Sensei Sait UÇAN Röportajı -1

Bu röportajımız da açık sözlülüğü ve dürüstlüğü ile tanınan, birçok ülkede Türk Karatesinin adeta fahri büyükelçiliği görevini yürüten, sporda ve iş yaşamında başarılarıyla örnek, değerli gönül insanı Sensei Sait UÇAN’ı konuk edeceğiz. Eminim kendisiyle bu söyleşide Türk Karate sinin pek çok önemli bilinmeyenini konuşarak tarihe not düşme fırsatı bulacağız.  Türk Karatesinin başarıları, nerden gelip hangi hedeflere doğru ilerlendiği, sporcu, antrenör, hakem ve yönetici anlayışı üzerine geliştirici kritikler yapacağız.

S1. Sensei Türk Karatesinin sanırım 3. Jenerasyonusunuz.  Şimdi aradan yaklaşık 40 yıl geçti Karate’ye 90’lı yıllarda başlayan pek çok insan sizi, sizin jenerasyonunuzu tanımaz,  o anlamda ilk olarak Sait UÇAN kimdir? Karate’ye nerede, hangi koşullar da başlamıştır.?

saituçan004C1.  1963 İstanbul doğumluyum.  Karate ‘ye 1978 yılında başladım.  O yıllarda Türkiye Karate federasyonu yoktu, İstanbul da bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda özel kulüp ve dernekler bu işleri yürütüyordu.  Tabi bu kuruluşlar ayakta durabilmek için bizlerden aidat alıyorlardı.  Ben daha yolun başındayken ekonomik zorluklar nedeniyle, antrenmanları bırakmak zorunda kalmıştım.  Hiç unutmuyorum o günlerde Mecidiyeköy meydanında değerli hocam Sensei Hakan ALPAY ile karşılaştık, neden çalışmalara gitmediğimi sordu, kendisine aidat ödeme zorluğu yaşadığımı söylediğim de çantasından üye kimlik kartı çıkartıp 12 ay ödenmiş mührü vurdu ve çalışmalara devam etmem için bana verdi.  Karate DO’yu yaşam yolu olarak seçmemi sağlayan unutulmaz bir jesttir bu.   Şimdi birçok insan bilmez o günlerde İstanbul sokakları terörün her türünün yaşandığı tehlikelerle doluydu.  Eğer o süreçte bana S.Hakan ALPAY sahip çıkmasa, spor yaşamıma devam etme fırsatını bulamasam ne olurdum gerçekten bilemiyorum.   Şahsıma ve Türk Karatesine büyük katkılar sağlayan çok değerli senseilerle bu yolda yürüme fırsatı bulduğum için kendimi çok şanslı hissettiğimi söylemeliyim.

S2.  Aileniz içinde sizden başka Karate ile ilgilenen var mıydı?  Sizi Karate yapmayı özendiren etken neydi?

C2.  Ailemde Karate ile ilgilenen yoktu.  Beni Karate yapmaya çeken şeyin o günlerin İstanbul’unda tamamen bir özgüven arayışı olduğunu söyleyebilirim.

S3. Peki, İstanbul sokaklarının her türlü teröre, şiddete açık olduğu o dönemde özgüven kazanmak amacıyla başladığınız Karate çalışmaları size gerçekten aradığınız özgüveni sağladı mı?

S4. S.Hakan ALPAY ve Rıfat EGEMEN gibi iki büyük üstadın okulunda Karate çalışmalarına başlamış olmaktan ötürü çok şanslı olduğumu bir kez daha söylemeliyim. Onlar sayesin de hayatta kalma farkındalığım arttı  ’’ZANSHİN’’ kavramını öğrendim.  Onlar sayesinde önüme bir hedef koyup puanlı spor Karate ‘nin merdivenlerini tırmanmaya yöneldim.  Sokaklar benden uzaklaştı, ben sokaklardan uzaklaştım.  Kanı kaynayan genç insanlar için bundan daha büyük bir koruyucu olabilir mi?

S4. Federasyonun olmadığı o süreçte puanlı sportif Karatenin bir karşılığı var mıydı?

