Sn. Atilla ÇELİKTÜRK Röportajı

Almanya_Seminer_1997S/1.Sensei röportaj dizimizde bizlerlerle olmayı kabul ettiğiniz için öncelikle teşekkür ediyor ve hoş geldiniz diyorum.

C/1. Hoş bulduk, konu Karate DO ise biz her platformda göreve hazırız.

S/2. O zaman sizinle uzun soluklu bir röportaj yapacağız demektir.

C/2. Hay hay, seve seve.

S/3. Biliyorsunuz bizler bu röportaj dizimizde yurt dışında görev yapmış ve yapmaya devam eden tüm senseilerimize bir şekilde ulaşıp onların uluslar arası deneyimlerini paylaşıma açmak istiyoruz ve şimdi izninizle sizinde bu birikimlerinizden yararlanacağız ama bir de siz Türk Karate DO tarihinin önemli kilometre taşlarını oluşturan bir isimsiniz yani birazda tarihe tanıklık etmiş biri olarak bize Türk Karate DO sunun dünü, bugünü ve geleceği üzerine sorular oluşturma fırsatı verirseniz yarın Türk karate DO tarihi üzerine araştırma yapacak olan nesillere de birinci ağızdan bir veritabanı yaratmış oluruz diye düşünüyorum.

C/3. Tamam o zaman siz sorun ben cevaplayayım.

S/4. O halde en başa dönelim, sanırım siz sporcu bir babanın oğlusunuz Karate DO ya başlamanıza babanızın bir etkisi oldumu, hangi yıl, nerede, hangi şartlarda bu etkinliğin içerisine girdiniz.


C/4. Sporcu bir babanın oğlu olduğum doğru ama spor konusunda seçimim tamamen kendi tercihimdi. 1969 yılında ilk olarak o yılları bilen herkesin hatırlayacağı İstanbul-TAGAR spor merkezinde vücut geliştirme yaptım. Sonra gençlik heyecanı Boks’a merak duydum 1970’te başlayan boks yaşamım Feriköy, Beşiktaş ve daha sonra da Dolmabahçe stad tesislerinde devam etti. Hocamız  Avrupa’nın en teknik boksörü unvanına layık görülen, o devrin en popüler ismi sayın Vural İnan’dı. Kulübümüzün adı TSYD dı. (Türkiye Spor Yazarları Derneği) Vural hocamızda T.S.Y.D tarafından boks branşının başına antrenör olarak getirilmişti. Vural hoca müsabıklığıyla birlikte kendisine verilen çalıştırıcılık sorumluluğunu çok sahiplenmiş ve büyük bir heyecanla bizlere boksun tüm inceliklerini ve sporcu centilmenliğini aşılamıştı. Bende T.S.Y.D. nin 71 kg. sporcusu olmuştum. Şimdi uzun yıllar sonra bu vesile Vural hocamı burada saygı ve rahmetle anıyorum.
 

S/5. Peki Karate DO ile tanışmanız nasıl oldu..?

C/5. Rahmetli Vural hocamızdan sonra Bülent SÜMER hocamızla  boksa devam ettik, Bülent hoca da çok kibar ve iyi bir antrenördü ama nedense bende boksa karşı bir soğukluk başlamış ve farklı arayışlar içersine girmiştim ve o günler de JUDO çalışmalarına başladım, bu çalışmalar değerli Shian, kıymetli hocam Hakkı KOŞAR’ ın Dojo’sunda yapıldığı için Karate DO ile de orada tanışmış oldum.

S/6. Yani aynı Dojo da hem JUDO, hem KARATE DO derslerine mi giriyordunuz.

C/6. Judo da Erol ADIYAMAN ve Kutlu URAL senseiler ders veriyordu, dersler gerçekten ambiyansı yüksek bir atmosferde yapılıyordu ve hiçbir antrenmanı kaçırmıyordum. O günlerde (1971) Hakkı Shian ın asistanlığını yapan Mithat OKAY mavi kuşaktan, kahverengi kuşağa yeni terfi etmişti ve ben Mithat sempainin öğrencisi olarak Karate DO ya başladım. Mithat sempai ile kısa zaman da aramızda güzel bir sempati ortamı oluştu, hatta hiç unutmuyorum bana mavi kuşağını hediye etmişti ve ben birkaç yıl sonra mavi kuşağa terfi ettiğimde büyük bir heyecan ve gururla o kuşağı takmıştım…  

S/7. Derslerinize sürekli Mithat OKAY sempai mi girerdi?

C/7. Dojo’muz o günlerde bizim her şeyimizdi antrenman hırsı ve azmimiz inanılmaz yüksekti, derslerimize Mithat sempai de Atilla_celikturk_boksgirer di, Hakkı Shian da. İlerleyen zaman içersinde Hakkı KOŞAR hocamız Kadıköy altıyol da ki dojosuna beni asistan olarak aldı, daha sonra Moda da açılan yeni dojo ya asistan olarak görevlendirildim. Bir ara Hakkı hocam ve Aydın ÖZTEK hocamın şaşkın bakkalda ki dojosun da hem Judo hem de Karate DO branşlarına asistanlık ettim…

S/8. Peki siz bunca yoğunluk içerisin de kendiniz antrenman yapabiliyor muydunuz.

