Sensei Hakan ALPAY (Röportaj)

Hakanalpay1 Sensei Dr. Alev ORAL ile yaptığımız söyleşinin bitimin de kendi kendime şunu söylemiştim  ”Karate DO sevdası işte böyle bir şey, bu sevda bir kere düştümü er kişinin yüreğine biraz Evliya Çelebilik, biraz da Seyyahlık kaçınılmaz olarak zanaat edinilmiş olunuyor. ” Bu zanaatı Türk Karatesinin filizlenme sürecini temsil eden bir jenerasyonun yaşam öyküsünü neresinden açsak tüm açıklığıyla kendisini gösteriyor. Zaten bu ay ki konuğumuz da böyle bir zanaatın erbabı…

Karate DO ya adanmış bir yaşamı ifade eden çok özel, çok naif bir isim. Türk Karate DO sunun evliya çelebilerinden değerli duayen Sensei Hakan ALPAY.



Hasan OKUŞ:
Sensei söyleşimize başlarken öncelikle hoş geldiniz diyor ve bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum.

Sensei Hakan ALPAY: OSS…

Hasan OKUŞ: Sensei yeni jenerasyona bir sunum yapmak adına kısaca kendinizi tanıtırmısınız?

Sensei Hakan ALPAY: 1953 doğumluyum. Babam bir süvari subayı idi ancak daha sonraları babama öğretmenlik ve daha sonra da Kars ve Lüleburgaz da müze müdürlüğü gibi görevler tevdi edildi. Yani sizin Evliya Çelebi yakıştırmanız bizim Karate DO yaşamımızdan önce babamızın memuriyeti dolayısıyla dünyaya gözlerimizi açtığımız tarihte başladı.

Hasan OKUŞ : Peki çocukluğunuzun o gezgin sürecin de Karate DO ile nasıl tanıştınız..?

Sensei Hakan ALPAY: Karate DO’yu tabi ki İstanbul’da tanıdım. Mecidiyeköy Lisesini bitirdikten sonra üniversite hazırlık kurslarıyla ilgili bir telaş başlamıştı, işte o koşuşturmaca içersinde bir bulvarın üzerine asılmış değerli shian Hakkı KOŞAR ın Harbiyeliler Dojosunu tanıtan, gençleri Karate DO yapmaya davet eden afişleri ilgimi çekmişti. İlgi bu ya ne yapıyorlar orada diye bir bakmaya gitmiştim, işte gidiş o gidiş…

Hasan OKUŞ: O yıllarda Karate DO’yu gerçek dinamikleriyle bilmek mümkün değildi, en azından ön bilgiler alınabilinecek yazılı ya da görsel kaynaklar yoktu , o bilinmezler içerisin de sizi Karate yapmaya motive eden düşünce neydi..?

Sensei Hakan ALPAY: Karate’ye nasıl başladım… Ben İstanbul-Taksim doğumluyum. Mahallemin bıçkın delikanlılarından biriydim lise hayatım oldukça maceralı geçti. Kavgacı bir yapım vardı ve daha fazla kavga etmek için Karate’ye yazılmaya karar verdim. Fakat kazın ayağı öyle değilmiş… Karate-DO beni tabiri caizse mee haline getirdi. Neyse iyide oldu… Eğer hayatım gençlik yaşantım gibi devam etseydi ,bugün ya öbür dünya da olacaktım, ya da hapis köşelerin de.. O bakımdan her şeyimi Karate-DO ya borçluyum.

Hasan OKUŞ: Sensei gençliğiniz de şiddeti seven bir kişiliğe sahip olduğunuzu söylüyorsunuz. Ancak hemen ardından Karate DO nun sizin üzerinizde adeta bir metamorfoz etkisi yarattığını ve hayata başka bir acıdan tutunmanıza fırsatı sağladığını ifade ediyorsunuz. Demek ki sistem gerçekten insanı ruh, zihin ve fiziki anlamda dengeleyen çok güçlü bir işleyişe sahip. Peki şimdi hemen burada şöyle bir değerlendirme yapacak olursanız., Karate DO felsefesinin genel anlamda size yaşam prensipleri olarak kattığı başlıca değişmezler neler oldu..?

Sensei Hakan ALPAY: Sabır etmeyi öğrendim, hoş görüyü hayat tarzımın bir parçası yaptım. Dağınık tavırlarım disipline oldu. Arkadaş çevrem değişti. Kitap okuma alışkanlığım başladı… Çevremde olup bitenleri detaylı bir şekide öğrenme isteğim gelişti… Giyim tarzım ayrıcalıklı bir hale geldi… Ve içim de var olan fakat benim farkına varamadığım duygu ve beceriler açığa çıktı ve onlardan faydalanmaya başladım… Bu değerler de Karate Ka Hakan ALPAY’ın doğmasını sağladı…

Hasan OKUŞ: Sizin tecrübe ettiğiniz bu değişim bizlere bir kez daha gösteriyor ki Karate DO sanatı aslında bir yaşam terzisi. Bizler de o terzinin tasarımladığı kumaşlarız… Peki, Sensei ilkler hep iz bırakanlar, unutulmayanlar yaşamımızda derin izler bırakan olaylar ve olgulardır. Şimdi biraz bu ilklerin üzerinde durmak istiyorum. Dojo da yaşadığınız ilk antrenmanda yüklendiğiniz elektriği… İlk sarı kuşak imtihanınız da yaşadığınız heyecanı, telaşınızı ve imtihan sonrasında belinize taktığınız o kuşağın sizin için ne ifade ettiğini eminim hala o günkü tazeliğiyle anı belleğinizde saklıyorsunuzdur..?

Sensei Hakan ALPAY: İlk dojoya giriş, ilk antrenman muhakkak unutulmaz… Kişiyi heyecanlandırır… Ama ben şu anda bile Karate çalışmasına girerken keyifli bir heyecan duyuyorum… Bazı olayları anlatırsın insanlar ”hadi canım, sende” derler. Yedeği olmayan İnce bir Karate-Gi ve çok fazla terleyen bir Hakan ALPAY… Ve saatlerce Karate DO çalışması… Sınırlı teknik ve sınırlı kombine… Sadece bir tad vardı… Örnek veremeyeceğim bir tad. O tariflendiremediğim tadın, hazzın ifadesi beynim de yer etmişti. Ders bittikten sonra koşarak soyunma odasına gider, terden sırılsıklam olan Karate Gİ’mi sıkar ve tekrar ikinci-üçüncü derslere girerdim. Teknikleri sokakta yürürken bile zihnen tekrar ederek pekiştirirdim. Karate DO dan başka bir düşüncem olmazdı. Beyaz 2. bant ve sarı kuşak imtihanı hariç kuşak testlerine hiç girmedim desem doğrudur. Kyu terfilerim şampiyonalarda yaptığım dereceler sonrası gerçekleşmiş olurdu. Henüz Sarı kuşakta üst kuşaklılarla mücadele etmeye başlamıştım. Henüz Turuncu kuşak olduğum günler de de İngiltere de yapılan Avrupa Karate şampiyonasında ilk mililik duygusunu tattım. Hasan kardeşim, tüm samimiyetimle belirtmek istiyorum… Belimde ki kuşağın rengi beni hiç ilgilendirmedi… Ben sadece Karate-DO öğrenmek ve uygulamak için mücadele ettim. Şu anda bile belim de beyaz kuşak heyecanı, beynim de siyah kuşak olgunluğu ile Karate DO yaşantıma devam ediyorum.

Hasan OKUŞ: Sensei verdiğiniz bu yanıtın içinde beni provoke eden ”şunu da” , ”şunu da” sor diye beni yönlendiren cok ince kıvrımlar var! Mesela merdivenin ilk basamakların da henüz daha turuncu kuşak seviyesindesiniz ve İngiltere de yapılan Avrupa şampiyonasına ilk millik duygularını yaşamaya gidiyorsunuz bu müthiş bir motivasyon. Lütfen acarmısınız o Avrupa şampiyonasının tarihi, orada yaşadıklarınız, o dönem de Türk Karatesi ile Avrupa Karatesinin teknik anlamda seviye farklılıklarıyla ilgili gözlemleriniz..?

Sensei Hakan ALPAY: 1974 yılında Avrupa Karate şampiyonasında mücadele ettim. Turuncu kuşaktım ancak Hakkı hocam yeşil kuşak takarak mücadele etmemi istedi. Şimdi düşünüyorum da aslında o Avrupa şampiyonası bizim için İstanbul Laleli de başladı. Salı günü öğleden sonra Almanya ya giden otobüse bindik (çift akbil!) üç saatte Topkapı’ya geldik. O yıllarda İstanbul çıldırtan bir trafik karmaşasına sahip. Önce Münih’e gittik. Oradan Belçika’nın Östende kentine geçtik… Ve feribotla İngiltere’nin liman şehri Dower ve oradan da trenle Londra ve mutlu son… Cuma gecesi 23 gibi şampiyonanın yapılacağı tesise geldik. Aynı gecenin sabahı da yarışmacı olarak tatemideydim. Bilgi düzeyim Oi Tsuki, Gyaku Tsuki ve Mae Geri’den ibaretti. Favori tekniğim Ashi Barai ise Allah vergisi… Hikite’nin ne olduğu bize dojo çalışmalarımızda öğretildi, öğretildi ama hikite’nin kumite uygulamasıyla ilgili hiç bir alt yapım yoktu…

Şimdi düşünüyorum da orada Alman Wilfrot… Yugoslav İlya Yorga gibi Avrupa Karatesinin önde gelen senseileri arasında nazarlık gibi duruyordum. Kabul etmek gerekir ki Avrupa Karatesinin o süreçte teknik seviyesi ve tecrübeleri bize göre çok yüksekti. Ben orada Yuri Ashi ve Kizami Zuki tekniklerinin ne olduğunu öğrendim. Kumitenin statik bir durağanlığın ötesinde eskivlere bağlı şaşırtıcı tekniklerle anlam kazandığını gözlemledim… Yani Karate DO hayatımın henüz daha ilk evrelerinde böylesi büyük bir hedefin içersine girmek ufkumu açtı diyebilirim. Bu arada tüm tecrübesizliğimle birlikte o şampiyona da 3 karşılaşmayı başarıyla kazandığımı da söylemeliyim. Yarışmalardan sonra o heyecan İngiltere de bir otel de çalışarak orada kaldım. Yani o şampiyona gerçekten hayatımın dönüm noktası oldu, Karate DO nun ne kadar derin ve keyifli bir bütünlük olduğunu orada daha çok kavramış oldum.