C4.  O yıllar da ülkemizde Karate tamamen İstanbul merkezliydi.  TAKO, Dinamik Spor Merkezi, Çeliktürk Spor Merkezi,  K.Yüceler Spor Merkezi,  Budokan gibi  belli başlı dernek ve kulüplerde eğitim alınabiliniyordu.  Yarışmalar daha çok TAKO’nun kulüpler arası organizasyonlarıyla gerçekleşiyordu.  Doğrusu bu organizasyonlar Türkiye Karate Federasyonunun kuruluşuna giden yolda çok önemli etkinlikler oluşturdu.  Evet TKF yoktu ama TAKO nun oluşturduğu temsili milli takımlar, uluslararası maçlarda ülkemizi temsil edebiliyordu.  Türkiye Karate Federasyonu daha sonra 1981 yılında kuruldu.

S5.  1981 yılında kurulan Türkiye Karate Federasyonunun Türk Karatesine ve özelde sizin çalışmalarınıza ne gibi etkileri oldu?

C5. TKF’nin kurulması kendi başına kuralsız organizasyonlar yapan birçok insanı rahatsız etti,  başlangıçta çok ağır, çok derin kaoslar yaşandı. Teknik kadrolar , hakemlik kurulunun  oluşumu, dan seviyeleri ve antrenörlük derecelerinin tespiti gibi konular  çok sancılı süreçlerdi…   Türkiye Karate şampiyonası ve Zafer Kupası adı altında şampiyonalar kurumsal anlamda yapılmaya başlandı.  İnsanların kafasında milli takım ve milli takım seçmeleri kavramı oluşmaya başladı.  Bu tabi tüm gurupları daha yüksek bir hedef için daha planlı ve organize çalışmaya zorladı.  Türk karatesinin tek vücut olabilmesi için oldukça uzun bir süreç yaşandı.

S6. Türkiye şampiyonaları hangi kriterlere göre organize ediliyordu ve sizin ilk resmi Türkiye şampiyonluğunuz?

C6.  TKF 1981 yılında kuruldu.  1981-85 arası ülke olarak geleneksel ekolün uluslararası organizasyonu IAKF’e bağlı kaldık.  Yarışma kurallarımız IAKF sistemininim kurallarıydı.  Yarışma alanları ahşaptı ve bu gün kullanılan tatemiler yoktu.  Koruyucu ekipmanlar yoktu.  Maçlar 2 dakika, bir tam puan üzerinden açık sıklet yapılıyordu.  Ben ilk Türkiye şampiyonluğumu 1983 yılında bu kurallar içinde kazandım. Tabi çok zordu.

S7.  İlk milliliğiniz, ilk kamp?

C7. Türkiye şampiyonluğumla birlikte, milli formayı giyme hakkımı da elde ettim.  Yugoslavya- Üsküp’te yapılan Avrupa gençler karate şampiyonası için İstanbul Suadiye otelde 2 hafta süren kampa girdik.  Milli takım antrenörlüğümüzü S.Hakan ALPAY yaptı.   Kamp bitimi GSGM otobüsüyle Yugoslavya-Üsküp’te yapılan Avrupa Karate şampiyonasına hareket edildi.  Dün gibi hatırlıyorum otobüsün arkasında soğutuculu kumanya dolabımız vardı ve yol boyunca içecek ve soğuk sandviç gibi gıdalarla beslenerek Üsküp’e ulaştık.  O sistemde en çok değer bulan takım maçlarıydı.  Takımda görev yapamamak adeta ayıp sayılırdı.  Bugün WKF sistemde önce kiloların maçları sonra takımlar yapılıyor ancak IAKF sistemde önce takım maçları yapılır sonra kilo maçlarına geçilirdi!  Türk Karate milli takımı Sait UÇAN, İbrahim DİLER, Bahadır SADIKOĞLU, Engin CANSITAR ve Teoman YILDIZ’dan oluşuyordu.  Çok çekişmeli maçlardan sonra takım halinde AVRUPA 2.’si olduk.  Fransa, Belçika, İtalya, Yugoslavya, Almanya, Danimarka, Hollanda, İngiltere gibi dev bütçeleri olan, uzun yıllar Japon teknik direktörlerle çalışmalarına devam etmiş, o dönemin devasa takımları arasından sıyrılıp 2. olmamız Avrupa da ve ülkemizde büyük sükse yaratmıştı. Bu başarı Türk Karatesi için çok önemli bir motivasyon oldu.

