Sensei Hasan OKUŞ Röportajı

HasanOkuş1Ülkemizde karate-do denilince akla ilk gelen isimlerden olan, aynı zamanda sitemiz yazarlarından değerli hocamız Sn. Hasan OKUŞ ile yaptığımız röportajı istifadenize sunuyoruz.

S1:Hocam Kuveyt’te yaşadığınız yıllarda sürekli irtibat halindeydik. O dönem www.turkkarate.com sitemizde sizinle bir röportaj yapmak isteğim vardı fakat nasip bu güneymiş. Müsaadenizle bu fırsatı değerlendirip hemen Bismillah diyelim. İzleyebildiğim kadarı ile sürekli okuyan, çevresindeki olayları notlayan, kâğıt kalemi seven ve bu bağlamda üretken bir kişiliğiniz var. Şimdi Türk karatesinin geçmişini ve bu gününü kıyaslamamıza olanak sağlayacak bilgi ve belgeleri bizimle paylaşacağınıza inanıyorum.

Bu vesile Türk karatesi için dobra dobra belgesel niteliğinde bir söyleşi yapmalıyız. Ben sizin sözünüzü sakınmayacağınızı, Türk Karatesi için sorunlarıyla yüzleşme fırsatı yaratacak her türlü düşünceyi bizimle paylaşacağınıza inanıyorum. Aklıma gelen ve laf lafı açıyor şeklinde anlattıklarınızdan hareketle sorularımı sıralayacağım.

İlk sorum Hasan OKUŞ kimdir?  Bize kendinizi anlatır mısınız?

C1: Evet, röportaj talebini  hatırlıyorum, moderatörlüğünü yürüttüğün  www.Turkkarate.com sitesi için makaleler yazdığım, röportaj sayfanız için söyleşiler  hazırladığım dönemde, böyle bir  yazışmamız olmuştu kısmet bu güneymiş. İlk soruna gelince… Hasan OKUŞ kimdir? İnsanın kendisinden bahsetmesi çok zor. Evet gözlemin doğru, okumayı, kağıdı- kalemi,  tarihe not düşmeyi, müziği, Karate-DO’yu, Karate dışında dağcılığı, farklı coğrafya ve kültürleri keşfetmeyi, insanları seviyorum. Karate sevgimin kaynağı   her çalışma da yeniden ve bir daha öğrenilecek  şeyler buluyor olmam. Karatenin ve dağcılık etkinliğinin insan ruhu ve iradesine ödüllerinin muazzam olduğunu düşünüyorum. Yani kendimle ilgili başka ne diyebilirim ki?

S2: Hocam yok öyle kolay kaçış yok.  Biraz yaptığınız işleri açmanızı istiyorum, renkli yanlarınızı öne çıkartmalıyız, örneğin. Yayınladığınız kitaplar, son süreçte  hazırladığınız eğitsel videolar, yeni web siteniz?

C2 : Doğrusu bizim öğrencilik yıllarımız da Karate konusunda müthiş bir açlık vardı. Ulaşıla bilinecek dilimizde yayımlanmış yazılı ve ya görsel tutarlı  başvuru kaynakları yoktu. Bunun öncülüğünü  “Karate-DO Antrenör El Kitabı” ile Türk Karatesinin değerli  ismi Sensei Hakan ALPAY yaptı. Sanırım oradan öykünerek 1990 yılında bir cesaret  ilk kitabımı yayımladım.  Sonra 1996 yılın da  “Olimpik Karate” isimli ikinci kitabım Ankara Kocatepe yayınlarından çıktı.  3 yıl önce  Federasyon yayınları arasında baskı gören 7. Dan tezim  kitaplaşınca sayı 3’e çıktı.  Bunun yanı sıra Federasyon eğitim kurulu  adına 3 adet  aplikasyon teknik tablo çizimlerim oldu.  Aynı şekilde çocuk ve spor konulu, ya da oyunlarla karate üst başlıklı 30 dakikalık bir video çekimi hazırladım bu video  www.olympickarate2020.com sitemizden izlenebilir. Çocuklar için ısınma ve koordinatif egzersizleri içeren bir video ile reaksiyon çalışmalarını içeren 3. Bir video çekimimiz de tamamlandı,  bunlar da önümüzdeki günlerde  www.olympickarate2020.com sitemizde yayımlanacak. Şimdi ilgimi çekti 3 kitap, 3 teknik tablo, 3 video her şeyi üçlemişiz !   www.olympikarate2020.com’a gelince, Tamamen eğitsel içerikli bir site, günümüz de artık her antrenörün, her Karate-ka’nın  entelektüel bir alt yapısı olmalı, önünde durduğu sporcu kitlesine rol modeli olmalı. Sitemiz biraz bu anlamda farkındalıklar oluşturmayı amaçlıyor.  Sonra  biliyorsunuz 4 ve 5. kademe antrenör kurslarında  ve  7. Dan imtihanlarında tez isteniyor, BESYO’da okuyan arkadaşların Karate alan araştırmalarını tez haline dönüştürme çabaları oluyor ama kaynak sıkıntısı çekiyorlar.  Bu ihtiyaçlara cevap oluşturmak amacıyla kurduk sitemizi.  Bu bir başlangıç, kitap, cd ve süreli yayın olarak dergi üretimimiz sırada Türk Karatesinde uzun yıllardır yaşanan  önemli eksiklikleri gücümüz yettiği kadar gidermeye çalışacağız.  Ben bu çalışmaları bizlerin Türk Karatesine ödememiz gereken bir borç olarak kabullendiğim için yapıyorum.  Bir de nihayet bu sefer yanımda duran, eğitime, eğitimin gücüne inanmış iyi bir ekibim var.

