Ropörtajlar
Linklerden
![]() |
Artvin Karate İl Temsilciliği |
![]() |
Dr. Aytekin SOYKAN |
![]() |
Hakan ALPAY Sensei |
![]() |
Türkiye Karate Federasyonu |
![]() |
İKAD - İstanbul Karateciler Derneği |
Sitede Ara
Ziyaretçi Sayacı
![]() | Bugün | 249 |
![]() | Dün | 361 |
![]() | Toplam | 193021 |
Şu anda 14 konuk çevrimiçi
Etiketler
karate kata bulut_baba bulut baba spor shotokan dosyas dr alev oral hakan alpay sensei haberler kumite shuri okinawa naha funokoshi ohtsuka shorin goju itosu shito avrupa karatesi naha te enoeda asai nishiyama yahara türk karate tarihi doping atatürk ve spor atatürk ve spor sensei ve desi yumruk zanshin kiiai atilla çeliktürk kasuya
Powered by RafCloud
| Uzakdoğu Felsefesi ve Karate-Do |
|
|
|
| Dz.Kur.Alb.Ramazan ÖZÜM tarafından yazıldı. |
| Cumartesi, 26 Nisan 2008 17:18 |
Değerli Karate Do severler; Yıllardır Karate Do çalışıyor olmamıza rağmen do felsefesi ile ilgili bilgilerimizin çok sınırlı olduğu bilinen bir gerçek. Bu konuda yeterli bilimsel kaynak bulmak da zor. Karate Do felsefesinin iyi bilinmesi bu savunma sanatının tanıtımı, süratle yaygınlaştırılması, karatekaların bu konuda bilinçlendirilmesi ve karateye daha çok ilgi duyulması açısından önem taşımaktadır. Daha önce Karate Do’nun daha iyi tanıtılması için alınabilecek tedbirler konusundaki makalemde de bu konuda büyük eksiğimiz olduğunu dile getirmiştim. Bu yazımda uzakdoğu din ve kültürlerinin Karate Do Felsefesi ile ilişkisi konusundaki görüşlerimi dile getirmeyi istiyorum. Daha önceki dönemlerde fazlasıyla tartışılmış bu konuyu tekrar gündeme getirerek sizleri sıkmak istemiyorum ama arşivleri tararken farklı düşünce ve yaklaşımlar olduğunu yeni farkettim ve ben de konuyu farklı bir bakış açısıyla değerlendirerek düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim. Önce savunma sanatlarının ortaya çıktığı o dönemlere bir göz atalım. Uzak doğu ülkelerinin dinleri incelendiğinde Budizm ve Budizm öncesi dönemde Hindistan’da var olan Brahmanizm ile yerli halkların eski din ve kültürlerinin birbirlerinden etkilenmiş olduğu görülür. Zaten bu dinlerin başlangıçta bir din olarak değil, birbirlerinden etkileşim içerisinde bir kültür ve öğreti biçiminde ortaya çıktığı ve yüzyıllarca bu şekilde devam ettikten sonra bir din olarak benimsendiği anlaşılır. Bu çerçevede Buda öğretisinin savaş sanatlarının menşeyi olarak bilinen Uzak doğu ülkelerindeki seyrini kısaca gözden geçirelim. Budizm MS 69 yılında Çin’e girmiş ve Budizm’in yayılmasında kral ve çevresindekilerin büyük etkisi olmuştur. Budizmin Çin’de yayılması Çin halkının Hintçe bilmemesi ve Budizmin Çin gelenek ve kültürlerine ters olması nedeniyle yavaş olmuştur. Budizm ancak halkın beğenisini ve seçimini kazanacak köklü değişiklikler geçirdikten sonra yaygınlaşabilmiştir. Budizm Çinde tüm Çinlilerin onayını alamamış bir yabancı öğreti olarak kalmıştır. Taoculuk’la, Konfiçyüsçülük’le bazen karşı karşıya, bazen yan yana, bazen de bir arada yaşamını günümüze kadar sürdürmüştür. Çinli, Taocu yada Konfiçyüsçü olmayı bir yandan da Budizmi benimsemeye engel olarak görmemiştir. Çinlinin görüş açısından bakınca, bunlar, birbirlerine karşıt olmaktan çok, amaçları daha erdemli, daha akıllı, daha mutlu ve daha uzun yaşamanın yollarını, sırlarını öğretmek olan, birbirlerini tamamlayan öğretilerdir. Budizmin Kore’ye gelişi ise MS 4 YY’dan sonra olmuş, kısa sürede çok tanrılı din olan Şamanizm’in üstünü örterek ulusal bir din konumuna gelmiştir. MS 5.YY’da ise göçmenlerle ve gemilerle Japonya’ya giren Budizm, İmparator ve soyluların büyük desteğinden yoksun kalmamıştır. Budizm 12 YY’da imparatorun yetkilerini alan ve babadan oğula geçen asker baş komutanların (shogun) yönetimi döneminde Zen Budizm’i