahat ediyor, özel araç tahsisiyle transferleri sağlanıyor. Devletimiz sporun ve sporcunun yanında duruyor. Bunlar harika şeyler. Bizim zamanımızla kıyaslama yapılabilmesi için sadece bir örnek vereyim. Almanya Münih için milli takım olarak kampa girecektik son anda bütçe yetersizliği nedeniyle kampımız iptal oldu. Kamp hocalarımız S. Hakan Alpay ve Atilla Çeliktürk dâhil bütün sporcular kendi imkânlarımızla kamp yaptık. Hazırlıklarımızı devam ettirdik.  Ama şunu gururla söylemeliyim evet o zaman tesis yoktu, transfer yoktu, bütçe yoktu, uçak yoktu, ödül yoktu, yokluklar çoktu… Ama antrenörüyle sporcusuyla mangal yürekli, aslan yürekli insanlar vardı. Biz o yokluklar içinde kürsüye çıktık.   Hepimizin motor gücü ülke sevgisiydi. Genç kardeşlerime tavsiyem şu an aldıkları desteklerin kıymetini bilsinler, bu gücü, bu sevgiyi her şartta yaşatabilsinler.

S10: Peki şimdi filmi başa sarsak aynı şartlarda aynı zorluklar içinde zirve yarışına çıkar mısın?

C10: Bakın ben 25 yıldır Fransa da yaşıyorum,  burada inşaat sektöründe başarılı bir iş adamıyım. Çok şükür ekonomik anlamda çabalarımla iyi bir yere geldim. Ama geride kalan 25 yılın bir günü yoktur ki o dönemde mücadele ettiğim arkadaşlarımı, hocalarımı, ülkemi hatırlamayayım. Bugün yaş olarak geçmişi akli selimle, olgunlukla değerlendirebileceğim bir yaştayım. İnanın filmi tekrar başa sarsak aynı mücadeleleri aynı yokluklar-imkânsızlıklar içinde vermeye hazırım. O dönemin antrenörleri, o dönemin sporcuları tek tek dava insanlarıydı. Bizim için en büyük ödül kürsüye çıkmak. Ülkemizi en iyi şekilde temsil etmekti.

S11: Bunca yıl sonra içinde kalan bir ukde, karate adına şunu da yapsaydım dediğin bir keşken var mı?

C11: Önce şunu söylemeliyim, dünya ya yeniden gelsem yeniden karate yapardım. Karate bana yaşam algımı, yaşam tecrübemi geliştiren çok önemli yollar açtı, halen de bu yolda ilerliyorum.  1990 yılı mayıs ayından bu yana Fransa da yaşıyorum, çok yoğun iş yaşamıma rağmen karateden hiç kopmadım, karate çalışmalarıma burada da devam ediyorum. Son iki yıldır karate ye daha çok zaman ayırabiliyorum, yetiştirdiğim öğrencilerim var. Keşke diyebileceğim yegâne konu sanırım ülkemden erken kopmak oldu. Yani ülkemde olmak, ülkem adına daha çok yarışmalara katılmak,  daha çok başarıları ülkeme taşımak, Türk sporuna, Türk karatesine, kendi gençliğimize daha çok hizmet etmek isterdim

S12: son yıllarda uluslararası yarışmalarda giderek yükselen başarı grafiğiyle dünya karatesinin ilgi odağı haline gelen Türk karatesini nasıl yorumluyorsun?

C12: Bu ülke hepimizin ülkesi, başarı hepimizin başarısı. Elbette gurur duyuyorum. Ama kişisel olarak şu gözlemimi söylemeliyim. Bir duvarı örmek için alttan yukarı sırasıyla tuğlaları üst üste koymak gerekiyor. Bugünün başarısının altında geçmişte bütün yokluk ve yoksulluklara rağmen cansiperane mücadele etmiş hocalarımız ve sporcu arkadaşlarımız var. Bazen bakıyorum başarı tekleştiriliyor. Sanki birisi çıkmış ve bu başarılar hemen oluşuvermiş gibi bir algı geliştiriliyor. Şu an devletimizden Allah razı olsun, geçmişle karşılaştırıldığında bugün karatenin elinde dev bütçeler var. 25 yıl öncesinin bütçesi ve bugünün bütçesine bakıldığın da kıyaslama bile yapılamaz.

Karate federasyonu olimpiyat bütçesi gibi dev haracımalar yapabilir durumda. Biz bütçe olmadığı için yapılamayan kamplar yaşadık yani şimdi öyle mi? Geçmişini unutanlara kızıyorum. Unutulmasın vefasız olanlar vefasızlıklarıyla tarihe gömülürler. Bakın biz yıllardır gurbet ellerdeyiz.  Ama bedenimiz burada yüreğimiz vatan topraklarında. Türk karatesine hizmet etmiş geçmişten günümüze herkes tek tek ahde vefa yüreklerimiz de. Türk sporuna,  Türk karatesine dün de bugün de hizmet eden nerede kim varsa onlardan da, bu muhteşem imkânları sunan devletimizden de Allah razı olsun.

S13: Fransa dünya spor karate tarihinin yazıldığı ülke. Orada sistem nasıl işliyor. Örneğin antrenörlük kademeleri, milli takım seçmeleri, milli takım kampları, ödül yönetmelikleri hakkında biraz bizi bilgilendirebilir misiniz?