S3: Üretkenliğiniz takdire şayan hocam, e herhalde yayınlanan kitaplarınızdan iyi bir gelir elde etmişsinizdir?

C3: Bu masraflı bir sevgi işi. Ülkemizde  maalesef eğitsel  çalışmaların maddi karşılığı yok!

S4: Biliyorum yurt dışı serüvenleriniz oldukça ilgi çekici.  Genç  arkadaşları motive edecek anılarınızı bizimle  paylaşır mısınız?

C4: Yurt dışı…  Anılar yumağı.  Tabi hepsini anlatmam mümkün değil  kısaca birkaç tanesini anlatmayı deneyeyim.  İlki  1976 Münih.   Sensei T.Okazaki’nin semineri  için Münih Olimpia  Stad tesislerindeydim.  Bay-bayan soyunma odaları ayrı ama odalar arası bir koridorla duşlar ortak kullanımdı. Buhardan göz gözü görmese de  yetiştiğimiz kültürün baskısıyla kurs boyunca orada duş alamamıştım…!

Bir başka anı… 1990 yılıydı, Kıbrıs ile Spor bakanlıklarımız arasında yapılan protokole bağlı olarak dönemin federasyonu beni  Kıbrıs’a görevlendirdi.  Kıbrıs’ta  çok iyi karşıladılar, orada  hala görüştüğüm sıcak dostlar edindim.   O yıl görev süremi  tamamlayıp gerekli raporları ilgili birimlere yazarak evime döndüm.  Sonra ki yıl tekrar görevlendirildim.  Kıbrıs Karate federasyonu  antrenman salonun da çalışma rutini devam ederken  Karatenin adada yeni olması nedeniyle TV çekimleri,  gazete söyleşileri  gibi ilgi çekici etkinliklere de katılıyordum…  Bu arada istihbarat daire başkanı Sn. Y. ŞÖTELLİOĞLU ve KKTC federasyon başkanı  Sn. E.Z.GÖKBİLEN adada kalmamı, vatandaş olmamı istediler.  Ben buna gerek olmadığını  fırsat oldukça yardımcı olmaya çalışacağımı söyledim. Bir sabah erken saatlerde konakladığım otelin resepsiyonundan telefonla aradılar, iki inzibatın beni almaya geldiğini söylediler.  Uykulu halde  acaba yeniden mi askere alınıyorum!?  Kafam karma karışık oldu.  Asker beni nereye, niye götürecek!?  Heyecanla lobiye indim ve askeri araçla garnizona bir teğmene teslim edildim  ve sonra  vatandaşlık işlemlerim başlatıldı. Bu da benim için unutulmaz anılardan birisi.

Anı çok tabi.  Son OLARAK Kuwait’le ilgili benim için çok değerli olan bir anımı paylaşayım…  Kuwait’te yaşayan ciddi bir Türk nüfusu  olmasına karşın çocuklarımızın gidebileceği bir Türk okulu yoktu.  Aileler çocuklarını bütçelerine göre  Arap,  Pakistan, Hint ya da İngiliz okullarına gönderiyorlardı.  Konsolosluğumuzla bu konuyla ilgili temasa geçtim ama maalesef bize yardımcı olmaktan çok uzak durdular. Bu yaptığım görüşmelerin bir kısmına S. Levent AYDEMİR ’de tanıktır.  Daha sonra TC. Cumhurbaşkanlığı makamına uzanan bir dizi yazışmalarım oldu, Kuwait konsolosluğumuzla çok anlamsız sürtüşmeler yaşadım.  Zorlu mücadelelerden sonra  Kuwait’te  yaşayan çocuklarımızın  Türkçe eğitim aldıkları bir  okulun açılmasına vesile oldum.  Orada yaşayan Türk aileler bile umutsuz du ve destek vermediler.  Orada zoru başardık. Bu gerçekten çok önemsediğim bir anıdır. Şu an orada bulunan Türk ailelerinin çocuklarını gönderebilecekleri bir Türk Okulu var…   Antrenörlük, alınan sportif başarılar vs her şey güzel ama bu benim için kıvanç verici bir yurt dışı anısı.  Yurt dışı denilince  dağlar, denizler, çöller  edinilen dostlar, yenilen kazıklar yaz yaz bitmez şimdilik bunlar yetsin…

S5: Hocam Kuweyt te bildiğim kadarıyla başka antrenörlerimiz de vardı, onlar kimlerdi, görevleri neydi?