olarak da Japonya’ya gelişmiştir. İpek yolunun güvenliğini sağlayan ve ticaretin kazançlarından yararlanan Uygurlar, bir ticaret toplumu olmuşlardı. Yol üzerindeki Budist manastırları da büyük güç kazanmış, toprak sahibi olmuşlar, hatta para bile bastırmışlardı. Budizm yaklaşımını benimseyen Uygurlar, MS. 8.YY’da Budist rahiplerle gerek ticaret gerekse din alanında çok yakın bir ilişki içerisinde olmuşlardır. Uygur devleti yıkıldıktan sonra Çinde Budizm’e karşı aleyhte bir akım oluşmuş ve büyük bölümü yabancı olan ve zenginliğin önemli bölümünü elinde bulunduran Budistlere karşı toptan kıyım girişimleri olmuştur. Bu aşamada Budist rahiplerin manastırlarda bulundukları sürece bu kıyımlardan kendilerini kurtarmak ve kendilerini savunmak amacıyla bir savunma sanatı geliştirmiş olmaları muhtemeldir. Bu savunma sanatı da Karate Do’nun temeli olarak ortaya çıkan Kung Fu olarak kendini göstermiştir. Bu çerçevede Kung Fu’nun Şaolin manastırında oluşumu ve şekillenmesinde Budizm ve felsefesinin önemli payı olduğu veya en azından Kung Fu’nun yaratıcılarının Shaolin rahipleri olmasının bu savunma sanatının din sentezli bir oluşumla şekillenmesine neden olduğu yaygın bir görüştür. Dolayısıyla günümüzde shaolin rahiplerinin ortaya çıkardığı savaş sanatlarının kendi öğretilerinden etkilenmiş olduğu iddiasının yaygın olması da doğaldır. Ancak bu yaklaşımdan farklı olarak, Kung Fu’nun felsefesinde yatan temel ögelerin, rahiplerin o zamanki inanışlarından ziyade yaşam biçimleri ve bireysel ilişkilerindeki yumuşaklığın, sevgi ve saygının bir yansıması olarak kendini göstermiş olması kuvvetle muhtemeldir. Karatenin tanınması ve yayılması sürecinde Okinawalıların Shaolin rahiplerinin günümüzde evrensel nitelikler olarak kabul ettiğimiz bu kişisel davranış ve yaklaşımlarını örnek almış olmalarının karate Do felsefesinin şekillenmesinde önemli rol oynadığını söylemek mümkündür. Şimdi konuya bir de din ekseni dışından bakalım; Konumuz Karate Do olduğuna göre yeri geldiğinde diğer uzak doğu ülkelerinin de kültürlerine yer vererek konuyu biraz daha Japonya ile sınırlı tutalım. Japonya’da bütün her şeyin tören havası içerisinde icra edildiği bir kültürün var olduğunu bilmeyen yoktur. Su içerken bile törensel bir atmosfer içerisinde bu işlemi gerçekleştirmesi, başkasından hediye alan bir Japonun hediyeyi iki eliyle alması bu esnada hafif eğilerek karşısındakini selamlaması, karategi veya aikidogi üzerine giyilen hakamanın itina ile giyilip çıkartılması ve sonrasında katlama işlemi japon kültüründe törenselliğe verilen önemin bir yansımasıdır. Bunlara sayısız örnekler verilebilir. Japon savunma sanatları olan Karate Do, Judo ve Aikido gibi do sanatlarında da bu durum açıkça görülür. Karate Do’da antrenman öncesi ve sonrası yapılan “mokuso” da bu törenselliğin bir örneğidir. Günümüzde meditasyon (mokuso) din eksenli yapılmasından çok psikolojik ve bedensel rahatlama maksadına yöneliktir. Sportif kapsamda yapılan mokuso ise zihnin günlük sorunlardan, sıkıntılardan arındırılarak antrenmana hazırlanması ve antrenman sonrası tekrar gerçek yaşama dönüşü yansıtır. Burada amaç düşünmemeyi düşünmek veya hiçbir şey düşünmemektir. Japon savunma sanatlarındaki sevgi, saygı, tevazu ve alçak gönüllülük olgunlaşmanın göstergesidir. İnsan öğrendikçe bilmediklerinin farkına varır ve bilginin sonu olmayan yol olduğunun bilincine ulaşır. Yaşam boyunca daha öğreneceğiniz pek çok şeyin olduğunu bilmek üstünlüğü ve kibirliliği törpüler, olgunluğa erişime yön verir. İnsanlarda oluşturulması istenen bu davranış değişiklikleri tüm alanlarda olduğu gibi Karate Do’daki eğitimin de bir hedefidir. Pekçok uzakdoğu savunma sanatları az yada çok ortaya çıktığı kendi ülkelerinin kültürlerini