Hasan OKUŞ: Günümüzde milli takımlarımız çok şükür dünyanın her yerine uçakla seyahat edebiliyorlar. Sizin bahsettiğiniz o otobüs, tren, feribot gibi ulaşım araçlarının kullanıldığı seyahatin bir diğer zorlu yanında da açılmak zorunda olunan 5 ayrı gümrük kapısı var… Şimdi bu seyahatinizin kaç gün sürdüğünü hatırlıyor musunuz.  Ayrıca böyle bir müsabaka için nasıl bir hazırlık süreci yaşadığınızı, hangi otelde ve hangi tesisler de kamp yaptığınızı, yine o yıllarda federasyonumuz olmadığına göre hangi maddi kaynakları kullandığınızı biraz açarmısınız…

Sensei Hakan ALPAY: Salı öğleden sonra 15.oo de yola çıktık, Cuma gecesi 23.00’de Londra’ya ulaştık. Kamp yerim Taksim Feridiye Caddesi 127.- adresindeki baba evimdi, kampın baş aşçısı ise annem..!

Hasan OKUŞ: Şimdi elimde olmadan aklıma şöyle bir soru geliyor, acaba diyorum bugün aynı şartlar geçerli olsa milli takıma antrenör, sıkletlere uygun sporcuları gazete ilanları ile bulmak mümkün olabilir mi? 80 saat yolculuk ve her şey ailenin dayanma gücüne bırakılmış… Yani o yaşadıklarınızı bugünün imkânları ile karşılaştırmak tabi ki mümkün değil ama İndiana Jons’u kıskandıracak maceralar bunlar. Ve elbette Türk Karatesinin nereden nereye geldiğinin anlaşılması bakımından da çok önemli. Peki, Sensei bu ilk Avrupa şampiyonanız, ilk milliliginiz daha sonra diger uluslararası yarışmalara katılımınızda belirli rahatlıklar oluştu mu?

Sensei Hakan ALPAY: İlk seyahatimiz bahsettiğimiz şartlarda tamamlandı, daha sonraki seyahatlerimiz de MAVİ VAN tipi bir minibüsü hem ulaşım aracımız hem de evimiz olarak kullanmaya başladık. Kurs ya da uluslararası yarışmalara giderken herkes evinden peynir, börek, yumurta, zeytin gibi ailenin hazırladığı gıda çıkınıyla geliyordu. Tüm sporcular Avrupa yollarında araba kullanmayı öğrendik. Paramız olmadığı zaman minibüsümüzü aynı zamanda otel olarak kullanıyorduk. Bu döngü her yıl bir kaç kez tekrarlanan rutin halini almıştı. Sağdan soldan aldığımız borçlar, bir takım geçici işlerde elde ettiğimiz kazançlarla kendi kendimizi finans etmeye çalışıyorduk. Bazen Hakkı hocamızın dojo’dan mazot yardımı topladığı bile oluyordu. Koşullar gerçekten çok zorluydu. Turnuva ve ya kurslara katılmak amacıyla yaptığımız seyahatler genel de Yugoslavya, Avusturya, Belçika, İtalya, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerine oluyordu.

Hasan OKUŞ: Sensei o yıllar da en yoğun ilişkiler sanıyorum Yugoslav Karatesi ile gerçekleşiyordu.  O yıllara dönük sohbetler olduğunda sizin jenerasyonunuzdan herkes özel bir anısını anlatmaya başlıyor. Sizin orayla ilgili hatırınız da kalan bir anınız var mı..?

Sensei Hakan ALPAY: Evet Yugoslavya anıları, askerlik sohbetleri gibidir. Şu an aklıma gelen bir anımı sizinle paylaşabilirim…  Henüz sarı kuşaktaydım. O tarihlerde devamlı Yugoslavlar ile temas yapıyoruz… Belgrat’ta bir turnuva öncesi Yugoslavların dünyaca ünlü senseisi  MARİNKOVİÇ ve Yugoslav yetkililerle Hakkı Senseimiz ve Türk sporcular toplantı yapıyoruz. Uzun bir masa ben sarı kuşak olduğum için masanın en sonunda oturuyorum.. Masanın en başında Hakkı Senseimiz ve Marinkoviç hararetli bir konu üzerinde konuşuyorlar.. Bir ara ben alkışlamaya başladım… benimle beraber tüm gurup alkışladı.. ve Hakkı Senseimiz ile sensei Marinkoviç ayağa kalktılar ve birbirlerini tebrik ettiler…  Sensei Marinkoviç  gurup içinden ayrılarak benim yanıma geldi ve ismimi ve kuşak derecemi sordu.. Ve SEN İLERİDE ÇOK BÜYÜK KARATECİ OLACAKSIN dedi… Bu benim için Yugoslavya ‘ya ait çok motive edici bir hatıra olarak kaldı…

Hasan OKUŞ: Karate Do sevgisi, Karate DO aşkı nasıl bir şey? İlgi duyanların bunun nasıl bir aşk olduğunu anlamaları için o günlerin zorlu koşullarında yaşanılanlara küçük bir empati ile yaklaşmaları bile yeterlidir diye düşünüyorum. Zaten Sensei Dr. Alev Oral ile yaptığımız söyleşide sizlere ”Çılgın Türkler” adını vermiştik, şimdi yaşadıklarınıza bakıldığın da aynı şeyi bir kez daha tekrar etmekten başka bir şey gelmiyor aklıma… Şimdi 1970–1980 zaman aralığın da Türkiye Karate Federasyonu yok, anlaşılıyor ki her şey omuz omuza vermiş insanların kişisel fedakârlıkları üzerinde yol alıyor, sonra Türk Karatesi 1980–1981 sürecinde dönemin BSGM’lügü çatısı altında devlet himayesine alınıyor. O süreçte neler oluyor, hangi koşullar gerçekleşiyor da Türk Karatesi bir federasyon çatısı altında toplanıyor..?

Sensei Hakan ALPAY: Son paragrafı başta söylemek istiyorum… Keşke federasyon olmasaydık… Çünkü, federasyon olmak maddi olarak bir takım imkanlar sağladı ama tüm maneviyatımızı aldı götürdü… Devam edecek olursak Karate’nin bir federasyon çatısı altında toplanması öncesi  federe olmanın taşlarını döşeyen Amatör Karate Organizasyonları Derneği var.  Bu derneğin Türk Karate  tarihinde ki yeri ve işlevi asla atlanılmamalı. 1974 yılında zamanın spor bakanı Yüksel Çakmur, Karate, Taekwondo spor salonlarının siyasi içerikli yerler olduğunu beyan ederek kapatılması için emir verdi. O tarihlerde babam muhtarlar derneğini kurmuştu. O derneğin tüzüğünü örnek alarak AMATÖR KARATE ORGANİZASYONU DERNEĞİ adı altında dernek kurduk ve Sensei Hakkı KOŞAR’a ait ama bizlerin yuvası olan dojomuz kapatılmaktan kurtarmıştık… Bütün faaliyetlerimizi yıllarca bu dernek üzerinden yürütmüştük. Sonra dönemin Judo Federasyonu başkanı Albay Rahmetli Cihat USKAN’ın desteği kazanıldı. Rahmetli kabadayı ruhlu ama çok beyefendi, çok anlayışlı ve çok akıllı bir kişiydi…

Tabii, bizler o dönemde rahmetlinin ilgisini Karate DO ya çekmeye çalışırken ekip olarak evliya çelebi misali bir oraya bir buraya koştururken 5.kol kuvveti olan şahıs ve kuruluşlar da yapmaya çalıştığımız o güzel işlere çomak sokmaktan da hiç geri kalmıyordular… Hem yaptığımız işlere uzaktan nasıl yapıyorlar diye bakıyorlar bir yandan da devletin tüm birimlerine bizleri şikâyet ediyordular… Ama biz yılmadık beynelmilel alanda dünya Karatesinin nasıl bir saygınlığa sahip olduğunu gösterebilmek adına rahmetliyi uluslararası yarışmalara götürüp onun yaptığımız işlerin doğruluğunu anlamasına çaba saffettik. Nihayet 1980 yılında Almanya Bremen de yapılan dünya şampiyonasına gidildi. Uçak biletlerimizi Karakuşak Dergisi sahibi değerli ağabeyimiz Muzaffer ILICAK aldı. Rahmetli Cihat USKAN ı Bremen de Dünya ve Avrupa Karate federasyonunun ileri gelenleri ile tanıştırdık. Almanya izlenimleri ile birlikte onun bize olan güveni arttı. Tabi o zaman Türkiye de insani ilişkiler çok revaçta ve kendisi de sevilen bir şahsiyet dolayısıyla Bremen dönüşü ilk iş olarak hemen Genel müdüre çıktı ve bize kefil olduğunu söyledi… İşte judo’ya bağlı olarak bir federasyona kavuşmanın kısaca öyküsü böyle … Süreci Rahmetli Selim Sırrı TARCAN ın bir cümlesi ile özetleyeyim…

”SPOR; ORMANLIK BİR VADİDE AKAN AKARSU KADAR BERRAK, ŞEFFAF VE TEMİZDİR… BUNU 3 ŞEY KİRLETİR. PARA… ENTRİKA VE POLİTİKA.”

Hasan OKUŞ :Sensei siteminizi, itirazınızı, reddiyenizi anlıyorum, hatta son yıllarda giderek daha çok Karate DO en baştan yarışma temel anlayışıyla spor sahalarına inmemeliydi diye düşünüyorum..! Toprağı bol olsun üstad Funokoshinin hayatının son deminde Nishiyama ve Nakayama sensei ye spor Karate icin koyduğu çekinceleri hepimiz biliyoruz. Üstadın ortaya koyduğu çekincelerin de ne kadar haklı olduğunu da seneler içinde gördük. Bakın en azından günümüz sporunu yöneten devasa bütçeli bir spor endüstrisi duruyor karşımız da, gençler yarıştırılıyor birileri göbeklerini kaşıyor, kıtalar ya da dünya şampiyonaların da hangi firma sponsorsa onun ürettikleri gereçlerle sporcular sahaya inmek mecburiyetinde tutuluyorlar. Kim nasıl tariflendirir bilmiyorum ama dünya spor endüstrisinin 500 milyar dolar yıllık dönere sahip olduğu söyleniyor. Yani bana göre Spor masumiyetini kaybetti. O masumiyetin yerini Para aldı. Evet, tüm dallarda bu böyle. Paranın olduğu yerde elbette entrika da olacak, ilkesiz siyasette… Tabi bu başka bir tartışmanın konusu. Ben soruma gelmek istiyorum. Şimdi yıl 1981 Türkiye Karate Federasyonu kuruldu, bize 1981 1985 aralığında yapılan çalışmaları, milli takım yapılanmalarını, Karate DO nun İstanbul dan öteye Anadolu’ya açılımını anlatırmısınız..?