C5: Ben toplamda 10’5 yıl orada kaldım. Kuwait’in en büyük kenti  Hawalli’nin   21  dalda HasanOkuş2hizmet veren Qadsiya şehir kulübünün Karate baş antrenörlüğünü yaptım.   Daha sonra ikinci savaş dönemi  S.Ilgar ABAT’ta benim kulübüme geldi ve 1 sezon onunla beraber mesai yaptık.  Öncü güç  S.Kasım DEMİR’di, o Yermouk Spor Kulübünün  baş antrenörüydü sonra Salmiya şehrine  geçiş yaptı.  Kuwait Karate Federasyonunda  ise,  S.Levent AYDEMİR 7’5 yıl,   S.Savaş Altın’da 1 yıl görev yaptılar.  Arkadaşlarla güzel iş birliklerimiz, güzel dayanışmalarımız oldu.

S6: Hocam Yanlış hatırlamıyorsam şu an ki federasyon başkanımız Esat DELİHASAN o dönemde İstanbul Büyükşehir’in antrenörüydü ve Kuweyt karate federasyonuna antrenör olarak gideceği konuşuluyordu, gerçekten böyle bir talep oldu mu?

C6: Evet, böyle bir talep vardı, kendisi bir seminer vesilesiyle oraya davet edildi.  Görüşmelere yardımcı olmaya çalıştık.  Şu an miktarı tam hatırlamıyorum ama iyi bir maaş teklif edildiğini biliyorum.  Kendisi ısrarla Yüz bin dolar transfer parası istedi. Tabi onların LECNE dedikleri bir merkezi spor kuruluşları vardı ve böyle bir transfer ücreti ödeme gelenekleri yoktu.  Buna karşın İyi bir maaş ve alınan başarılara bağlı olarak ödül vaadinde bulundular. Kendisi yine kabul etmeyip transfer ücretinde ısrar etti. Akşam sahil de çay içerken Kuwait Karate Federasyonunun sunduğu teklifin cazip olduğunu transfer ücretine takılmamasını söylediğimde  “Ben buraya gelmek istemiyorum,  sadece yüksek rakamlar öne sürerek sizlerin burada kıymetinizi arttırmayı deniyorum”  şeklinde hiç unutmayacağım bir düşünce öne sürdü. Kalmadı geri döndü.

S7: Türkiye Karate Federasyonu  o süreçte sizlerin orada ki varlığınızı destekledi mi?

C7: Üzgünüm.  Biz orada  Türk Karatesinin ileri karakoluyduk ama hiç cephane desteği görmedik.  O dönem çok ihmal edildik.  Örneğin dan denkliği için gönderdiğimiz konsolosluk onaylı dosyalarımız bile okus pokus edildi!  Antrenörlük belgelerinin yok sayılması için mücadele eden kurul üyeleri oldu. Şimdi bu insanlar hala ( ama hangi vicdanla! ) yüzümüze bakıyorlar.  Boş ver hiç girmeyelim o konulara.

S8: Hocam merak ettim, Kuwait insanın genel anlamda spor kültürü nasıldı?  Karate ’ye bakış açıları,  size karşı ilgileri?  Kulüplerin ve Federasyonlarının organizasyon  modellerini ülkemizle kıyaslayacak olursak belirgin farklılıklar nelerdi?