S8. Avrupa’nın pek çok ülkesinde Karate Federasyonu1960 sonrası kuruldu ve hemen tamamının baş antrenörlüklerini bir Japon teknik adam üstlendi.  Biz neredeyse onlardan 20 yıl sonra bir federasyona kavuştuk ve gittik takım halinde hepsinin önüne geçip 2. Olduk.  Bu ilginç değil mi?

C8. Evet, Türk Karatesi gerçekten çok geç federe oldu. Hocalarımız yıllarca Avrupa’daki seminerleri kendi imkânlarıyla takip ederek, Türk Karatesini sağlam temeller üzerine oturtma mücadelesi verdi.  Bu çok özverili bir mücadeleydi.  Bizler 1980-83 arası Avrupa standartlarını yakaladık.  Evet, Türk Karatesi çok yoksuldu,  Japon teknik direktörümüz yoktu,  antrenman yapacak doğru dürüst tesislerimiz yoktu, ödül yoktu, çoğu kez ihtiyaçlarını harç-borç halleden bir camiaydık bunlar doğru ama sporcusuyla, antrenörüyle tek vücuttuk. En önemlisi Karate bizler için bir aşktı, millilik duygularımız yüksekti  ‘’ İNANÇ VARDI ‘’

S9.  1985 Avrupa Karate şampiyonası hazırlıkları sürecinde gerek milli takım kadrosunun belirlenmesi gerekse kamp dönemi boyunca bazı zorluklar yaşandığını hatırlıyorum, neydi o sıkıntılar?

saituçan001C9.  Henüz çok genç bir federasyondu, bir sürü acemilikler yapılıyordu yani düşünüyorum da 1985 Avrupa Karate şampiyonası kampı ve seçmelerin de çok ilginç, çok traji komik olaylar yaşanmıştı. Ana kamptan önce Bağlarbaşı Spor tesislerinde herkesin kendi imkânlarıyla katıldığı, 6 hafta boyunca haftada 2 gün ön kamp çalışmaları oldu.   Sonra aynı şekilde 6 haftalık ana kamp dönemi de Sarıyer Mersinli Ahmet Spor Tesislerinde yapıldı.  Kamp antrenörlerimiz S.Hakan ALPAY ve S.Atilla ÇELİKTÜRK can siperane takıma hizmet etti.  Ancak siyasi bir torpil bulan kim varsa federasyon başkanını baskı altına alıp kampa girdi.  Düşünebiliyor musunuz kamp süresi boyunca günde 3 antrenman ve neredeyse her gece herhangi bir saate yeni bir seçme yaşadık.  Örneğin benim Kata ve Kumite’de Türkiye derecelerim olmasına rağmen yerime ısrarla hiçbir derecesi olmayan …………………’yı  koymaya çalıştılar. En sonunda yöneticilerin ikimiz arasında karar verebilmek için yazı tura attığını öğrendim.  Bu gün değerlendirilmesi bile komik durumlar. Sadece şunu söyleyebilirim;  O gün bana ve takım arkadaşlarıma,  Avrupa şampiyonası gibi büyük bir hedefin öncesinde kişisel çıkarları için zulmeden, motivasyonumuzu bozan yönetici sınıfta kim varsa tüm kalbimle kınıyorum.

S10.  Şampiyonadan bahsedecek olursak.

C10. 1985 IAKF Avrupa Karate şampiyonası ülkemizde, İstanbul Spor Sergi sarayın da yapıldı.  5-6 bin seyirci kapasiteli salon hınca hınç doluydu.  Müthiş bir seyirci desteği vardı.  Türkiye tezahüratları o kadar yoğun ve güçlüydü ki aklıma geldiğinde hala tüylerim diken diken olur.  Ne yazık ki artık Türk Karatesinin bu gün böyle bir seyirci desteği kalmadı.  Allah’a şükür bizim 1983 yılında elde ettiğimiz Avrupa takım 2. liği 1985 te genç kumite takımımız tarafından Avrupa şampiyonluğuna çevrildi, zirveye çıkartıldı.  Kata kategorisinde erkek milli takımımızı oluşturan Erkan TAŞBAŞI, Abdullah KILIÇ, Bahadır SADIKOĞLU Avrupa 3.’lüğünü elde ettiler. 1983 ve 1985’te alınan bu dereceler Türk Karatesine müthiş bir öz güven aşıladı.   Benim Jenerasyonum ve bizlerin hocaları Türk Karatesinin sömellerini attı, Türk Karatesi böylesi güçlü sömeller üzerinde gelişti.