C13: Antrenörlük kademeleri. sporda antrenör kademeleri bir Avrupa birliği projesi, Avrupa da 4 kademe antrenörlük var. Bizim ülkemiz de neden 5 kademe yapılmış onu bilmiyorum. Fransa da antrenörlük çok önemsenen bir alan, eğitime, antrenörlerin donanımlı olmasına çok önem veriyorlar. Özellikle katacı, kumiteci ayırmaksızın temel teknik ve katalar öne çıkıyor. Bizim ülkemizde antrenörlük kavramının suyu çıkartılmış. Antrenörlüğü ciddiye alan bir sisteme ihtiyacımız var.

Seçmeler. Fransa karate milli takım seçmelerin de bir farklılık yok. Aynen bizdeki kriterler burada da geçerli.

Milli takım kampları.  Fransa milli takım kamplarına gelince.  Üç ila beş gün arası kamp yapıyorlar. Herkes kulübünde ne kadar hazırlandıysa onunla yetiniyor. 5 yıldız otellerde büyük harcamaların yapıldığı aylarca süren kampları yok, o bizim ülkemize ait bir şey. Bence bu bile karatenin Fransa geneline nasıl yayıldığını, antrenörlerin eğitim standardını, antrenör eğitiminde hangi seviyede olduklarını anlamamıza yardımcı olabilecek bir done… Bir Fransız genci kulübünden çıkıyor gidip Avrupa ya da dünya şampiyonu oluyor!

Eğitime bir de bu açıdan bakılmalı.  Bizim ülkemiz de bir ara yol bulunmuş, turnuvalarda üretilen millilikler üzerinden antrenör üretiliyor. Kaliteyi, donanımı sorgulayan kriterler yok. Her şey seçime odaklı. Tabi ki bu şekilde de bir antrenör standardına ulaşılamıyor. O zaman uzun süreli kamplar başlıyor. Maliyet hesapları artıyor. 80 milyon insan kaynağımızın da, parasal sarfiyatımızın da doğru kullanılmadığı akla geliyor.

Ödül. Fransızlar başarılı sporcunun ödüllendirilmesi kavramını daha henüz keşfetmemişler. Öyle bir ödül yönetmelikleri yok.  Avrupa ya da dünya şampiyonu olan hiç bir sporcuya ödül vermiyorlar.   Fransa da başarının karşılığı; sporcunun milli duyguları.

S14: Engelliler federasyonları var mı onlarla ilgili ne gibi çalışmalar yapılıyor?

C14: Evet engellilerle ilgili federasyonları var,  çok önemsiyor ve titiz organizasyonlar gerçekleştiriyorlar. Ama sporda uluslararası başarı getiren engelliye de ödül vermiyorlar.   Geçenler bir arkadaşım Belçika da engellilere daha iyi fırsatlar sunulduğunu söylemişti, ayrıntılarını bilmiyorum. Bildiğim Fransa da sporda başarının maddi karşılığı yok. Ama buna rağmen Fransa karate de dâhil olmak üzere birçok dalda dünyanın en iyi sporcularına sahip. Olimpiyat oyunları sıralamasında her zaman iyi bir yerdeler. Bence bunun nedenleri gerçekten araştırılmaya değer.

S15: İlyas çığım Fransa da iyi bir işin, mutlu bir evliliğin ve dünya güzeli çocuklarınla yaşıyorsun.  Allah bu güzel tabloyu korusun. Peki, şampiyon bir baba olarak çocuklarının spor yapmalarına, spor kültürü edinmelerine çaba gösteriyor musun? 

C15: Ailem ve çocuklarım onlar en önemli yaşam enerjim. İyi ki varlar.  Onların spor da branş seçimlerine hiç karışmadım, saygı gösterdim. Oğlum tenis oynuyor, kızım atletizmde 100 metre kısa koşucu. İkisi de turnuvalara katılıyorlar. Onların yarışa hazırlandıkları süreçte müthiş heyecanlanıyorum. Madalya aldıkları gün se inanılmaz mutlu oluyorum. Önümüzde ki haziran ayında milli takım seçmesi niteliği de taşıyan Türkiye atletizm şampiyonası yapılacak. Türkiye ye geleceğiz. Kızım eğer orada başarılı olur seçmeleri geçerse temmuz ayında Sırbistan da yıldızlar şampiyonasında Türkiye’yi temsil edecek. Kızımın üzerinde kırmızı beyaz milli takım formasını görmeyi çok arzu ediyorum.

S16. İlyas çığım bize zaman ayırdığın için çok teşekkür ediyorum. Son olarak vermek istediğin bir mesajın var mı?

C16: Aslında ben sizlere çok teşekkür ediyorum. Hatırlanmak güzel bir şey, iyi ki varsınız, tarihte ne yaşanmışsa o tecrübeleri yerli yerine koymak geleceği doğru planlamamıza yardımcı olacaktır.  O bakımdan ben sizin üstlendiğiniz bu misyonu çok değerli bulduğumu bilmenizi isterim. Sporcu kardeşlerimi ve aziz ülkemi sevgi ve hasretle selamlıyorum.

Hasan OKUŞ: Oss

İlyas GENCER: Oss

Röportaj. Hasan OKUŞ

www.olympickarate2020.com

www.turkkarate.com

 

Bir Cevap Yazın