C8: Kuwait iklim olarak çok sıcak bir yer, sıcak ve rutubetli. O nedenle hayat kapalı alanlara sıkıştırılmış. Küçük Amerika’da denilen kimsenin kimseye karışmadığı modern bir şehir devlet.  Biz orada  bir bakıma onların devlet memuru sınıfındaydık ve saygı görüyorduk. İş akdimiz uluslararası kontratla Kuwait spor bakanlığı garantisine dayandırılıyordu. Orada her yıl sezon sonu antrenörlerin performansı değerlendirilir ve ona göre iş akitleri fesh edilir veya uzatılır, sistem böyle çalışır.  İnsanlar sıcağın etkisiyle olsa gerek, biraz gevşektirler ama  spora ilgileri gerçekten yoğundur. Aileler çocuklarının spor yapmaları konusunda çok isteklidir. Denizle ilişkilerinden ötürü özellikle yüzücülükte başarılılar.  Yüzme, Atıcılık ve Karate Kuwait devletinin  önde duran 3 branşı. 1 milyon nüfusa sahip olmalarına rağmen, Asya kıtasında Japonya ve İran’ın ardından her zaman başarılılar. Bu başarılarda  S.Levent AYDEMİR’in  Kuwait Karatesine çok önemli katkıları olduğunu  Türk Karatesi adına gıpta ile söyleyebilirim.  Federasyon ve kulüp yapılanmalarına gelince… Onların da çeşitli hizmetleri yerine getiren Federasyon kurulları var ancak, yarışmalar sezon boyunca lig usulü yapılıyor. Ferdi katılım söz konusu değil.  Kulüpler sporcuların her türlü malzeme ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi, maaş desteği de sağlıyorlar.  Örneğin büyükler kategorisinde bir sporcu, temsil ettiği kulüpten her ay 1500 dolar destek görüyor.

S9: Anlattıklarınız  ilginç,  demek ki yurt dışı  yaşamınızı  kitap haline dönüştürsek  birbirinden enteresan öğretici hikâyeler  çıkacak.  Dilerim böyle bir çalışma da yaparsınız.   Hocam Sıradaki sorum, sizin gözünüzden 1970’li yılların Türk Karatesi ile günümüze kadar olan değişimleri değerlendirebilir miyiz?  Cevapları derli toplu tutmak adına isterseniz 10’ar yıllık kronolojiyle alalım yorumlarınızı. 1970-1980 den başlayalım?

C9: Bu  biraz ülkemizin sosyo politik ve sosyo ekonomik yapısını irdelememizi de gerektiren derinlikli bir soru.  Önce şunun çok iyi bilinmesini isterim,  ülkemizde birileri zaman zaman sırf marjinal olmak adına vefasızlık yapsa ve saçma sapan, sorumsuzca isimler telaffuz etseler de bu bir istikrar işidir ve Türk Karatesinin  istikrarlı bir şekilde temelini atan da  S.Hakkı KOŞAR’dır.

1970-1980… Bu 10 yıl Türk Karatesinin federe olması anlamında gerekli yapı taşlarının döşendiği  önemli çalışmalar gerçekleştirilmiştir.  Bir kere ilk düğme doğru iliklenmiş S.KOŞAR  dojolarını  ülkemizin  ekonomi  başkenti sayılan İstanbul’un kent soylu çevrelerinin yaşadığı, Osmanbey, Sultanahmet, Moda gibi semtlerinde açmıştır. Türk Karatesinin sivil toplum örgütlenmesini  dernekleşme  gibi kurumsal organizasyonlara dayandırarak, spor siyasasını yönetenlerin ilgisine sunmayı başarmıştır.   Bir dernek çatısı altında yürüttüğü çalışmaları uluslararası zeminde temsili milli takımlar boyutuna getirebilmiştir.  Eğer S.H.KOŞAR’ın bu öngörüleri olmasa örneğin dojolarını Kasımpaşa merkezli tutsa ve ilk 10 yıl orada kalsa idi TKF’nin kurulması en az bir 10 yıl daha gecikirdi.  Bir kere 1970-1980’li yılların Türk Karatesi için böyle bir değeri var, bu asla unutulmamalı.  Tabi bu bir örgütlenme işi ve o sürece emeği geçen tüm hocalarımızı bugün minnetle anıyoruz.

S10: 1980-1990 dönemi?

C10: Karate 1981 yılında  rahmetli Cihat USKAN başkanlığında ki Judo federasyonuna  bağlandı.  Biz de ülke olarak IAKF  (Uluslararası Amatör Karate Federasyonu) na üye olduk.   O yıllarda dünya Karatesinin iki başlı olduğu bir süreç yaşanıyordu.  Bu süreç 1985 yılında IAKF’ in fesh edilmesi ile birlikte  bu günkü Dünya Karate Federasyonunun alt yapısını oluşturan, WUKO ‘(Dünya Karate Organizasyonu Birliği) ya geçişimizle sonuçlandı.   Sonra Türk Karatesi  WUKO’ nun yarışma kriterlerine uyum sürecine girdi.  Oyun kurallarından, teknik yenilenmelere kadar müthiş bir değişime soyunuldu.  Bu süreçte S.Atilla ÇELİKTÜRK, S.Hakan ALPAY, S. Alev ORAL’ın çok yoğun uluslararası çabaları oldu.  Haldun ALAGAŞ, İlyas GENCER isimleri bu değişim sürecinin Türk Karatesinin  ilk meyveleri  olarak tarihe geçti.  Yani 1980-1990’ın altı çizilecek en önemli  yanı bence bu değişim ve adaptasyon sürecidir.

S11: 1990-2000 dönemi?

