Ropörtajlar
Linklerden
![]() |
Bulut Karate Center |
![]() |
Denizli Karate İl Temsilciliği |
![]() |
Sofuoğlu Ailesi Karate Sitesi |
![]() |
Türk Karate Forumları |
![]() |
Çelebi Spor Kulübü |
Sitede Ara
Ziyaretçi Sayacı
![]() | Bugün | 264 |
![]() | Dün | 361 |
![]() | Toplam | 193037 |
Şu anda 14 konuk çevrimiçi
Etiketler
karate kata bulut_baba bulut baba spor shotokan dosyas dr alev oral hakan alpay sensei haberler kumite shuri okinawa naha funokoshi ohtsuka shorin goju itosu shito avrupa karatesi naha te enoeda asai nishiyama yahara türk karate tarihi doping atatürk ve spor atatürk ve spor sensei ve desi yumruk zanshin kiiai atilla çeliktürk kasuya
Powered by RafCloud
| Karate-Do Bedenin ve Ruhun İlacı |
|
|
|
| Necmettin ÖZDEMİR tarafından yazıldı. |
| Cuma, 16 Ekim 2009 13:07 |
|
Dojo’nun kapısından girdiği ilk günü çok iyi hatırlıyorum. Çünkü dar girişin ağzında karşılaşmıştık onunla! 9-10 yaşlarında ufak tefek, çelimsiz, üflesen düşecekmiş gibi zayıf bir çocukcağızdı. Her nedense bana biraz da pısırık biriymiş gibi gelmişti! Günümüzde o yaşlardaki çocuklarda görmeye alışık olmadığımız bir ağırlık vardı tavırlarında…
Doruk Spor Merkezi’nin kurucusu, başkanı, yöneticisi, başka bir deyişle her şeyi Ali Abiye ( Ali Küçükateş) korka korka yanaştı ve karate kurslarına katılmak istediğini söyledi.
O günden sonra onu her antrenmanda görmeye alıştım. Gözüm hep üzerindeydi. Adı Berke Can’dı. Berke Can bana göre hiç gelecek vaat etmiyordu. Ondan hiç ümitli değildim. Bu çocuktan karateci olmaz diyordum kendi kendime! Bir kere çok sıska ve güçsüzdü. Çabuk yoruluyor ve en basit teknikleri bile uygulamakta zorlanıyordu. Fazladan öğrenme özürlüydü de!.
Aradan altı ay geçti. Berke can konusundaki olumsuz kanaatim değişmemişti. Ondan ümidimi kesmiştim. Ama o inatla karateci olacağım diye çabalayıp duruyordu. Hiçbir antrenmanı kaçırmıyor üstelik Dojo’ya herkesten önce gelip herkesten sonra çıkıyordu.
Zaman içinde Berke Can konusunda yanıldığımı anladım. Artık eskisi gibi çabuk yorulmuyordu. Hep düşük duran omuzları dikleşmeye, tavırları değişmeye başlamıştı. Bedenine hâkim olan güvensizlik yok olmuştu. Yürüyüşü, bakışı bile her gün biraz daha değişiyor gibiydi… Belki de yaşının gereği olarak her gün biraz daha gelişen bedeninin ve güçlenen kaslarının bu olumlu sonuçta büyük etkisi vardı. Ama bence bir diğer neden de onun sebatı ve inadı olmalıydı. Ben dâhil hiç kimse ondaki cevheri görememiştik. Oysa o kendine güvenmiş, içindeki azim sayesinde bedenine, beynine, yeteneklerine galebe gelmişti.
Artık kolayca öğreniyor, en zor teknikleri bile kolayca uygulayabiliyordu. Hem kata da hem de kumite de fena sayılmazdı.
Onu çok seviyordum. Hakkında yanıldığım için içimde ona karşı haksızlık etmişim gibi bir his ve suçluluk duygusu vardı. Ve bu his beni sürekli rahatsız ediyordu.
Genç, özellikle de çocuk sporcularla aram çok iyidir. Onları anlamaya, onların diliyle konuşmaya çaba gösteririm. Böyle davrandığım için de beni kendilerinden kabul ederler. Yanımda rahat davranıp, rahat konuşurlar. Çoğunun babalarından bile yaşlı olmama rağmen kimi amca, kimi abi, kimi de hocam diye hitap eder. Sorunlarını açmaktan, sıkıntılarını benimle paylaşmaktan çekinmezler…
Bir gün Berke Can’a karateye ilk başladığı günleri hatırlayıp hatırlamadığını sordum.
‘ Hiç hatırlamaz olur muyum Necmettin amca’ dedi. ‘ Hem de çok iyi hatırlıyorum. Dojo’nun kapısına kadar birçok kaç kez geldiğim halde içeriye girmeye cesaret edemeyip geri döndüğüm o günleri nasıl unutabilirim ki! O gün koridorda sana rastlamasaydım belki de yine içeri giremeyecektim. Senden çekindiğim için geri dönmeyip içeri girdim. Ve bir cesaret Ali amcaya karateci olmak istediğimi söyledim.’
