Linklerden

Denizli Karate İl Temsilciliği 
Dr. Aytekin SOYKAN  
Sivas Karate İl Temsilciliği 
Sofuoğlu Ailesi Karate Sitesi 
Türkiye Karate Federasyonu 

Translate (Çeviri)

English French German Greek Italian

Sitede Ara

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_counterBugün169
mod_vvisit_counterDün343
mod_vvisit_counterToplam191825
Şu anda 7 konuk çevrimiçi


Yüz yirmi yıl yaşamak ister misiniz? PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 14
ZayıfEn iyi 
Necmettin ÖZDEMİR tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 21 Aralık 2009 07:57
Yazı konusunun ‘ karate- do ile ilgisi var mı?’ diye soracaklara yanıtımız peşin peşin, ‘var’ olacaktır: Hem ‘sportif karate’ ile hem de ‘felsefi karate’ ile ilgisi var! Karate-do; gönül verenler için yaşam boyu sürüp giden vazgeçilmez bir olgu! Haz alınan, mutluluk duyulan bir alışkanlık! Yemek içmek, nefes almak, konuşmak, yatıp uyumak kadar zorunlu bir ihtiyaç!
 Küçük yaşlarda başlayıp bir ömür boyu süren, yaşam biçimi şekline dönüşen karate-do ‘insan ömrüne ömür katabilir mi?’
Katabilir!
Yüce Rabbimiz kuşkusuz her canlı için farklı bir ömür biçmiştir! Kimisi için kısa, kimisi için de oldukça uzun olan fizyolojik bir süreç takdir buyurmuştur! On bin yıldır yaşayan bir deniz canlısından tutunda, üç bin yıldan fazla yaşayan bir ağaç türüne kadar. ( Kaliforniya’da bulunan Sekoya ağacı) Antalya Elmalı’da da iki bin yaşında bir sedir ağacı bulunmaktadır. Yaşam süresi bilinen en yaşlı hayvan Galapagos’ta yaşayan yüz yetmiş yedi yaşındaki dev bir kaplumbağadır. Bunu yüz yirmi üç yıldır yaşayan bir kutu kaplumbağası ile yüz yıldır yaşayan bir uzun balina izlemektedir.
Bilim adamlarına göre dev kaplumbağalar iki yüz altmış yıl kadar yaşayabilirler. Fillerin yüz elli, hatta iki yüz yıl yaşadığı söylenir. Bazı papağan türlerinin ve kargalarında çok yaşadıkları bilinmektedir.
 
Genellikle iri cüsseli hayvanlar çok, küçük cüsseli hayvanlar ise az yaşarlar. Örneğin kelebekler bir gün yaşarlar! Fareler iki yıl, işçi arılar ise altı hafta ya da sekiz yüz kilometre uçacak kadar yaşarlar! Karasinek ise sadece on yedi gün yaşar…
İnsanlara gelince; doğal insan ömrü yüz yirmi yıldır!
Evet! Doğal insan ömrü tastamam yüz yirmi yıldır!
Şaşırdınız değil mi?
 
Yüce Rabbimizin biz insanlar için takdir ettiği ortalama ömür bazı bilim adamlarına göre bu kadarmış… Hatta ileriki yüzyıllarda bu rakam daha da büyüyecekmiş! Beş yüz yıllık ömürden söz edenler bile var!  
 
Biz tahminleri ve hayali şeyleri bir yana bırakıp bilinenlere yani somut gerçeklere bakalım:
4 Nisan 2007 tarihinde, saat 17.00’ da hayata gözlerini yuman Seher Bulut Nine tam 123 yaşındaydı.
 
Bitlis’in Mutki ilçesinin Meydan köyünde, 1777’de dünya’ya gelen Zaro Ağa ise 29 Haziran 1934’te, Şişli Etfal’da öldüğünde tam 167 yaşındaydı. Hiç doktora gitmeyen Zaro Ağa’nın son yılın da ciğerlerinde tüberküloz, kalbinde de büyüme ortaya çıkmıştı.
Araştırmalar en uzun yaşayan insanın 253 yıllık bir ömür sürdüğünü gösteriyor. 1680’de doğup 1933’te ölmüş olan bir Çinli bu!
 
Anadolu’da ve Kafkasya’da, özellikle köylük yerlerde yüz yılı devirmiş olmalarına rağmen hala sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdüren birçok insanın varlığı inkâr edilemeyen gerçeklerdendir.
 
Bu yaşlı delikanlılardan biri olan Hindistanlı Nanu ram Jogi 27 Ağustos 2007 Tarihinde 90 yaşındayken 21’nci kez baba oldu.
Şimdi akla şöyle bir soru gelebilir:
Mademki doğal insan ömrü ortalama yüz yirmi yılda, niçin yetmişine, seksenine bile gelmeden çoğu insan patır patır dökülüp, erkenden Ahrete intikal ediyor?
Haklı ve çok doğru bir soru!
 
Bazılarımız o kadar bile yaşamıyor!
 
Bu soruya yanıt aramamız gerekir!  Kırklı, ellili yaşlarda ölenlerin haddi hesabı yok!
Sakın bizler doğal ömrümüzü hovardaca ve bozuk para gibi harcıyor olmayalım.
Örnekler üzerinden hareket etmeye ne dersiniz!
 