C11: Bu dönem  bir kez daha hem dünya Karatesin de  hem Türk Karatesin de önemli evrilmeler gerçekleşti.  Örneğin WUKO  20 Aralık1992 itibarıyla olimpizm idealine daha uygun bir yapılanma içine girdi ve  WKF (Dünya Karate Federasyonu)  ortaya çıktı.   Ülkemizde ise Judo ve Karate Federasyonu olarak örgütlenen Türk Karatesi Judo’dan ayrılarak müstakil Karate Federasyonu haline dönüştü. Atama yoluyla yapılan Federasyon başkanlıklarından seçim sistemine geçildi. Spor Karate tarihine ismini kocaman puntolarla yazdıran müthiş performans  Fransız Jacques DELCOURT  EKF ve WKF başkanlığını İspanyol  Antonio ESPİNOS’a devretti.  Türk Karatesi  bir yandan  sistematik olarak uluslararası başarılarını arttırırken, seçim sisteminden ötürü  de oyu olanın öne çıktığı bir dejenerasyon sürecine girdi!. Dünya Karatesinin başına geçen A. ESPİNOS  WKF’yi  J.DELCOURT’un performansından uzaklaştırdı orada da ciddi dejenerasyonlar başladı. Bu yıllar arasında,  S.Çetin DEMİREL,  EKU ve WKF  sınavlarını başarıyla geçerek uluslararası hakemlerimizin kutup yıldızı oldu. Türk Karate hakemliği tam da bu dönemde gerçekten kurumsallaşma yoluna girdi. Bu uğur da büyük çabalar gösteren S.Rıza ERDOĞAN hocamızı vefayla anmak isterim. Yani dilimlere böldüğümüz de görüyoruz ki, her 10 yıl  hem dünya Karatesi, hem Türk Karatesi  için önemli değişimlere yol açmış.

S12: Hocam izninizle burada bir şeyi açalım Seçim sistemi ile birlikte TKF’de dejenerasyon başladığını söylüyorsunuz. Sonra EKU ve WKF’de başkanlığın değişimiyle aynı dejenerasyonun orada da yaşandığını vurguluyorsunuz. Burayı biraz açabilir miyiz? Çok Önemli noktalar bunlar!

C12: Dünya Karate tarihini bilenler ne dediğimi kolayca anlayacaktır. EKU ve WUKO ( WKF ) Jacques DELCOURT’un çocuğu gibiydi.  1960 – 66 arası  Avrupa  ülkelerini örgütleyip bundan  Kıta Avrupa şampiyonası organize etme başarısı gösteren, o başarıyı Dünya örgütlülüğüne taşıyıp Karate’yi olimpik idealin içerisine sokan isimdir J.DELCOURT.   Antonio ESPİNOS için aynı şeyleri söylemek mümkün değil.  O hazıra geldi ve sadece orada kalabilmek, kendi kadrolarını ve delegasyonunu işin içinde tutabilmek için mesai harcadı!

Türk sporunda  da federasyon başkanlarını seçim ile belirleyen sisteme geçilmesi  doğrusu büyük bir açılımdı. Biz işin mutfağında olan antrenör ve hakemler olarak   başkanımızı  seçecek ve onu bir anlamda  performans ölçümüne tabi tutabilecektik, böylece  kalite çıtası yükselecekti.  Ama bizler el birliğiyle bu güzel sistemi çökerttik, her şey dejenere oldu.  10 oy- 20 oyu bir araya getiren antrenör ve hakem  dernekleri  hemen başkan adayının peşine düştüler “bize şu kurullar da görev verirsen sana çalışırız, oyumuzu sana veririz” ilişkilerine girdiler.  Liyakat bu süreçte, böyle bir kirlenme ile ortadan kalktı. Ve bu dejenerasyon, sonraki yıllarda da Türk Karatesinde kanserli bir hücre gibi yer etti. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki mutfakta olanların yani hakem ve antrenörlerin oy kullanamadığı bir çerçeve statü oluşturuldu, böyle çürük bir zemine geçildi.  Bence bu dejenerasyondan Türk Karate ailesinin fertleri tek tek sorumludur!

S13: Hocam bu dönemle ilgili bir soruyu daha açıklığa kavuşturalım izninizle sonra 2000-2010 diyelim… Son satırdaki yorumunuza binaen, Türk Karate ailesinin fertlerinin yerine getirmediği sorumluluklar neydi sizce? Camia neyi atladı? Neyi yanlış yaptı ve ihmal etti? Olması gereken neydi? Onun yerine Olan ne?