S11. Sömeller derken?

C11. Türk Karatesi İstanbul da mayalandı, o zaman bir tek İstanbul Karatesi vardı ancak ben ve benim gibi potanın içinde pişen arkadaşlar Anadolu’ya açıldığında, Türk Karatesinden bahsedilebilinecek kapılar aralandı. Örneğin ben daha müsabıkken Sensei Erkan TAŞBAŞI ile Eskişehir’e dojo açtık.  Karate’yi Anadolu ya götürme cesaretini gösteren ilk antrenörler olduk. Ülkemizde kurumsal anlamda ilk Karate Kulübü olan Eskişehir Sümerbank Karate kulübünü kurduk.  Birilerinin yetiştirdiği hazır sporcuları kulübümüze devşirmeden alt yapı çalışmalarından Türkiye şampiyonu sporcular yetiştirdik, Türk milli takımına Anadolu’dan ilk milli sporcuları verdik.   Daha sonra bizim gibi aynı potada yetişen Serpil BARIŞ, Yılmaz DESTEGÜL, Şemsi ŞAMİLOĞLU, Tülay KAYACIK , İsmet TURNA, Ömer HABEŞ, Fatih UZUNLULU gibi arkadaşlarımız Anadolu ya açıldılar ve bugün hala başarılı sporcular yetiştirmeye devam ediyorlar. . Türk Karatesi böyle oluştu. Onun için “bizim jenerasyonumuz Türk Karatesinin sömelleridir” diyorum.

S12. Aynı yıl IAKF fesih oldu ve bizde ülke olarak WUKO sistemine geçiş yaptık. Bu sistem değişikliğinin getirdiği zorluklar neydi?

C12.  IAKF maçları süre ve puan kısıtlılığı dışında o günün WUKO karatesinden çokta farklı değildi.  O yılların Avrupa geleneksel karate milli takımlarını inceleyin inanılmaz dinamikler.  O nedenle ben kendi adıma WUKO sistemin de zorluk yaşadığımı söyleyemem.   Hatta WUKO sistemine geçiş yaptığımız tarihi takip eden 1986 – 87 – 88 yılları 75 Kg. kategorisi şampiyonluğunu hiç bırakmadım.  1987 Glasgow’da yapılan Avrupa Büyükler Karate şampiyonası bizim ülke olarak katıldığımız ilk WUKO şampiyonasıydı.  Sait UÇAN, Rahmetli Hamit ŞAHİN, Veysel BUĞUR, Ahmet ÇAKIR, Rıdvan GÜMÜŞ ‘ten oluşan takım da eğer R.GÜMÜŞ’ün gurup finalin de burnu kırılmasa, yerde geçirdiği sürenin diskalifiye sebebi olduğunu bilsek kürsüye çıkacaktık.  Yani yeni sistemin yarışma kuralları konusunda eksik bilgilerimize rağmen, Karate dinamiğimiz çok üst seviyedeydi.  Bir de saygı ve minnetle anmalıyım  el yastığı  vs.  gibi yeni WKF antrenman modellerinin Türkiye’ ye aktarılmasında S Atilla ÇELİKTÜRK hocamı,  Türk Karatesine Spor Bilimi  kavramını kazandıran, bu alanda bilim insanlarıyla bizleri bir araya getirerek performans çalışmalarını başlatan S.Hakan ALPAY hocamı, S.Rıfat EGEMEN hocamı, Karatenin bir bilim olduğunu bize her fırsatta yaşatan S.Dr. Alev ORAL hocamı gerçekten Türk Karatesine verdikleri her şey için saygıyla anmak isterim.

Devamı için tıklayınız..

Bir Cevap Yazın