Sensei Hakan ALPAY: Tabi ki bir federasyona sahip olmak bizim çok istediğimiz, olması için çok çaba sarf ettiğimiz büyük bir kazanımdı ama federasyonla birlikte hiç hesapta olmayan çok karmaşık ve sıkıntılı bir dönem başladı… Başımızda her şeyine güvendiğimiz hocamız Sayın Hakkı Koşar vardı..O güne kadar nasıl mücadele verdiysek aynısını yapacağız zannettik…Ama bir de ne görelim yerin dibinden binlerce kişi çıktı… Herkes bu resmi yapıya kendisini tescil ettirme peşine düştü. Ülkemiz de ne kadar çok Karate yapan varmış ve biz bilmiyormuşuz şaşkınlığına düştük.. Edirnenin bir adım ötesine gitmeden edindikleri çeşit Avrupa ülkelerine ait özel organizasyon sertifikalarına sahip bir sürü insan sardı federasyonun etrafını. WUKO veya WKF… Şimdi buradan geriye dönüp bakıyorum bir kararın liderimiz olan kişi tarafından ne ne kadar doğru verildiğini çok iyi anlamış bulunuyorum. Yani Senseimiz Hakkı KOŞAR zamanında mektupla eğitim alan ve mektupla eğitim verenler gibi meseleyi algılasaydı ve WUKO ya bağlansaydı… Bizlere 100-150 dolar karşılığı olan dan diplomaları getirtseydi o zaman ne olacaktı biliyor musunuz. ? Bu camia Karate DO sevgisi, saygısı ve hiyerarşisini hiç zaman tanıyamayacaktı. Doğrusu bu haslete uzak kalmaktan kimse rahatlıkta duymayacaktı. Çünkü insanların bilmedikleri bir konuda mutlu ya da mutsuz olmak gibi bir davranış geliştirmeleri mümkün değil… Dolayısıyla Karate DO denilen şey bu diyerek her kes ”Dünya Gerçekleriyle Yüzleşme Cesareti Olanlar Hariç” mutlu yaşayacaktı… Bir şeyin altını çizmek istiyorum (( KALİTEYİ İSTEMEK İÇİN KALİTEYİ TANIMAK VE KALİTELİ OLMAK GEREKİYOR)) Biz bunun mücadelesini verdik…

Hasan OKUŞ : Anlıyorum, Dan’larla ilgili yaşanılan o sıkıntılı sürece geleceğim, önce BTSGM onayıyla oluşan ilk milli takımımızı sormak istiyorum..?

Sensei Hakan ALPAY: BTSGM onayıyla oluşan ilk milli Kafile İsviçre’de yapılan Avrupa şampiyonasına katıldı. O kafilede ülkemizi temsil etmek üzere ilk milli Karate Gi’leri giyen sporcular Hakan ALPAY, Atilla ÇELİKTÜRK, Emin YAVUZ, Yavuz OKUR, ve rahmetli Hamit Şahin’di. Teknik direktör olarak Hakkı hocamız başımızdaydı.Hasan OKUŞ: Sizin ilk milli takım antrenörlüğünüz.

Sensei Hakan ALPAY: Yugoslavya-Üsküp/ 1983/ Ümit-Genç Avrupa Karate şampiyonasında ülkemizi temsil edecek kadronun antrenörlüğü rahmetli Cihat USKAN tarafından bana verilmişti. Türkiye Karate Federasyonu’nun ilk madalyası da orada Üsküp’te alındı. Takım kumite de final oynama başarısı göstermiştik..

Hasan OKUŞ: Sensei izninizle tekrar önceki soruma dönüyorum. TKF 1981 yılında kurulduğunda insanlar çoğunlukla antrenörlük ve ya hakemlik kursları ya da teknik gelişim çalışmaları talep etmediler… Önce nereden alındığı meçhul DAN sertifikalarını bir resmiyete bağlama telaşı ile federasyonun etrafını kuşattılar. Yani o süreçte DAN denkliği talepleriyle ilgili nasıl bir kaos yaşandı..?

Sensei Hakan ALPAY: Hasan kardeşim bu Türk Karatesinin selameti açısından sağlıklı bir çözüme kavuşturulması gereken zorlu bir konu olarak ortaya çıktı. Olayları dün gibi hatırlıyorum. Rahmetli Cihat USKAN ın evinde toplandık. Cihat başkan denklik sınavlarının dedikodusuz, şaibesiz yapılmasını arzu ediyordu… Bu sorunu bir Japon Sensei getirerek çözelim istedik ve ilk anda toprağı bol olsun Enoeda sensei geldi aklımıza… Çözümsüzlüğü çözüm sayanlar bu kez ” O SİZİ TANIYOR OLMAZ” muhalefetini geliştirdiler… Böyle olunca Almanya’da yaşayan Ahmet SÖNMEZ’ in yardımıyla sensei Hideo OCHİ’nin getirtilmesine karar kılındı. Bu arada Shotokan haricinde diğer stillerin de fedeHakanalpay2rasyon bünyesinde olması için başkan değişik alternatifler sunuyordu…Sonunda değişik stillerin üst düzeyindeki kişilerde dahil bir gurup üst düzey karateciyi belirledik.. Bu arada Karakuşak dergisinden Muzaffer Ilıcak, Namık Ekin hocamız, Rahmetli Ahmet DOĞANER de kendi fikirlerini sundular… Daha sonra H.Ochı Sensei geldi ve İstanbul Ortadoğu Spor Ve Sağlık Merkezinde sınava girdik. Ancak sınavların bir gün öncesinde çok ilginç bir gelişme oldu Hakkı hocamız ben bu sınavları tasvip etmiyorum dedi ve Viyana ya gitti. Ortalık karıştı tabii..Hakkı hoca katılmayınca sınava alınmayanlar bizlerin kuşakları iptal edildi diye gazete gazete dolaştılar…Tam bir rezalet ve kargaşa… Oysa Hideo OCHİ senseinin yaptığı o seviye tespit sınavın da üst seviyede olan kişiler, federasyonun imtihan komisyonunu oluşturacak ve nihayet oluşan bu kurulla da TKF resmi dan imtihanlarını yapacaktı.. Yani kimsenin DAN larının iptali falan söz konusu değilken Türk Karatesini uzunca bir süre meşgul edecek böyle bir kaos çıkartılmış oldu.

Hasan OKUŞ: Sensei siz o yıllar da Japonya ya uzun erimli bir kursa gitmiştiniz. O kursa sizi federasyon mu gönderdi yoksa kendi imkanlarınızla mı gittiniz..?

Sensei Hakan ALPAY: Japon Foundation kurumu bizim federasyonumuzdan bir isim tespit etmelerini, tespit edilen isme Japonya da 5 ay üst düzey Karate DO eğitimi vermek istediklerini bildirmiş. Başkanımız rahmetli Cihat USKAN bana seni uygun gördüm… Japonya ya gidermisin dedi… Bu teklifi eşimle konuştum ve geleceğimiz için gitmemin uygun olacağı kararını aldıktan sonra başkana tamam dedim… Ankara Japonya konsolosluğuna gittim… O tarihlerde İ.T.Ü de Japonca kursuna gidiyordum.. Konsoloslukta, gerekli işlemlerden sonra Japonya maceram başladı…

Hasan OKUŞ : Japon Foundation’un işlevi nedir..?

Sensei Hakan ALPAY: Foundation, Japonlara özgü geleneksel teknik, sanat ve spor dalların da, kendi alanında başarılı değişik ülke insanlarına burs veren bir Japon kurumu… Ben de bu kurumun sağladığı burs imkânlarından yararlanarak oraya gittim.
Hasan OKUŞ: Evet, sohbetimizin en başında Avrupa ile Türkiye arasında teknik seviye farklılığının ne olduğunu sormuştum… Şimdi bu soruyu biraz daha büyütüyorum., Dünya Shotokan Karate DO ekolünün başkentinde Tokyo da Karate yapmak nasıl bir şey..? Avrupa’da bol bol Karate yapma fırsatı buldunuz, peki Japonya ile Avrupa arasında teknik ve anlayış olarak ne gibi farklılıklar gözlemlediniz..?

Sensei Hakan ALPAY: Japon’ya suyun kaynağı. Orada çalışmalar insan iradesini test edercesine zorlu, sert ama bir o kadar da gerçek. Eğer aranılan Karate DO ise herkese JKA çalışmalarında yer almasını, hombu dojo da Karate DO nun gerçek renklerine temas etmesini tavsiye ederim. İnsanın derisinin altına sızan, insanı büyüleyen bir atmosfer var orada. Elbette Avrupa’da da birbirinden değerli Japon üstatların dojoları var. O dojolarda ki çalışmalara da uzun yıllar katıldık… Hatta her yıl İngiltere CRYSTAL PARK’ ta birçok Karate eksperinin katılımıyla gerçekleşen kurslar da kesintisiz yer aldık. Ama JKA… Ama Japonya başka… Sizin bir makaleniz de ifade ettiğiniz gibi ”SU KAYNAĞINDAN UZAKLAŞTIKÇA BULANIYOR” … Bir kere şurası çok açık ki Avrupa da Batı’nın maddeci anlayışı her şeyi paraya endekslemiş… Dedim ya Japonya suyun kaynağı… Berrak, net ve tertemiz bir Karate DO pınarı buldum JKA’da…

Hasan OKUŞ: Gözlemleriniz Avrupa’nın maddeci anlayışın manayı zayıflattığı yönün de… Peki Japonya da teknik ve idari yapılanma nasıldı..?

Sensei Hakan ALPAY: Avrupa’da her yıl Kataların şurası değişti, burası farklılaştı gibi sorunların içersine itilirdik, ama Japonya’da gördüm ki, o Katalar 1972-73’lü yıllarda nasıl yapılıyorsa aynıydı… JKA çalışma yöntemi insanın sınırlarını zorlayan biteviye tekrarlar üzerine kurulmuş. Her senseinin çalıştırdığı belli teknikler var. Mesela toprağı bol olsun Asai Sensei çok hareketli, rotasyonlar üzerine kurulu, sıçramaları içeren teknikleri çalıştırıyordu. Isaka Sensei Mae Geri ağırlıklı ve hatta abartısız bir tek tekniğin yüzlerce tekrarından oluşan bir antrenman anlayışına sahipti. Katalar 4. Dan Osaka sensei’den soruluyordu, öyleki 5. 6. Dan Senseiler bile konu Kata olunca Osaka Sensei nasıl bir yorum getirdiyse aynen onun uygulanmasına çalışıyordular. Pazar hariç her gün çalışma yapılıyordu.