C13: Bakın bu işler biraz insanın ülkesine karşı sorumluluğu ve sorumsuzluğunu anlamamıza yarayan özelliklerle doludur.  Mesela bir antrenör ya da hakem derneği kuruyorsunuz burada amaç ne? Elbette bir sivil toplum örgütü olarak o derneğin üyelerini bir arada daha verimli kılmak, Türk Karatesine yararlılıklar üretmek,  dernek üyelerini hastalık, sağlık vs sorunlara karşı maddi manevi korumak gibi iyi amaçlar olmalı değil mi? Ama bu yıllarca böyle olmadı. Çoğunlukla  bir kurnaz öne çıktı, hiçbir etik yanı olmayan cüretlerle, bu birliktelikleri bir güç olarak başkan adayına sundu  ve ancak kendilerine kurulacak  federasyonda görev verilmesi halinde o kişinin başkanlığına destek vereceklerini söyleyebildi..   Oysa federasyon kurulların da görev yapmak bir devlet işidir, orada görev almak bir takım donanımları, yeterlilikleri, sorumlulukları gerektirir.  Yani buna benzer çürümüşlükler, yetersizlikler,  önce ülkem diyemeyen vicdan yetersizlikleri o yıllarda başladı ve gelişerek gelenek halini aldı.

S14: 2000-2010 dönemi?

C14: Doğrusu ben 2000-2010 sürecinin önemli bir kısmı  ülkeden uzaktım  ama gelişmeleri  takip etme fırsatım oldu. Daha önce  söylediğim gibi bu süreç seçim sistemi üzerine kurulu hazımsızlıklar ve savrulmaların yaşandığı zorluklarla dolu.  Ama  uluslararası takvime bakıldığında her şeye rağmen bu süreçte de Türk Karate’si kendi iç dinamiklerine dayanarak başarı çıtasını yükseltmeyi  becerdi,  en önemlisi kendi içerisinde yetişen, Karate’yi bilen bir ismi başkan yapma başarısını gösterdi. Bu bile büyük bir başarıdır.

S15: Hocam 2010-2020 diyorum.  Bu soru biraz yaşananları yorumlamayı, biraz da geleceği ön görmeyi kapsıyor.

C15: Biraz ters köşe gibi duracak ama değil,  Türk Karatesi kurumsallaşmasını dünya ölçeğinde elde ettiği başarıları temsil edebilecek kalitede gerçekleştiremedi.  Başarılar büyüdü, kalite çıtası düştü!  Bu konuda çok önemli tutarsızlıklar  yaşanıyor.   2020 Tokyo  olimpiyatları Dünya Karatesi için çok önemli bir fırsat, Antonio ESPİNOS ‘a rağmen !!! Spor Karate’nin olimpik spor branşları arasına girme şansının çok yükseldiğini düşünüyorum.  İlk kehanetim bu olsun., Eğer  Karate 2020 olimpiyatlarına girer ve yola A.ESPİNOS’la devam edilirse sonra ki süreçte olimpiyatlardan  düşebiliriz  diye de tarihe kayıt düşüyorum !  ikinci kehanetime gelince.  Ülkemizde mutad olarak her olimpiyat sonrası yapılan Federasyon başkanlıkları seçimleri bu yıl sonu tekrarlanacak ve Esat DELİHASAN 3. dönem başkan olacak.  Ancak DELİHASAN kaliteyi arttırmaz, kurumsallaşmasını tamamlayamaz, camia da büyük  kırgınlıklara neden olan ve herkesin gizli başkan olarak tanımladığı  kardeşini sınırları içinde tutma basiretini gösteremezse  önümüzdeki 3. Başkanlık dönemini tamamlayabilir mi? Doğrusu onu da kestiremiyorum.!  Dünya ölçeğinde ise  2020 olimpiyatlarına Karate’nin olimpik branşlar arasına gireceğine ülke olarak inanırlarsa  Fransa, İtalya, İspanya,  İngiltere kesenin ağzını açar ve tekrar eski günlerine dönerler. Amerika ve Çin  bu kervanın iki dev ismi olarak tatamilere iner.  Belki de bu ülkeler Karate olimpiyat kadrolarını şimdiden ya kampa aldılar ya da almak üzereler diye de düşünüyorum.  Bu gelişmelere bağlı olarak, oyun kuralları büyük bir değişim gösterir. Karar kriterleri belki tıpkı eskirim de olduğu gibi dijital, elektronik aygıtlarla desteklenebilir. Soruna karşılık oldu mu bilmiyorum ama tabi bunlar bana ait kurgular, ön görüler.

S16: Sizden Türk Karatesini bugüne kadar yönetmiş başkanlara not vermenizi istesem?

C16: İlk olarak (1981) ilk Federasyon başkanımız emekli albay rahmetli Cihat USKAN’ı anabiliriz. O işe başladığında camia adeta klanlar halindeydi.  Kendi başına buyruk, Edirne’nin ötesine gitmeden posta yoluyla  üç beş dan edinmiş, burnundan kıl aldırmayan onlarca  Karate cahili profesörden bir birliktelik yaratmayı başardı. Bence rahmetli Uskan bu başarılı mücadelesinden ötürü yüksek puan almayı, tarihe geçmeyi hakediyor.