Kendimden bir örnek vereyim: Heveslendim evimin önündeki küçük bahçeye çim ektim. Aradan bir hafta geçmeden kırmızı toprak harika bir yeşile dönüştü! Baktıkça içim açıldı. Evimin önü her gün biraz daha da güzelleşti. Tam kendimle gurur duymaya başlamıştım ki o güzel yeşillikte sararmalar, solmalar başladı. Çimlik alanın bazı yerleri kel kel oldu. Sordum, soruşturdum ve öğrendim! Çimleri yeteri kadar ve uygun şekilde sulamamışım. O nedenle kurumuş.
 
Pes etmedim. Kuruyan çimleri söktürüp, attım. Bahçeye en iyi cinsinden ve en pahalısından gübreli toprak serip yeniden çim ektirdim. Bir haftaya kalmadı bahçem yeniden yeşilliğe büründü! Sabah akşam geldim, gittim, suladım. Onunla da yetinmedim, bir fıskiye alıp bahçenin ortasına yerleştirdim. Fıskiye yeni gelinler gibi bir sağa, bir sola salındıkça ben zevkten dört köşe olup, ağzım kulaklarımda şezlonga uzanıp etrafı kesiyordum. Bir gün bahçe işlerinden anlayan biri çimlerimin acilen biçilmesi gerektiğini söyledi. Uzunlukları bir karışı geçmiş çimleri biçtirmeye kıyamadım. Biçtirmeye karar verdiğimde de geç kalmıştım. Zamanında biçilmeyen çimler dibinden kurumaya yüz tutmuştu! O günden sonra çim hevesim bitti!
 
Erken ölümlerin nedenlerinden biri de benim çim ekmek ve yetiştirmek konusundaki cahilliğimin bir benzeri olabilir mi?
 
Bir yakın dostum kırk yaşında öldü! Babası da, abisi de ondan önce aynı yaşlarda ölmüştü. Her üçünün de ölüm nedeni kalp kriziydi! Arkadaşım; babasının da, abisinin de ölüm nedenini çok iyi bilmesine rağmen ne yemesine dikkat etti ne de içmesine! Hızlı yaşadı çok genç öldü! Öldüğünde arkasında ağlayan gencecik bir eş ve baba şefkatine muhtaç beş küçük kız çocuğu bıraktı!
 Bir başka örnek:
 
Bir anne üçüz doğursa ve üç çocuğunu da ayni ortamda, ayni özeni göstererek büyütse, olağan koşullarda çocuklar her bakımdan birbirine ne kadar benzer değil mi? Daha sonraları bu çocukların yolları ayrılsa; biri, spora gönül verip, disiplinli bir hocanın gözetiminde iyi bir sporcu olarak yetişse, ikincisi kendini içkiye, eğlenceye, sefahate verse, üçüncüsü ise tembelliği şiar edinip bütün gün miskin miskin yatıp uyusa, bir süre sonra bu benzerlikten eser kalır mı?
 
Veya iki arkadaş ayni gün, ayni renk, ayni model birer araba alsa, bu arkadaşlardan birincisi, arabasını özenli olarak kullansa, zamanında yağını, suyunu, filtresini değiştirip, akşamları da arabasını kapalı bir yere park etse, diğeri ise aldığı günden itibaren arabasını dağa taşa vurup, girilmez yollara girmeye çalışsa, bununla birlikte arabanın ne bakımıyla, ne yağı suyuyla ilgilense, on yıl sonra bu iki arabayı yan yana getirdiğinizde aynı renk ve ayni model olmalarına rağmen bu iki arabanın birbirine benzer tarafını görebilirmisiniz?
Şimdi asıl konumuza dönelim:
Yüz yirmi yıl yaşamamız mümkün demiştik! Çünkü bu insanoğluna Tanrı’nın bahşettiği ortalama ömür süresi! Fazlası da olabilir azı da!
 
 Amaç sadece uzun yaşamakta değil! Sağlıklı ve mümkün olduğu kadar uzun yaşamak!
 Otuz yaşında yaşlanıp, yetmiş yaşında ölen bir insan aslında yetmiş yılın çok altında yaşamış sayılır. Hastalıklı ve illetli, acılarla dolu uzun bir yaşam da uzun bir yaşam kabul edilemez!
Karate-Do felsefesini özümsemiş gerçek bir karate- ka gibi yaşamını planlayan, kuralları ve standartları olan, yedisinde olduğu gibi yetmişinde de erdemi, olgunluğu ve ustalığı aramaya devam eden, bedenini seven ve onu koruyan herkes yeteri kadar uzun yaşayabilir.
En azından sağlıklı yaşar! Yaşı kaç olursa olsun yaşlı sayılmaz!
Kolay kolay elden ayaktan düşmez.
 
Zaro Ağa kadar uzun yaşamanız dileğiyle!
OSS!

Necmettin Özdemir
Karate ka    
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

Yorumlar 

 
#1 serkan 2010-01-11 19:45 hocam çok güzel bir çalışma.zahmetiniz için çok teşekkür ediyorum.elinize kolunuza sağlık ,yüreğinize sağlık diyorum. Alıntı
 

Yorum ekle

Yazılara ekleyeceğiniz yorumlar site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra uygunsa yayınlanacaktır.


Güvenlik kodu
Yenile