Hasan OKUŞ: JKA ya ulaşıp ben geldim dediğiniz de sizinle ilgilenen, sizden sorumlu biri varmıydı..? Bir de orada katıldığınız bir şampiyona vardı, o anınızı da bizimle paylaşırmısınız..?

Sensei Hakan ALPAY: Tabi ki her şey daha önceden programlanmış, benim sorumluluğumu Tanaka Sensei üstlenmiş, doğrusu Japonya da olduğum sürece Tanaka Sensei nin her konuda desteğini hep yanımda hissettim. Çalışmalara başladıktan bir ay sonra da Tanaka senseinin dojosun da yapılacak bir şampiyonaya davet aldım. Bu davet benim için büyük bir onur vesilesi oldu, hiç unutmuyorum o gece sabaha kadar uyuyamadım. Şampiyona da Japon öğrencilerin yanı sıra yabancı olarak Insructor Class’tan bir de Kanada lı bir kursiyer vardı… Tanaka sensei sonuna kadar ve büyük bir dikkatle karşılaşmaların hakemliğini yürüttü. Finale kadar çok zorlanmadan geldim, finalde bahsettiğim Kanadalı ile karşı karşıya geldik. Antrenmanlardan tanıdığım kadarıyla onun favori tekniği Mae Geri idi. O da zaten Tanaka Sensei’nin hajime komutuyla Mae Geri vurmak için atağa geçti ama aynı anda onu Deai ile yolda yakaladım. İkinci kez aynı tekniği bir kez daha deneme acemiliğin de bulundu ve yine DEAİ’me yakalandı.En büyük kupa benim olmuş Tanaka sensei orada şampiyonluğumu ilan etmişti. Orada Dojonun bahçesinde o günün anısına çok hoş bir kokteyl verildi. Bugün bile aynı haz ve heyecanla o günün mutluluğunu yaşıyorum… Tabi bu ilk şampiyonluğun arkasından başka şeyler ortaya çıktı. Japonlar başarılı kişileri takdir etmeyi hatta biraz da abartmayı seviyorlar, bir şekilde benimde şöhretim artmış oldu. Yaklaşık bir ay sonra Tokyo şampiyonası var ve oraya kayıt yaptırmak istedim. İlgili Sensei o şampiyonanın bana sert geleceği savıyla kaydımı yapmak istemedi. Üzüntümden evime gidemedim, gecenin ilerleyen saatlerine kadar arkadaşlarla oturduk ve bir kaç kadeh onların ikramı sek viski içtim. Sabaha karşı evime döndüm. Sabah 07’30 kafile ile şampiyonanın yapılacağı salona gittik. Kaydım olmadığı için her şeyi boş vermiş durumdayım. Ancak Kurosoku sensei hiç beklemediğim bir şekilde adımı müsabaka çizelgesine işledi. Hem çok yorgun ve salık vaziyetteyim ama hem de dövüşme hakkı verilmesinden kanat takıp uçacağım, inanılmaz mutlu olmuştum… Benim kategorimde karşılaşmaların öğlen 14’te başlayacağı ilan edilince hemen bir köşeye çekilip yattım ve saat 13 de bomba gibi ayaktaydım. 7 karşılaşma ve mutlu son. Öylesine hırslanmışım ki Ashi Barai çektiğim tüm yarışmacılar müsabaka motivasyonunu kaybediyordular…

Hasan OKUŞ : Japonya da Japon hakem ve Japon müsabıklara rağmen ikinci kez kürsüye tırmanmanızın daha sonra ki çalışmalarınıza bir etkisi oldu mu..?

Sensei Hakan ALPAY: Bu şampiyonluk bana Instructor Class çalışmalarının kapısını açtı. Karşılıklı çalışma imkânı bulduğum kimler vardı o çalışmalar da. Sensei Asai, Sensei Tanaka, Sensei Yahara, Sensei Abe, Sensei Ogura, Sensei Kagawa, Sensei İmamura… Shotokan Karate’nin Ayetullahları ile aynı çatı altında Karate DO yapmak… Bu hakikaten anlatılamaz olsa yaşanır. Ve ben bunu yaşadım inanılmaz mutluyum…

Hasan OKUŞ: Siz oradayken JKA’nın en yüksek sorumlusu toprağı bol olsun Nakayama Shiandı. Onunla ilgili bir anınız var mı..?

Sensei Hakan ALPAY: Nakayama Shian Shotokan Karate nin önde gelen senseilerine JKA merkezine çok yakın olan özel dojosun da nazari çalışmalar yaptırıyordu. Antrenmanları sabah 08’den itibaren öğlen 12’ye kadar her saat başı yeni bir sınıf olarak devam ediyordu. Öğlen 12–14 arası instruktor çalışması yaptırıyordu. Seyirci alınmayan o çalışmalarda sadece 25 Sensei eğitim görüyordu. O çalışmalara özel izinle iki ay boyunca aralıksız devam ettim. Nakayama Shian ile tabi bir çok güzel anılarım oldu, örneğin bir gün Nakayama sensei yi görmek üzere dojo ‘ya gitmiştim. Öğrenciler birazdan geleceğini söyledi. Bir süre sonra da Senseinin bir taksi ile geldiğini gördüm. Nakayama Sensei geldikleri taksinin arka koltuğunda oturan yaşlı bayanı uzanarak oradan çıkartmak istedi ama beceremedi, koşup kendisinden izin alarak o yaşlı bayanı kucaklayarak taksiden çıkarttım. Onlarla beraber olan bir de yardımcıları vardı o da koşup apartmanın kapısını açtı. Yaşlı bayanı kucağımda taşıyarak asansörün içine konulmuş sandalyeye oturttum. Nakayama Sensei bana nereden geldiğimi sordu. Türk olduğumu söyledim. Yüzünde mutlu bir tebessümle çok müteşekkir olduğunu söyledi. Tabi buna benzer birçok anılar var ama şimdi benim ilk aklıma gelen bu oldu.

Hasan OKUŞ: Sensei hepsini açarsak hilafsız kana kana yaşanmış bir cilt anı çıkacaktır. Şimdi izin verirseniz bu seyahatin dönüş kısmına gelelim. Japonya’da ki çalışmalarınızı sabır ve yüksek bir irade örneği göstererek tamamladınız , tekrar ülkeye dönüşe geçtiniz bir de o kısmını soralım.!?

Sensei Hakan ALPAY: 1984 Macaristan Dünya şampiyonasına katılmak isteğiyle kursu vaktinden biraz önce tamamlayarak ülkeme döndüm. İstanbul’a geldiğim de Japonya’da ki çalışmaların yoğunluğundan 16 Kg zayıflamıştım. Hava alanın da eşim ve oğlum beni tanıyamadılar. Sabah kalkıyorsunuz neredeyse tam gün Karate çalışmalarının içindesiniz. İnanılmaz bir tempo. Ülkeme dönerken orada yüklendiğim tüm bilgi ve birikimleri sonuna kadar Türk Karate DO’su ile paylaşmak heyecanıyla doluydum. Ama acıdır, gördüm ki burada insanlar siyaset yaparken Karate DO’dan çok uzaklaşmıştılar…

Hasan OKUŞ : Foundation sizden sonra başka bir kursiyer daha talep etmedi mi..?

Sensei Hakan ALPAY: Bu da başka bir trajedi. Bir süre sonra Foundation yetkilileri başka bir isim daha bildirilmesini istedi. Başkan Dr. İbrahim ÖZTEK, teknik direktör danışmanı Hakkı Senseimiz di. Federasyon yönetimi Doğan KILIÇ gitsin diyenler le Ömer DOĞANLAR gitsin diyenler arasında ikiye bölündü ama sonun da Ömer DOĞANLAR ın gitmesine karar kılındı. Yazışmalar tamamlandı ,bu kez Ömer DOĞANLAR Japonya ya gitmekten vaz geçti..! Tabi ki bu tutarsızlık karşısın da Foundation bizi listesinden çıkarttı ve Japonya kapısı Türkiye’ye kapanmış oldu… Aslında bu olay da Rahmetli Cihat USKAN’ ın ileri görüşlülüğü ortaya çıkıyor. Bana eğer Hakkı hoca gelirse senin gitmeni istemez kaos çıkar, hemen karar ver ve git demişti. İyi ki bu uyarıyı dikkate almışım…

Hasan OKUŞ: EAKF’in son Avrupa şampiyonası 1985 İstanbul da yapıldı ve (IAKF- EAKF) fes edildi biz de bu fesih kararıyla ülke olarak WUKO (WKF- EKF!) ye kaydımızı yaptırdık. Bu feshin ve yeni oluşumun gerekçesi neydi..?

Sensei Hakan ALPAY: Esasında bu geçiş bir sürecin sonucudur ve 2 kısımda değerlendirilebilinir. Birincisi EAKF’te İngiltere hegemonyasının kökleşmesi ile ülkelerin bu taraflı yönetiminden kurtulmak için farklı bir organizasyon arayışına girmeleridir. İkincisi ise ülkelerin olimpiyat komitelerinin kendi ulusal federasyonlarına WUKO etrafında birleşmeleri tavsiyelerini yoğunlaştırmalarıdır. Ki bu ikincisi baskın ve ana sebep olarak tercih edilmiştir.
Hasan OKUŞ: Peki EAKF’in son Avrupa şampiyonasına biz ev sahipliği yapmış ve ülke olarak ta güzel derecelerle o sayfayı kapatmıştık… Bu tarihi dönüşüme biz ev sahibi olarak nasıl hazırlanmıştık..?