İlk atama, ikinci dönemi seçim yoluyla TKF başkanlığını yürüten rahmetli Aybars KILIÇHAN… Türk karatesi onun zamanında uluslararası alanda itibar görmeye evrildi, Lobiciliği, diplomasi yürütme becerisi olan önemli bir spor adamıydı.  Avrupa ve Dünya karatesinde karşılığı olan bir şahsiyetti.  Bu anlam da rahmetli de Türk Karate tarihinin önemli br ismi olmayı hak ediyor.

Esat DELİHASAN… Müthiş bir enerji, Karate Federasyonu başkanlığını bir iş olarak yapıyor. Her an her yerde. Peşine düştüğü işi sonuna kadar takip ediyor.  Onun zamanında başarılar dünya ölçeğinde çok yükseldi. Tek sıkıntısı okyanusları aşıyor küçük derelerde boğuluyor.  Ama yaptığı işlerle yüksek puanlı olmayı, tarihe geçmeyi hak ediyor.

S17: Hocam iyi gidiyoruz… Size açık yüreklilikle ve gerçekten samimi bir sorum olacak…  Siz federasyon başkanı olsanız öncelikleriniz neler olurdu?

C17: Oğuzhan şimdi hazır ol ve bu soruya bakarak birileri benim aday olacağım söylentisini yayarsa hiç şaşma!  Yine de akılcılık ve duygu bazında sorunu cevaplayayım.  İlk seçimler de kaybetme pahasına liyakati öne çıkartır İşimi asla yakınlarımla paylaşmazdım.  Yalan, hile, fesat, fitne  ile  insanları birbirine düşürme anlayışını bu camiadan silerdim.  Kimin kiminle sorunu varsa asla hiç kimseyi tek taraflı dinlemezdim.   Antrenör, yönetici ve  sporcu ahlakını ders konusu yapar, ülke çıkarlarını her şeyin üstünde tutma algısını camiada yaygınlaştırırdım.  Uluslararası hakemler tüm dallarda  Türk sporunun namusudur.

Bu anlayışla oraya asla iltiması sokmaz, orada sarsılmaz bir kurumsallık oluşturur, uluslararası hakemlerimizi gözüm gibi korurdum.  Minikler kategorisinde yaşanan müsabaka kirliliğinin önüne geçer, çocuk ve spor konusunu akademik desteklerle eğitim konusunun önceliği yapardım.  Beni alkışlayan dalkavukları değil bana ayna olan, gerçekleri dürüstçe söyleyebilen insanları yakınımda tutardım.  Uyuşamasam bile ülkesine yarar sağlayan insanlarla çalışabileceğim dengeliliği gösterirdim.  Türkiye şampiyonalarının düzenleneceği il ve spor tesisi konusunda kriterlerim insanların Türk Sporuna yakışır alanlarda bir araya gelmelerine özen göstermek olurdu. İllerde il karate spor temsilcilerinin yönetici erk ve kamuya karşı başkanlık makamını temsil eden şahsiyetler olması nedeniyle, makamı temsil gücü olan isimlerle çalışırdım.  Daha alt alta sıralayabileceğim çok şey var ama ilk aklıma gelenleri özetlemiş olayım. Her halde bu ve buna benzer bir çalışma anlayışım olurdu.

S18: Peki, hocam gelelim günümüze.  Siz son dönemlerde en çok eleştirilen ve yakınılan TKF Eğitim kurulundasınız.  Bu konuda içerde olan biteni görmüş, yaşamış biri olarak ilk elden görüşünüzü alalım. Eğitim kurulu olarak bir reform planınız var mı? Varsa uygulamaya geçirme süreciniz nedir?  Eğitime gelen Karate-ka’ lar ve eğitimciler açısından kurulunuzun genel bir analizini yapar mısınız?