yansıtmaktadır. Bu savunma sanatlarının gerek selamlama ve gerekse çalışma ortamındaki uygulamaların farklı oluşu bu ülkeler arasındaki kültürel farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Tüm bu örnekler Karate Do sanatının din olgusundan ziyade Japon (veya Okinawa) kültür ve eğitim olgusunun etkisini ön plana çıkarmaktadır. Burada kültürün şekillenmesinde dinin payı varmıdır? sorusu akla gelebilir. Dünyada aynı dine mensup fakat farklı ve hatta tam zıt kültürlere sahip sayısız ülkeler ve toplumlar mevcuttur. Bizim S. Arabistan veya İran ile aynı kültürü paylaşmadığımız gibi, Japonya, Çin ve Kore kültürleri de birbirinden çok farklıdır. Bu nedenle Do savunma sporlarının felsefesi ve do ilkeleri budizm inanışından ziyade bu savunma sanatlarının menşei olan ülkelerin kültürlerinden etkilenmiştir, diyebiliriz. Aksi halde hiçbir do sporunun bu yönüyle birbirinden farkı olmazdı. Din elbette ki insan yaşamında önemli bir faktördür. Ancak savunma sanatları çalışmalarını din ekseni üzerine oturtmak gereksizdir. O Sensei Funakoshi Karate Do’yu budizm felsefesine göre çalışmamış ve buna göre şekillendirmemiştir. Eminim ki O, Karate Do ve budizm ilişkisini kabul etmez ve benimsemezdi. Çünkü O, Karate Do’yu ulusal bir savunma sanatı olmaktan çok, dışa açılmayı ve tüm dünyaya tanıtmayı amaçlamış, evrensel bir sanat olmasını öngörmüştür. Ayrıca bunu tanıtırken Budizm’i ve Japon kültürünü dünyaya yaymayı hedeflediğini düşünmek O Sensei’ye haksızlık olur. Bu çerçevede, Karate Do’yu Japonya’da oluşturulan ve daha sonra uluslararası alana yayılan temel prensiplerle uygulamak gerekir. Eski bir roma atasözü vardır; “Roma’da Romalılar gibi davran”. Dolayısıyla Dojo’da teknikleri japonca terimleriyle öğreniyor veya telaffuz ediyorsak Karate Do’nun prensiplerini de japonlar gibi uygulamalıyız (Neticede Japonlar da o zamanlar Okinawalı olmamalarına rağmen onların uygulamalarını benimsemişlerdir). Çünkü Karate Do artık evrensel bir spor haline gelmiştir. Dünyanın hangi yerine giderseniz gidin dojoya girerken çalışılan ortam selamlanır. Bu selamlama dojonun kutsallığından değildir. Dojo bir karate do öğretisinin mekanıdır. Bu mekan selamlanır öğretilen şeylerin ortamı olduğu ve buna imkan sağladığı için... Sensei’ler selamlanır öğretide bize rehber oldukları, davranışları ile karatekalara örnek oldukları için....Bizden kıdemli olanlar selamlanır öğretide bizden daha ileride oldukları için...ve karatekalar selamlanır öğretide ve çalışmalarda bizlere eşlik ettikleri için.... Kısaca Karate Do nasıl çalışılması gerekiyorsa öyle çalışılmalıdır. Karatenin yerdeki selamlaması “Bize uymaz, dinimize, kültürümüze terstir, değiştirelim kendimize uyduralım” düşünceleri evrensellikten uzaklaşmak ve karateyi herkesin kendi dinine, kültürüne uyarlaması ve kendi istediği gibi uygulaması anlamına gelir ki bu da karate do dünyasında kaos yaratır. Zamanla farklı ülkelerin karatekalarını birbirlerini anlayamaz hale getirir. Bu nedenle kendi dini uygulamalarımızla inançlarımızı Karate Do felsefesi ile karıştırmadan, Karate Do’yu kendi ülkesinde icra edildiği gibi uygulamak en doğrusudur. Bu, kimsenin kendi dininin gereksinimlerini yerine getirmesine engel değildir. Sonuç olarak selamlama (oturarak dojoyu, Sensei’yi ve Sensei’leri selamlama), meditasyon ve benzeri hareketlerin dinimize uygun olup olmadığı yönünde zaman zaman ortaya çıkan endişeleri gereksiz buluyorum. Dinimizi çok iyi bildiğimiz, şekilsel olarak düşünmediğimiz, inançlarımızı hurafelerden uzak tuttuğumuz, bağnaz saplantılar içinde olmadığımız, kısaca bu konuda bilinçli ve eğitimli olduğumuz sürece endişelenecek bir durum yoktur. Tüm Karatekalara saygı ve sevgilerimle, Ramazan ÖZÜM Karateka |