Sensei Hakan ALPAY: Bu dönüşümün Türkiye de olması tamamen bir tesadüf… O Avrupa şampiyonasın da ülke olarak aldığımız sonuçlar güzeldi… Ancak o şampiyona için yapılan kamp biz sporcu ve antrenörler için tam bir eziyet ve işkence kampı olmuştu. O kampta teknik direktörlük görevini S.Atilla ÇELİKTÜRK, antrenörlüğü ise S.Ömer DOĞANLAR üstlenmişti. Mersinli Ahmet Tesislerine çok geniş bir kadro ile kampa başlandı. Federasyon başkanımız İbrahim ÖZTEK ve Sensei Hakkı koşar haftada üç gün gece saat 23 te kamp yerine gelirler, sporcuları kaldırıp kesin kadronun belirlenmesi için salona seçmeye çağırırdılar ama bir türlü de belirleyemezdiler. Sporcu seçiminde ortaya çıkan idari baskılar sporcu ve teknik heyette ne çalışma azmi ne yarışma motivasyonu bırakıyordu… Sonuçta güzel neticeler elde edildi tabi ama sporcu ve antrenörlere hiç hak etmedikleri bu eziyeti tahmin bile edemezsiniz…

Hasan OKUŞ: Nasıl yani. Dünyanın her yerinde ulusal takımın oluşturulmasında kullanılan belirli kriterler vardır, o kriterler yerine getirilir ve ortaya çıkan isimler kampa alınır. Kampta ki sporcuların gecenin bir saatinde kalkın seçme var diye salona çağırılması… Bir de bu olumsuzluğun defalarca tekrar edilmesi acaba yönetimin bir acemiliğimidir..?

Sensei Hakan ALPAY: Öncelikle bahse konu sıkıntıları yaşadığımız süreçte çok değerli Senseimiz Hakkı KOŞAR ile Federasyon başkanımız S.İbrahim ÖZTEK’ in birbirine değer veren iki dost olduklarını hatırlatmak isterim. Burada acemilik değil başkan S.ÖZTEK, in samimiyetinin istismarı söz konusu. Öyle ki kampın teknik direktörü Sensei Atilla ÇELİKTÜRK fakat her şeye karışan Hakkı senseimiz di .. Tabi o süreçte saygımızdan sonuna kadar sükunetimizi koruduk ama doğrusu dünya da başka da bir örneği olmayan sıkıntı ve stresler yaşadık. Düşünebiliyor musunuz kampta iki kata takımı var birisi KSKC’li arkadaşlardan oluşuyor, diğeri S.Dr. Alev ORAL, S.Atilla ÇELİKTÜRK ve benim dojomdan yetişmiş seçme bir takım ve haftada iki kez omu bumu diye adeta yazı tura atılıyor. Her kes bir gerginlik için de, gece saat 22’30, 23.00 federasyon başkanı ve yönetim kurulu tesisler de… Hadi bakalım istirahata çekilen tüm sporcuları uyandır, gecenin o saati buz gibi antrenman salonuna indir. Salon buz gibi ışıklar bile 20 dakika da zor yanıyor… Kampın içinde yaşanan bu örtülü strese bir de basına yansıtılan Karate DO ya zarar verici dedikodu dolu haberleri eklersek anlayın işte halimizi… Bu günden geriye doğru bakıyorum da yaşanan onca stres ve gerginliğin üzerine alınan Avrupa şampiyonlukları… Hakikaten bir mucize yaratıldı… Bir de burada dikkate getirmek istediğim bir başka husus daha var… Acaba son 15 yılda basınımız da bu tür haberlerin yer almamasının nedeni ne olabilir..!?

Hakanalpay3 Hasan OKUŞ: Sensei gözlemleyebildiğim kadarıyla Avrupa ve Dünya’da ulusal ve uluslararası federasyonların ortaya çıkış süreçleri hep sancılı olmuş. Her yerde bir takım acemilikler, suiistimaller yaşanmış. Galiba Türk Karatesi de böyle acılar, sıkıntılar, streslerin içersinde olgunlaşarak yolunu aldı. Keşke o sıkıntıları yaşamasaydınız diyeceğim ama bu konuştuklarımız maalesef tarihe mal olmuş değiştirilemez gerçekler. Buradan devam edecek olursak… Biz ülke olarak (1985) son EAKF Avrupa şampiyonası sonrası IAKF’ten WUKO (WKF) ye geçiş yaptık. Bu geçiş sürecin de neler yaşadık, sisteme adaptasyon da ne gibi sorunlarla mücadele ettik..?

Sensei Hakan ALPAY: Aslında boş zamanlarında vatan kurtarmayı kendilerine iş edinen ahkâm memurlarımıza sormak lazım o zorlu dönemi… Onlara sormak lazım çünkü boş gördükleri her mikrofona beyanat vermeyi iş edinen, gördükleri her fotoğraf makinesine vatan kurtaran aslanlar olarak poz vermeyi sanat edinen o boş meydan yiğitleri tam da IAKF ‘ten WUKO’ya geçiş gibi dayanışma gerektiren bir zorlu sürecin başında ortadan kayboluvermiştiler… Sensei Atilla ÇELİKTÜRK ve ben taşın altına elimizi sokmak zorunda kaldık. Bir kere bu geçiş sürecinin ciddiyeti hakkın da ne federasyonumuz ne de ilgili spor kurumlarının bir farkında lığı oldu. Hiç bir taraftan maddi manevi destek görülmeyeceği anlaşıldığı anda kolları sıvamak bize düştü. 1980 öncesinde olduğu gibi tamamen kişisel fedakârlıklarla Almanya, İngiltere ve Fransa’da seminerlere katıldık. WUKO’nun ülkemiz de şakır şakır diplomalarını dağıtanlar bile ortadan kayboldular. 2 yıl devam eden bir adaptasyon dönemi geçirdik. Bir federasyonumuz olmasına rağmen Tomy MORRIS, Joe BODROS, Ortega ve Hernaes gibi WUKO’nun önde gelen hakemlerini ülkemize getirdik. Aramızda topladığımız paralarla oluşan bir fonla gerçekleşti bu organizasyonlar..
Tabii işimiz sadece WUKO yarışma kurallarının uygulanması ve öğretilmesiyle sınırlı kalmadı, aynı zamanda sporcu eğitimiyle ilgili kalıcı ve geçerli çalışma yöntem ve modellerini oturtmaya yöneldik. EAKF de gerektiğinde maç 10 saniyede bitebiliyordu. Fakat WUKO da tamamen kondisyona dayalı bir mücadele şekli, patlayıcı kuvvet, süratte devamlılık gibi antrenman model değişikliği ortaya çıktı… Antrenman bilgisi hocası Sayın AYHAN ATAMAN ı Ankara’dan İstanbul a getirdim… Milli takım aday kadrosunu geniş tuttuk ve kondisyon, interval çalışması ve kondüsyon arttırıcı antrenman modellerini öğrenmeye çalıştık…Ayhan hocamızın bize çok çok faydası olmuştur.. Üzülerek söylüyorum ama bu çalışmaların bir gereği olarak A.ATAMAN hocamızı da biz kişisel imkanlarımızla getirdik İstanbul’a…. Bunları neden söylüyorum biliyor musun.. Şu anda görev alanlar yani (1995-2009) içinde görev alanların hiç biri ceplerinden bir kuruş harcamadılar.. Oysa bizler doğru dürüst çocuklarımızın büyüdüklerini bile fark edemeden yıllarımız hizmet aşkıyla geçirdik.. Ve dikkat edin idam sehpası hep bizim altımızda duruyor.. Allaha şükür… Atilla sensei Almanya dan lapa getirdi, sporcularımıza lapa tutmayı, lapa ile çalışma yöntemlerini öğrettik. Fent nasıl yapılır, Tae Sabaki teknikleri nerede ve nasıl uygulanır… Vs. Vs…
Düşünebiliyor musun her hafta Bağlarbaşı ve Abdi ipekçi de ücretsiz kurslar açtık ders verdik… Kimlere… Herkese… Zembilini eline alıp bilginin peşinde olduğunu söyleyen kim varsa onlara…. Bıkmadan usanmadan… Bir gün of yeter deme hakkını kendimiz de görmeden… Sadece İstanbul da mı yaptık bu kurs ve seminerleri.. Kendi adıma Ankara, Antalya, Aydın, Gaziantep, Adana, Bursa,Konya, Şanlıurfa, Trabzon, Eskişehir, Samsun, Elazığ, Malatya, Edirne, Bolu, Adapazarı ve daha bir çok ile giderek Kararetenin Anadolu da yapılanmasına bizzat yardımcı oldum.. Tabi bu süreçte boş mikrofon kahramanlarımız, yaşasın kötülük memurlarımız malum ilgilerini bizden hiç eksik etmediler… Ama biz işimizi yaptık ve ilk WUKO katılımımız olan 1987-Macaristan-Sopron Ümit Gençler şampiyonasın da çalışmalarımızın ilk meyvesini toplamaya başladık ve bu başarı halkası yıllar içersinde genişleyerek büyüdü…
Hasan OKUŞ: Sensei araya 1990 Meksika’da yaşanan ve ülkemiz de senelerce spekülasyon meselesi yapılan bir konuyu sokmak istiyorum. Sizin Meksika’da WKF merkez hakem komitesince ömür boyu hak mahrumiyeti ile cezalandırıldığınız dedikodusunun aslı nedir..?

Sensei Hakan ALPAY : Evet… 1990  yılında MEKSİKA ya gittik… Haldun ALAGAŞ’ ın ve ülkemizin  ilk dünya şampiyonluğunu kazandığı şampiyona..Hakan YAĞLI çok formdaydı…Hakan  maçlara başladı ilk üç maçında harikalar yaratıyor…1 dakikada 6-0 maçları kazanıyoruz..4.tur da Japon sporcu ile karşılaşıyor… Maç başladı Hakan rakibi ile yine mükemmel kedi fare ile oynar gibi oynuyor..o anda şef ” Japon “hakem maçı durdurdu..orta hakemi çağırdı ve Hakan ın Karate-Gi sinin kolunu çekiştirmeye başladı.. Karategi yi değiştirmesi için ısrar ediyor… Neyse ben tamam maçtan sonra değiştireceğiz dedim… Şef hakem telaşla tüm hakemleri topladı konuştu ve sonra maç yeniden başladı,Hakan tekrar fırtına gibi ama bir de göreyim..Hakan atak yapıyor… Japon sporcuya veriyorlar..Kısa bir sürede Hakan ı mağlup ettiler.. Ben de Hakan ı aldım tataminin kenarından çıkıyoruz.. Japon şef hakem geldi ve sinirli bir şekilde beni bileğimden tuttu ve sinirli konuşuyor ve o anda ben kendisini iterek tepki gösterdim..o anda Japon hakemler benim üstüme saldırdılar ve kısa bir itişme oldu ve Hakan ı oradan alarak gittim..Bu davranıştan sonra hakemlerin şikayeti üzerine benim o şampiyona için antrenörlük yapmama izin vermediler…Türkiye ye döndükte sonra benim ülkem ve Hakan için yaptığım bu davranış biçimi uzun yıllar aleyhimde kullanıldı.. Hakan çıkıp ta olayın gerçeği budur demedi. DİYEMEDİ…

Hasan OKUŞ: Bir tarafta saflığı, temizliği, dürüstlüğü, erdemli olmayı ilke edinen Geleneksel Japon Karate DO anlayışı var. Diğer tarafta kürsü odaklı WKF… Ülkemiz ve Dünya Karate si için  sizce hangisi daha hayırlı?