‘ Peki, niçin karateci olmak istemiştin’ diye çok merak ettiğim ikinci soruyu sordum.
Gülümsedi.
‘ Gerçekten bir nedeni vardı karateci olmak isteyişimin’ dedi.
Dört yıl öncesine gidiyormuş gibi bir süre durup düşündü:
‘ O günleri hatırlarsan ben çok çelimsiz bir çocuktum. Mahallemizde bende biraz daha büyük iki çocuk var. Bu iki çocuk birbiriyle çok iyi arkadaştırlar. Bir özellikleri de her nedense her ikisinin de bana kafayı takmış olmaları. O günlerde her karşılaşmamızda bana mutlaka sataşıp, beni tartaklıyorlardı. Onları kollayıp, onlardan kaçmaktan bıkıp usanmıştım. Derdimi kimseye açamıyordum. Gururum engelliyordu. Babama söylesem üstüne üstlük bir de babamdan dayak yiyecektim. Babamın, ‘ benim oğlum kimseden dayak yemez, dayak atar’ diye bir saplantısı vardı. Ben o çelimsiz halimle iki koca çocukla nasıl başa çıkabilirdim ki? Bir gün Dojo’muzun önünden geçerken değişik renklerdeki kuşaklarıyla karate giysilerini giymiş ben yaşta çocuklar gördüm. İşte o gün içime bir ateş düştü. O dakika karate öğrenip o zalim çocuklara karşı kendimi savunmaya karar verdim.’
‘Ee! Sonra ‘ dedim.
‘ Sonrası’ diye devam etti. ‘ Karateci olmak o kadar kolay değildi. Çok çalışmak istiyordu. Güç, kuvvet istiyordu, nefes istiyordu. Velhasıl iyi bir karateci olmak için çaba, azim ve sabır gerekiyordu. Bende yılmadım, çok çalıştım ve halen de çalışıyorum, tekniklerim yavaş yavaş oturuyor ve artık iyi bir karate ka olacağıma dair olan inancım iyice pekişti diyebilirim.’
Berke Can karşımda bir anda büyümüştü. O konuşmasıyla, davranışlarıyla, düşüncesiyle sadece karateyi değil karatenin ‘DO’ sunu da özümsemiş genç bir insan olmuştu. O’na son bir soru daha sormaya karar verdim:
‘Peki, Berke Can o iki çocuk ne oldu? Hani şu, Karateye başlamana vesile olan Ahbap Çavuşlar.’
Tatlı tatlı güldü:
‘ Onlarla baş edecek kadar karate öğreninceye kadar onlara yakalanmamaya karar vermiştim. Kaçacaktım. Yakalandığımda da dayağımı yiyip oturacaktım. Karateyi ilerlettikten sonra onları bol bol dövüp nasıl olsa acısını çıkarırım diyordum. Bu düşünce mi uyguladım da. Birkaç kez dayak yedim. Çok kez de yakalanmamayı becerdim.’
‘ Sonra’ dedim. Öyle ya zaman içinde Berke Can çok iyi bir karateci olmuş, girdiği müsabakalarda madalyalar alarak karateciliğini kanıtlamıştı. O’nun karateye başlamasına neden olan afacanlardan intikamını alabilmiş miydi?
‘ Onlarla baş edeceğime inanmaya başladıktan sonra da onlardan uzak durmaya karar verdim. Onlara olan kızgınlığım geçmişti. Artık ikisini de hiç zorlanmadan evire çevire dövebilirdim. Ama istemiyordum. Fakat onlar bana bu fırsatı vermediler. Bir gün yanlarına bir başka arkadaşlarını da alarak yine yolumu kestiler. Alttan almama rağmen beni dövmeye kararlı görünüyorlardı. En heveslileri yumruğunu kaldırıp gözü kapalı saldırdı. Çenesinin altına Yoko Geri Keageyi yediği anda gelişinden daha hızlı bir şekilde geri geri giderek yere yapıştı. İkinci ise Mavaşı Geriyi boynuna yiyince Cin çarpmışa döndü. Üçüncü çocuğa vurmadım. Çünkü onu tanımıyordum bile. O günden sonra onlar benden kaçmaya başladılar. Başka kimseyle de kavga etmedim.’
Berke Can’ı yanaklarından öptüm.
İşte gerçek bir karate ka!
İşte karate do felsefesinin binlerce genç bir neferinden sadece biri!
OSS Sevgili Berke Can!
OSS ruhunu ve bedenini karate donun güzellikleriyle bezemiş genç ve temiz beyinler!
Necmettin Özdemir
Karate Ka
|







Yorumlar