C18: Önce bir şeyi düzeltelim ben 20 Ocak 2016 tarihi itibarıyla büyük heyecanla görev yaptığım TKF eğitim kurulundan ayrıldım.  Sorunun cevabına gelince, Bak kardeşim kim yakınıyor, neye yakınıyor buraya doğru bakmalı.  Zamana, döneme, kişilere, kişisel pozisyonlara göre yorum ve eleştiriler yapılmamalı. Eğitim kurulu,  dan kurulu, teknik kurullar  yani çalışan birimler sürekli eleştiriliyor. Bu dün böyleydi, yarında böyle olacak.  Bu eleştirilerin bir kısmı çok haklı da olabilir, bunu anlarım. Ama o eleştirinin yol gösterici bir dosya ile desteklenmesi halinde anlarım? Örneğin birisi çıkıyor teknik kurulda görev almak, milli takım antrenörü olmak istiyor, bunun için eleştiri geliştiriyor. İyi de boş ver  o kişinin milli takımlar düzeyin de antrenman yaptırmasını o takımı bir başka ülkeye götürecek, teknik toplantılara katılacak, yarışma esnasında gerektiğinde İngilizce itiraz dilekçesi yazabilecek alt yapısı var mı..!?   Bir başka açıdan ben eğitim kurulunda görevli olduğum süreçte gittiğim çalışmaların bir kısmın da, hatta kademe kurslarında katılımcılara boş kâğıt dağıttım. Kendilerinden ad ve soyadlarını yazmadan, cesaretle bu eğitim çalışmalarında ne eksik, neler görmek istersiniz açıkça yazın çağrısında bulundum.  30 kâğıt dağıttımsa 3 geri dönüş oldu… Onlar da hocam harikaydınız modundaydı..!  Yani şunu ifade etmek istiyorum,  Söylemekle söylenmek arasında fark vardır! Eleştiri tabi ki bir haktır ama bir iç tutarlılığı olmalıdır, Eğer eleştiri beğenilmeyen şeyin yerine bir olumluluk ikame edebiliyorsa yerini bulur. O zaman gerçekten bulunduğumuz topluma yararlı olma şansı oluşur.

Reform planı soruna gelince.  Eğitim süreklilik ister ve sürekli yenilenme işidir.  Çünkü dünya da her şey hızla değişip yenilenmektedir. Bak yukarıda 1970-2020 arasını on yıl – on yıl dilimledik.  Her şey ne kadar hızlı ve güçlü değişime uğramış. Bundan sonra da değişim devam edecektir.  Bu değişime, değişimlere ayak uydurabilmenin en önemli yolu iyi planlanmış reformist eğitimcilik anlayışından geçer. Ancak bu yolla elde ki nitelikli insan sayısını arttırmak mümkündür.  TKF eğitim kurulu da belli bir amaca ulaşmak, belli bilgiler edinmek ve öğrenmek, yenilenmek ihtiyacında olan kadrolarına bu hizmeti ulaştırmak için yapılanmış bir kurul olmalıdır.  Dünya Karatesi nin olimpiyatlara doğru müthiş bir değişime evrileceğini düşündüğümüz şu süreçte kurulda ki arkadaşlara çok önemli görevler düştüğü açıktır.  Kendilerine bu vesile başarılar diliyorum.

S19: Hocam Türk karatesi hakkında son bir tahlil ve temennilerinizi alayım.

C19: Kardeşim ‘’KURUMSALLAŞMA’’ ,  ‘’KURUMSALLAŞMA’’ ,  ‘’KURUMSALLAŞMA’’ ,  ‘’KURUMSALLAŞMA’’  Bak Türk Karatesi tarihsel açıdan müthiş bir zirve yaptı, uluslararası alanda saygınlığımız inanılmaz yükseldi.  Bu çok güzel ve  emeği geçen herkes kutlanmalı.   Ama şu da konuşulmalı, Türk Karatesinin geleceği adına konuşulmalı, dışarda bize moral veren, cesaretimizi arttıran  başarılar maalesef  içeride doğru yönetilemiyor. Bakın etrafınıza bir sürü kırgınlık ve dargınlıklar var. Küçük bir örnek vermek istiyorum, kadrolu antrenör olmak için 3 kez millilik gerekiyordu bu sayı 7’ye çıkartıldı.  Son dönem de düzenlenen uluslararası turnuvalara sporculuk yaşamında uluslararası başarıları olan, antrenörlük yaşamına geçiş yaptığında orada da başarılarını devam ettiren, üstelik BESYO mezunu isimler o turnuvalara yazılmadı.  El altından camiada da  esamesi  okunmayan ,( hak edenleri ayırıyorum )  Karate cahili  isimler görevlendirildi.   Kurumsallaşma olsa bu ve buna benzer şeyler yaşanır mı? Bizim görevimiz bu ve buna benzer olumsuzlukların aşılması için el birliği ile mücadele etmek olmalı.  Türk Karatesinin içeresinde, Türk Karatesinin enerjisini eksilten ne varsa görünür hale getirmek olmalı.  Onun için diyorum hakkaniyetin öne aldığı bir kurumsal yapı mutlaka oluşmalı. Başka bir Türkiye, başka bir Türk Karate Federasyonu yok. Daha güzel bir Türk Karatesi için can siperane emek vermiş tüm hocalarımızı, tüm hakem ve antrenör arkadaşlarımı vefa duygusu ile selamlıyorum.

Oss

Hasan OKUŞ

Röportaj : Oğuzhan GENÇ

 

Bir Cevap Yazın