Sensei Hakan ALPAY: Karate DO sanatının Japonya dan Dünyaya açılması yaklaşık 40 -50 yıllık bir tarihe denk geliyor. Çok şükür bizlerde bir şekilde bu tarihin yaşayan tanıklarıyız… Bir kere bugün olayları objektif olarak değerlendirebilme basireti gösterecek olursak en baştan WUKO da Avrupalıların söz sahibi olmalarıyla başlayan dejenerasyonu görmemiz gerekiyor.  Çok genel olarak Japon kontrolü ve disiplininden çıkan tüm stiller de bu çürümüşlükten nasbini almış durumda. Ama bir hakkı iade etmek lazım ”İyi Politika Yapıyorlar” Geleneksel Karate DO’nun önünü kesmek için çok güçlü bir lobi çalışması yaptılar.

Bakın WKF nin genel sekreteri Yunanlı Yerolimpos. Dünya Karate DO’sunda siyaseti bir kenara bırakırsa hangi basamaktadır..? Böyle bir insan bile bizim Federasyon başkanımız Aydoğan ÇELİK’e geleneksel Karate DO yapan kuruluşlara sakın izin verme yoksa hıııı diye talimatta bulunabiliyor…  Ve şimdi sıkı durun, siyaset ve çürümüşlük öylesine sınır tanımıyor ki bu başkan Avrupa EKF teknik komitesine 44 ülke arasından seçilen bir Türk’ü, yani beni çok görüyor. (( HAKAN ALPAY İLE KARATE FEDERASYONUMUN İLİŞKİSİ YOKTUR, ONU GÖREVDEN ALIN)) diye yazışmalarda bulunabiliyor. Bakın söz nereden nereye geldi. O bakımdan bizim içimiz kan ağlasa da bu sıkıntıları gençlere sezdirmeden yaşamayı tercih ettik.

Sözü uzatmak istemiyorum dilerim anlattıklarımdan herkes gerekli çıkarımlarda bulunur… Zaten bizler de  zamanın da madem ülkemiz Dünya Olimpiyat Komitesinin uyarıları ile kendisine yön veriyor, bunu bir vatani ödev sayalım diyerek 4 elle işe sarıldık, bize ne demedik, şan şöhret, nam, dan peşinde koşmadan hizmet ürettik…  Spor Karate’ye geçişimiz anlaşıldığı üzere bir zorunluluğun sonucuydu ve bu geçişi çok iyi ve planlı gerçekleştirdik. Bize kimsenin biçmediği bir misyonu tüm acı ve zorluklarını hatta yalnızlığı göze alarak kabullendik. Avrupa da yapılan kurs ve seminerlere hangi şartlarda gittiğimizi daha önce de söylemiştim, evet otobüs duraklarında, tren istasyonlarında sabahlamayı kabullenerek yaptık bu işleri.. Şimdi arkamızdan mevzilenen, yaşamı boyunca her fırsatta bize saldırıyı kendisine iş edinenlere tarihe mal olmuş bir siyasetçinin sözüyle cevap vermek istiyorum… ”BİZ MÜCADELE VERİRKEN SİZ NEREDEYDİNİZ” ?

Hasan OKUŞ : Sensei bu söyleşiye hazırlanırken camia da sizinle sporcu ya da antrenör olarak çalışma fırsatı bulmuş insanlara, eğer bu söyleşiyi siz yapsaydınız S.Hakan ALPAY’ a ne sorardınız..? Diye bir mail attım. Gelen cevaplardan birinde size şöyle bir soru var. Diyor ki., biz o yıllar da yarışmacı iken EAKF ten WUKO ya geçişimizin haklı nedenlere dayandığını söylemiştiler.  Şimdi Türk JKA ya dinamizm kazandırıldı… Acaba bu nasıl bir gerekçeye dayanıyor…?

Sensei Hakan ALPAY: BİR KONUYA AÇIKLIK GETİRELİM…  Önce EAKF ve WUKO  birer organizasyon ”STİL DEĞİL…”  O zamanın haklı gerekçesi az önce bahsettiklerim dikkatle okunursa  zaten anlaşılacaktır… Burada altı çizilmesi gereken en temel husus EAKF yöneticilerinin giderek  daha da çok derinleştiğine tanık olduğumuz adaletsiz davranış biçimi…   Olay ve olguların bir de resmiyette kendi gerçekliğini dayatan yanı var.   Bu da tamamen bizlerin kontrolü dışında gelişen WUKO ve Olimpiyat komitesi kararları…  Mesela o süreçte Ankara’ya  Avrupa birliğine gireceksiniz ”66  BALI !”  işte WUKO’ nun ülkemizde öne sürülen Ankara gerekçeleri de böyle… Bir de WUKO’da ki sıklet uygulaması Spor Karate’de madalya sayısının artmasına ve şansın çoğalmasına sebep olacağı düşüncesi…   Düşünsenize JKA’ da  40 ülke katılıyor 4 madalya şansı var…! Şimdi böyle bir ortam da gençleri bizlerin motive etmeleri mi doğru onlarla işin bahsettiğim bu siyasi yanlarını mı konuşmamız doğru… Bizim düsturumuz herkesin kendi işini yapması idi… Genç kardeşlerimizi kürsüye taşırken onlara sonuna kadar Karate DO yu yaşatmayı da ihmal etmedik…

Hasan OKUŞ: Peki sensei benim ilgimi çeken, biraz da tüylerimi diken diken eden diğer konuyu açalım. Sizin EKU teknik kurulundan silinmeniz için bu ülkenin federasyon başkanlığını yapan bir insanın çaba sarf ettiğinden söz ettiniz, bu nasıl bir şey..?  Bundan ”Türk’ün Türk ten Başka Düşmanı yoktur” gibi bir anlam çıkmıyor mu..!?

Sensei Hakan ALPAY: Hasan kardeş… Sana başka bir şey anlatayım… Biliyorsun bir dönem ORHAN KADIGİL vekâleten başkanlık yaptı… O süreçte AKDENİZ KARATE federasyonundan bir yazı aldım… İtalyan Mr. Asıgeri imzalı..Diyor ki bu size son yazımız… İtalya-Roma’da ki toplantıya katılmazsanız Akdeniz federasyonu teknik komite üyeliğinden çıkarılacaksınız.. Ben  (( AKDENİZ KARATE FEDERASYONU TEKNİK KOMİTE ÜYELİĞİNE GETİRİLMİŞİM))… Haberim yok. Bende o hırsla Sn. Orhan KADIGİL’ in yanına gittim… Aklımca federasyon bürokrasisini şikâyet edeceğim.  ……. Orhan KADIGİL gayet sakin o  resmi görev yazımı  makam masasında ki dosyanın içinden çıkardı..  Elin Avrupalısı Türk Karatesininden bir teknik adamı kurullarında görmek istiyor, ama bizim Türk Karatesine çivi çakmamış zabit memurlar ”KÖR TAKLİDİ YAPIYOR” İşte böyle duyarsız insanların elinde Türk Sporu bir yerlere gelmek istiyor… … Kendisine soruyorum ”Efendim bu benim ve tabi ki ülkem  için çok gurur verici bir görev…  Bu görev neden bana tebliğ edilmedi..?”  Verdiği cevaba bakarımsınız ”Boks federasyonu başkanı da uluslararası görevde ne olacakmış..!”

Gelelim Avrupa teknik komite üyeliğine…. Üyeliğe 44 ülke içinden 7 kişi seçildi…Biriside Hakan ALPAY…ve 4 yıllığına seçildik…4 yıl boyunca makamımı Karate DO ve ülkem menfaatleri için onurlu bir şekilde temsil ettim…Bu arada ben Aybars başkan ile çalışmayacağımı belirterek milli federasyondan ayrıldım…Ama yurt dışı görevim devam ediyor…EKU faaliyetlerine katılıyorum…4 yıllık dönem bitti… Avrupa federasyonu başkanlığına İspanyol Espinoz geldi…Fransız Delcourt yaklaşık 20 küsur yıllık başkanlığı kendi isteği ile bıraktı…Yeni başkan ve teknik direktör yeni teknik komiteye beni tekrar seçmişler ve ilk toplantı için Avrupa şampiyonasının yapılacağı ATİNA ya davet ediyorlar….Çok sevindim… Uçak ve otel rezervasyonlarımı yaptırdım…Seyahatimden 1 hafta önce başkan Aybars ağabeyi aradım..Sevincimi onunla paylaştım. Kendisine 1 hafta önce gidiyorum size otel rezervasyonu, elçilik ile kontak gibi konularda yardımım olabilir mi diye sordum.  Teşekkür etti ve orada görüşürüz dedi… 3 gün sonra teknik komite başkanı ispanyoldan bir resmi yazı geldi… ” Milli federasyonunuz sizin  TKF’de ki görevinizden ayrıldığınızı belirten bir yazı gönderdi…O bakımdan EKU’daki görevinizi sonlandırmak zorundayız.!!”  Gönderen o dönem başkanımız olan sayın Aybars KILIÇHAN ve as başkanımız da Aydoğan ÇELİK..! Ben., Türk’ün Türk’ten başka Dostu mu Düşmanı mı olduğuna buradan öte tarih karar versin diyorum.!!?

Hasan OKUŞ: Evet insanın canını acıtan bir durum… Peki, sonra orada sizden boşaltılan o koltuk nasıl dolduruldu, Türkiye’nin temsili yeti devam etti mi?

Sensei Hakan ALPAY: Teknik kuruldan söz ediyoruz orada siparişle temsili yet olmaz ki… Hakan ALPAY o koltuğa elin Avrupalısı tarafından hiç bir lobi çalışmasına gerek duyulmaksızın seçildi.  Hakan ALPAY’ ın yaptığı çalışmaları, Karate DO ya katkılarını elin Avrupalısı gördü ama o çalışmaları bizim liyakat tüketen siyaset bataklığımızda yitti gitti…  Daha da yürek burkan, olayı trajikomik hale dönüştüren ne biliyor musunuz..? Milli takımımız oraya gittiğin de bir arkadaşa güzel bir takım elbise giydirip  teknik komiteye ayrılan o  boş koltuğa oturdular… Görevli de gelip siz buraya oturamazsınız diye o kişiyi oradan kaldırdı. Ve o görevlerin güzel bir takım elbiseyle olabileceğini düşünen çok sayın delegasyonumuz da gayet pişkin yollarına devam ettiler. Ama tarih bütün bu isimleri ürettikleri ve tükettikleriyle kaydetti. Orada dişiyle tırnağıyla hak ederek gelmiş bir Türk oturuyordu… Aradan yıllar geçti ama hala başka bir Türk yok orada… İşte gerçek bu… Bu sözlerim vatanlarını çok seven o liyakat bataklığı ağalarına ithaf olunur!

Hasan OKUŞ: Sensei bir şey itiraf edeyim. Sayın Aydoğan ÇELİK yanılmıyorsam WKF yönetim kurulunda… Doğrusu orada bir Türkün olması beni çokta onurlandırıyor. Bu insanın aynı anda TKF başkanlığına seçilmesiyle yüreğimde şöyle de bir umut belirmişti… Uluslararası pek çok hakemimiz oldu, şimdi bu başkan bu başarılı hakemlerimizi Avrupa ve Dünya MHK lerine taşır…  Bu başkan WKF’nin Avrupa ve Dünya yapılanmasında gerek medikal komitelere, gerek teknik kurullara ülkemizde yetişmiş birbirinden değerli insanlarımızı taşır… Ama gördük ki hiç biri olmadı… Demek ki insanlar içine doğmadıkları bir konuya sevgiyle yaklaşamıyor, hassasiyetleri bilemiyor ve de tabi ki böyle olunca da konuları yönetemiyor,  hizmet üretemiyorlar… Bu söyleşide tabi ki derdimiz kimseleri üzmek değil ama bunlar duyunca diyorum ki, İnşallah bundan sonra başkanlıktan yönetim kurullarına kadar federasyonumuzun tüm birimleri içimizden yetişen liyakat sahibi insanlar tarafından doldurulur.. İnşallah bu acılar bir daha yaşanmaz… İnşallah ”BEN” değil, ”BİZ” demeyi öğreniriz.  İnşallah konu Türkiye olunca tek vücut olma becerisi gösterebiliriz… İnşallah TKF yi kişilerin yönetimine terk etmeyen bir kurumsal yapı haline dönüştürebiliriz…  Şimdi eğer izin verirseniz sizin yazan çizen, bilgi ve birikimlerini yazılı neşriyatlar üzerinden paylaşan yanınıza gelmek istiyorum… Martial Arts Bülteni, Do Magazin, Antrenör El Kitabi Ki-Hon’dan Kumite’ ye geçiş gibi bir çok yayıma imza attınız… Bunları bir sıraya koyabilirmisiniz?
Sensei Hakan ALPAY: Önce tek sahife Martial Arts Bülteniyle başladı bu caba… Martial Arts Bülteni Türkiye ve Dünyadan Karate DO haberlerini o günün şartların da posta yoluyla Anayolunun her yanına dojolarımıza taşıyan bir etkinliğe sahipti… Daha sonra tek sayı olarak Karate DO’yu çıkardım ki bu çok küçük ebatta bir dergiydi… Arkasından Do magazin tek forma dergi olarak çıktı, DO Magazin aylık periyotlarda çıkan uzun soluklu bir dergiydi.. Bu arada KARAKUŞAK DERGİSİ Tercüman gazetesi tesislerinde Muzaffer ILICAK tarafından çıkartıldı.. Ben o dergide köşe yazarı ve muhabir olarak görev yaptım. İlk kitabım Antrenör El Kitabı adıyla çıkan yayınımdır.. En son olarakta Kihon dan Kumiteye geçişi yayımlandı… Şimdiler de  SPORDA ORGANİZASYON ile ilgili kitap çalışmam devam ediyor ve tasarı olarak bir kitap daha var… Tabi bunlar zaman işi… Şimdi burada Türk Karate DO ailesi olarak yaşadığımız bir sorumsuzluğu dile getirmek istiyorum… Bakın bu eserlerin hepsini ben kendim hazırladım, bastım ve büyük ölçüde de bedava dağıttım… Son kitabım ”KİHON DAN KUMİTE YE GECİŞ” bana göre çok kıymetli kitaptır. Ve ben bu kitabımı hic bir karşılık beklemeden baskıyı yapan firmaya telif hakkını verdim..Ama maalesef satışlar çok az …Elde edilecek gelirden ben 5 kuruş almıyorum…. Yeter ki bana güvenen yayın evini mahcup etmeyelim diye düşündüm…  Bilgiyi topluyor, süzüyor, yayıma hazırlıyor ve insanlarımıza kullanıma sunuyorsunuz ve ilgi yok… İşte bu insanı hem üzüyor hem de yoruyor…
Hasan OKUŞ: Aslında bu tarz yayımlar olduğunda bu yayımları  birer küçük boy tanıtım afişi ile dojolarımıza koysak, öğrencilerimizin ilgisini çekecek yerlere assak, çalıştırıcı arkadaşlar da öğrencileriyle bu yayımların önemini ifade eden diyologlar geliştirse bu emekler daha çok yerini bulur diye düşünüyorum.  Sensei ilk neşriyat ”Martial Arts Bülteni” hakikaten boyutları çok küçük ama taşıdığı haberler bizlere dojolarımız da heyecanla postacı yolu gözleten bir etkiye sahipti. DO MAGAZİN’ e gelince sanırım o aylık periyotlarda cıkmış ve bir yıl yayım da kalmıştı. Do Magazin gerçekten ekolümüze sahip çıkan dünyanın sayılı ihtisas dergilerinden biriydi. Keşke o dergiyi yaşatabilseydik… O zaman Türk Shotokan Kültürü çok daha anlamlı derinliklere sahip olurdu diye düşünüyorum… Hatta  son kitabınız Ki-Hon dan Kumite ye geniş’e olan ilgisizliğin altında da böyle bir kültürel eksikliğimiz olduğu kanısındayım…  Ama Türk Karate DO’su doğru yönetildiğin de ve Türk Karate’si eğitim çalışmalarına gerekli önceliği verme basireti gösterdiğinde bu tarz yayımların dojolarımız da daha çok aranır olacağı kesin…  Peki, siz buradan bakınca siz Türk Karatesinin geleceğini nasıl görüyorsunuz…
Sensei Hakan ALPAY: Türk Spor Karatesi müsabaka kalitesi bakımından üst seviyede bulunmakta..Tabii burada bakış açısı önemli…Karate yi bir teknik kalite bakımından incelemek lazım.Teknik kalite oldukça kısıtlı ve düşük seviyede.Bunun sebebinin, teknik uygulamalarının az sayıda yapılması,kombine düşüncelerinin amaca yönelik yapılmamasından olduğunu sanıyorum.eğitim kalitesine baktığımızda elde koskocaman bir sıfır görüyorum.Eğitim için başta federasyon kurulları olmak üzere hiç bir birim eğitim almıyor ve eğitimde vemiyor.. Müsabaka kalitesi olarak incelediğimizde bir başarı var ve bu başarı küçümsenecek bir başarı değil..Ama bu kadar olumsuzluklara rağmen bu başarı çelişki değil mi diye soracak olursan; tabii ki büyük çelişki… Burada sporcunun pratik zekâsı ve uzun soluklu turnuvalar diyebiliriz. Biliyorsun başarılı olabilmek için yıllık 25 turnuva yapılması tavsiye edilmekte..Bu bakımdan bizim milli takımlarımız ve kulüp takımlarımız bu sayıya yakın turnuva yapıyorlar.Turnuva sayısının çokluğu otomatikman saydığımız diğer olumsuzlukları geçicide olsa ortadan kaldırıyor..Türk karatesi şu sıralar en başarılı dönemini yaşıyor. Bunun devam etmesi için bugüne kadar göz ardı edilen eğitim eksikliğinin top yekün ortadan kaldırılması için çaba sarf edilmeli..Artık insanlar masa başında,kuşak almanın fayda değil zarar olduğunu anladılar..veya anlayacaklar…Bu tip bir modelin kendilerine zarar verdiğini bilecekler.Eğitimi dar anlamda değerlendirmemek lazım.Sadece teknik eğitim hiç bir şey ifade etmez.Bu eğitimi çeşitlendirmek lazım..Gidişat eğitim harici iyi yolda gidiyor…
Hasan OKUŞ: Yanlış hatırlamıyorsam TKF’ nin ilk kurulduğu aylarda ( Nisan 1981) İstanbul Beylerbeyin de 15 gün süren bir uzun soluklu bir kurs ile başladı eğitim maratonu. Sonra bunun ardından yatılı yapılan bir Düzce semineri gerçekleşti. O yıllar da en çok konuşulan da Düzce kampı olmuştu. Bize o kamptan söz edermisiniz..?
Sensei Hakan ALPAY: 1985  ..AKÇAKOCA SEMİNERİ… Türk Karatesinin ilk uzun soluklu yatılı semineridir. O kurs MTA sosyal tesislerinde yapılmıştı. Ben kamp sorumlusu olarak devamlı orada kalmıştım. O kampta hakikaten dolu dolu Karate çalışmaları yapmıştık… Sabahları 2 çalışma, öğleden sonra aynı şekilde. Geceleri değişik kata çalışmaları, gece yarısı koşular güzel anılarla dolu bir eğitimdi… Antrenörlük ve hakemlik bir arada verilmişti…
Hasan OKUŞ: Sensei  siz bir Türkiye şampiyonasında bir kontağa maruz kalan sevgili Burak ARIKAN’ a hayat kurtaran bir müdahale de bulunmuştunuz. Bunun bir örneğice Düzce kursunda yaşanmıştı neydi o olay..?
Sensei Hakan ALPAY: Evet…  İstanbul il antrenörlerinden Zeki Uygur hakemlik uygulamasında gırtlağına aldığı bir darbe ile kısa süreli bir hafıza kaybı geçirdi, sudan çıkmış balık gibi yerde çırpınıyordu,salonda bulunan doktor bir şey yapamadı ve ben hemen ağzına kaşık sokarak ağzını açtım,nefes borusunu tıkayan dilini çekerek hayata döndürdüm…O seminerde yaptığımız en hayırlı işlerden bir tanesi de bu oldu.. Ama tırnaklarım döküldü… Çünkü elimi istemeyerekte olsa çok kuvvetli ısırmıştı… Zeki hoca…
Hasan OKUŞ: Sensei söyleşinin içersinde bahsettiğim gibi birçok arkadaşa  ‘Siz olsaydınız S.Hakan ALPAY’ a ne sorardınız’ diye mail attım…  Amacım tabi ki  söyleşiyi zenginleştirmek…   Aslında gelen sorulardan pek çoğu da söyleşinin akışı içersinde kendiliğinden yanıtlanmış oldu… Ben şimdi geriye kalanları size yönlendiriyorum…

S. İsmail KÖPRÜLÜ İskoçya’dan soruyor:  Sensei Oss., Türk Karate DO’sunun ilklerinden olması ve yıllarca verdiği emek ve hizmetlerinden sonra bugün Türk Karate DO’sunun gelişimini ve Dünya klasmanında ki yerini yeterli buluyor mu… Şimdi ki tecrübeleri ile geçmişte neleri değiştirip geliştirmek isterdi…. Şu an Türk Karate DO’sun da öncelikli olarak değiştirmek ve geliştirmek istedikleri nelerdir…

Cevap : Türk Spor karatesinin Avrupa ve Dünyada ki yeri çok iyi.. layık olduğu yerde.. Sorun Karate DO bütünlüğünün bozulmuş olmasın da  Buna göre Türk karatesinde göze çarpan  iki önemli eksik var. Birincisi,hiyerarşi bozuldu.. Esasın da bizim kültürümüzde de var olan ve yabancısı olmadığımız aile içi bu hiyerarşik anlayışımıza yabancılaştık… İkincisi,eğitim kalmadı.. Bu iki ana madde Karate DO’nun temelini teşkil ediyor. Bu iki konu düzeldiği takdirde Karate DO sanatının mükemmelliği ortaya çıkacaktır…

İsrail’den Henry Sensei soruyor:  Hakan sensei oss, Karate DO sanatına adım attığınız 1970’li yıllardan itibaren bir müsabık olarak başarı grafiğiniz hep gıpta ettiğimiz bir yükseliş eğrisi içinde gelişti… Şimdi hala tatemilerdesiniz ve ilerlemiş yaşınıza rağmen halen 1.’lik kürsüsünde ki yerinizi kimseye bırakmıyorsunuz. Bu tutkunuzu neye bağlıyorsunuz. Acaba genç karate’ka lara, Karate DO’nun her yaşta yapılabileceğine dair bir mesaj mı bu. Yoksa müsabıklık devresinin verdiği heyecani tekrar yasama arzusumu. Veya yaşlanmayı kabul etmediğinizin bir başka ifadesi midir.

2- Hakan sensei, daha henüz yeşil kuşak iken yurtdışında ki bir musbaka dönüşü, Hakkı senseimiz dojomuz da bizlere  “Hakan siyah kuşaklıları bile başlarını 2 kere yere vurarak yendi” diyerek başarılarınızı gururla dile getirmişti Bu müsabaka hakkında anılarınız nedir.

Cevap: SEVGİLİ HENRY KARDEŞİM… Müsabıklığı bırakmaya karar verdiğim zaman, her gece çok kıymetli bir değerimi kaybetmenin heyecanı ile korku ve endişe içinde ve sırılsıklam terlemiş bir şekilde uyanıyordum.. bu davranışım birkaç hafta sürdü ve sonunda bitti… Ben kumite yapmaktan çok keyif alıyorum.. Farklı kişilerle  mücadele etmekten keyif alıyorum… Yenmek veya yenilmek diye bir endişem yok… Zaten 35 görünümlü 55 yaşında olduğumu her zaman söylüyorum… Kısacası hiçbir şeyi ispat etmek gibi bir düşüncem yok…  2. sorunuza cevap, O zaman Ashi Barai tekniğini çok iyi uyguluyordum.. Elimde kullanabileceğim ender silahlar vardı.. Oitsuki Chudan, Mae Geri .. O kadar… Ashi Barai nasıl uyguluyorsam resmen rakiplerim baş üstü yere çakılıyordu… Ondan olsa gerek…


İstanbul’dan Sensei Atilla CELİKTÜRK soruyor:
Soru 1. Karate sporunu öğrendikçe nelerden uzaklaştınız, nelere yaklaştınız.
Soru 2. Size karate sporunu tanıtanlar, sizde beklediğiniz düzeyi sağlayabildilerdi?

Soru 3. Sizce yerli ve yabancı en iyi eğitimci kimdir. Adlarını verirmisiniz…

Cevap:  1. Sorunun cevabını söyleşinin içinde genişçe değerlendirmiştik ek olarak sunu söyleyebilirim Karate do benim her şeyim..

2. Sorunuzun cevabı., Hakkı Sensei’miz  bize çok şey verdi. Allah razı olsun… Onun öğrencisi olmaktan her zaman guru duydum ve duyuyorum.. Fakat,o  zamanlar hakkı hocamızın da Karate bilgisi belli bir seviyedeydi.. İmkânlar kısıtlıydı… O imkansızlıklara rağmen hakkı hocamızda bizle beraber bir şeyler öğrendi.. Bu çok ayıp bir şey değil… Ve kişisel eksiklikleri bize bazı yaraları açtı ama zamanla bunları sarmayı bildik…
Soru 3’e cevabım…  Ben çok iyi bir eğitimci değilim bu gerçek… Kişisel olarak çalışmayı daha çok seviyorum.. Hakkı Senseimizin eğitimciliğinin kalitesi yetiştirdiği öğrencilerinden belli değil mi… Ama Karate DO sanatını bilimsel olarak çalıştıran tek kişi ATİLLA sensei dir… Yabancı antrenörler için tek favorim TANAKA  sensei….
Bursa Büyük Şehir Karate Antrenörü sevgili kardeşim Fatih GÜMÜŞ soruyor: Sensei Oss ., Okuduğunuz da çok etkisinde kaldığınız ve bize tavsiye edeceğiniz üç kitap.
Cevap:
Acar BALTAŞ’ ın Liderlik ve Yöneticilik  ile ilgili kitabı
Anthony ROBINS.. SINIRSIZ GÜÇ…
T.O.BOMPA nın ANTRENMAN KURAMI VE YÖNTEMİ
WKF Uluslar arası A kategorisi hakemlerimizden S. Akif GÜRBÜZ soruyor: Oss sensei ben Türkiye demeyeceğim eğer Dünya Karate Federasyonunda bir şeylere etki etme, bir şeyleri değiştirme gücünüz olsa.. Dünya Karate DO su adına neler yapardınız..?
Cevap: Karate do tekniklerinde ki dejenerasyona müsaade etmezdim… Olimpiklik uğrunda karate do yapısından fazla taviz vermezdim…
Almanya’dan T.LEWONDOWSKİ soruyor: Size göre Dünya da gelmiş geçmiş en iyi bayan ve erkek kata ve kumite dalında ayrı ayrı birer Karate Ka ismi..?
Cevap: Kişi isimlerinden ziyade bayan katada İspanyol takımı, erkek katada  İtalyan takımı, erkek Kumitede Türk takımı.. Bayan Kumite de son yıllarda Fransız lar… İllede isim isteniliyorsa  bizim dönemimizde tartışmasız İngiliz Frank Brennan, kumite de Tanaka sensei.
Aydın bölgesinden çok sevgili kardeşim efem Mustafa ÖZSUN’ un iki sorusu var:
Soru 1: Bir Karate Ka da olması gereken en temel özellikler nelerdir?

Soru 2: Bir sensei de olması gereken en temel özellikler nelerdir?

Cevap: Karate ka gerçek bir sporcu özelliklerine sahip olmalıdır. Çalışkan, terbiyeli, hırslı, itaatkâr, saygılı, öğrenme arzusu olan, aile terbiyesi almış ve bıkmadan çalışan bir yapıya sahip olmalıdır…  Diğer soru tabi ki Sensei olmak çok zor bir mertebe. Öncelikle karate do sanatını sevmek… Öğretmek arzusunu taşımak… Olgunlaşmak ve mükemmelleşme yolunda  adım atmaya başlamak. Hoşgörülü ve affedici olmak… Sabır.. sabır.. sabır…
Hasan OKUŞ: Sensei izninizle final soruları da benden gelsin…
Diğer ülke ve kıta örgütlenmelerine bakarsak Türk JKA neden bu kadar geç oluştu..?
Türk JKA olarak kısa ve uzun vadede plan ve projeleriniz neler…?
Buradan Türk Karate- KA’lara vermek istediğiniz bir mesajınız var mı..?

Röportajlarımızı nasıl buluyorsunuz..?

Cevap: Esasında Türk-JKA  geç oluşmadı… Şansızlığımız Nakayama ustanın ölümü ile paralel gitti.. JKA kısa bir süre içinde ikiye ayrıldı. Kendi yapılanmalarını tamamlamaları ve bizim yazılarımıza sıhhatli cevap verememeleri bizi biraz da olsa  beklemeye sevk etti. Ayrıca son iki yıl Türkiye federasyonunun bu tür organizasyonlara yasak getirmesi  ve en önemlisi bize inanana kitlenin federasyon bünyesinde faaliyetlere daha fazla önem vermesi. Bunun yanında ekonomik yetersizlikler… Ama bundan sonra hiç olmazsa her sene yurt içi 2 seminer,2 şampiyona ve en az 1 yurt dışı şampiyonaya katılmaya çalışacağız. Bunun için özveri ve çalışmaya ihtiyacımız var… Tabii bu yolda ATİLLA ve ALEV Sensei lerle beraber çalışmamızda benim en önemli avantajım…  Dikkat ediyormusun, tüm karatecilerin soru ve öğrenmek istedikleri olaylar, bizim dönemimize ait. Sorgulamalar, istekler hepsi bizimle ilgili… Kimse Haldun, İlyas veya diğer  sporcularla ilgili soru sormuyorlar… Eskiye bu kadar rağbet olması enteresan değil mi… Buradan şu sonuç çıkıyor, camia içinde bilen veya bilmeyen herkes JKA nın tarihi Karate-DO’sunu yapmak istiyor ve Türk Karate  tarihini öğrenmek istiyor…. Sence ….

Röportajlarınız  Mükemmel… Tek kelime…
Hasan OKUŞ: Sensei sabrınız ve bu güzel söyleşi için size teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız… Oss..
Röportaj: Hasan OKUŞ

Bir Cevap Yazın