C/8. Bana verilen asistanlık görevi saatleriyle elit sporcuların antrenman saatleri farklıydı ve ben asla hiç bir çalışmayı kaçırmazdım, dahası kendi başıma eksiklerimi gidermek için özel antrenmanlar da yapardım. Ayrıca o tarihlerde Büyükada da yaşıyordum yol sorunları sebebiyle eve gitmez dojoda kalırdım. Bu iki yıl falan sürmüştü. Buda benim için çok hoş bir anıdır. Karate DO için Karate DO dojosunda yaşam.  

S/9. “Karate DO İÇİN Karate DO dojosunda yaşamak” güzel bir tanımlama… Peki sensei o günlerde antrenmanlar da en çok neye dikkat edilirdi, Sensei ve Öğrenci ilişkileri nasıldı, çalışmaların teknik mantalitesi nasıl bir açılıma sahipti biraz açarımsınız..?

C/9. Aslında daha öncesi pek olmayan bir çalışma düzeniydi. Biraz açayım isterseniz. Sn. Hakkı hocamız ne tür bir uygulama yaparsa biz onu öğrenirdik ve bizde alt kuşak derslerinde onun benzerini uygulardık. Yani Sn. Hakkı hocanızın bilgi ve becerileri örnek oluştururdu. Ancak ben ve diğer arkadaşlar (Serdar SITAÇ, Rıfat EGEMEN ve Hakan ALPAY) daha sonra açmış olduğumuz dojolarda başka uygulama tarzları getirdik. Bu da doğal olarak dojolar arası rekabeti de peşinden getirdi. Benim ve diğer arkadaşlarımın sistemleri müthiş bir kalite ve yeni isimlerin Türk karatesinde yetişmesine vesile olmuştur. Bu anlattıklarım olumlu bir gelişmeyi işaret etmektedir.  

S/10. Karate DO çalışmaları yalnızca İstanbul’la mı sınırlıydı, Anadolu ya bir açılım gerçekleşmiş miydi,  Türkiye ya da İstanbul da Karate karşılaşmaları düzenleniyor muydu, kurallı yarışmaları yönetecek yetişmiş hakemlerimiz varmıydı ?

C/10. İlk başlarda sessiz bir çalışma başlamıştı. Daha sonraki turnuvalarda hepimiz hazırladığımız öğrencilerimizle yarışmalara katıldık. Hatta bizler öğrencilerimizle birlikte dövüşüyorduk. Bazen de öğrencilerimizle dövüşüyorduk. Yani öğrencimizin rakibi oluyorduk. Ancak yapacak bir şeyde yoktu. Hepimiz gençtik hepimiz 22-25 yaşlarındaydık. Bu arada öğrencilerimizin arasında yetişen bazı arkadaşları da  hakem olmaya teşvik ediyorduk. Düşünün bir yeşil kuşaklı öğrencimizi hakem olarak ortaya çıkarıyorduk ve ona oss hocam diye hitap ediyorduk. Bizi gören gençlerde bu saygıyı devam ettiriyordu. Zamanla bu konuyu da çözmüş ve sayısız milli hakemler yetiştirmiştik. Bu arada size bir şey hatırlatayım. Eğer Türk karatesinde bu saydığım isimler olmasaydı, GERÇEKTEN HİÇBİRŞEY OLMAZDI OLAMAZDI. Neden böyle söylüyorum biliyor musunuz? Bizim gurubumuzdan hariç herkes hiç karatenin eğitimine önem vermiyorlar ve ayakları yere basmıyordu. Biz 1974 ten itibaren yurt dışındaki tüm kurs ve seminerlere giderken ve öğretileri yurt içinde öğretirken bazıları bir takım boş işlerle vakit geçiriyordu. Sn. Hakkı hocamızın eğitime önem vermesi ben ve Hakan hocanın bunu devam ettirmesi o dönemi mükemmelleştirmiştir. Ayrıca Alev ORAL hocanın Londra’dan döndükten sonra Türk karatesine getirdiği ambiyansla yaptığı katkılar anlatılamaz yaşanır. Alev ORAL ve Hakan ALPAY sayesinde Karate bazı alanlarda ciddiyet kazanmıştır. Bence ONLARIN YERİ DOLDURULAMAZ.

S/11. Sensei Türk Karatesinin bir federasyon çatısı altına toplanmadığı yıllarda uluslar arası yarışmalarda ülkemizi temsil eden bir takımımız vardı, nasıl oluyordu bu temsiliyet..?

C/11. Doğrudur o yıllarda bizi koruyup kollayan bir federasyonumuz yoktu dolayısıyla konforlu kamp olanaklarımız, Karate Gi, eşofman, iaşe, pasaport ve, seyahat masrafları her şey bizim cebimizden çıkmak zorundaydı. 1975 yılında Yugoslavya da Balkan ve aynı ay İtalya da Avrupa şampiyonlarında o zorlu şartlarla  ülkemizi temsil ettik, tabi millilik çok güzel bir duygu ama işte o günlerin gerçeğiydi bu.

S/12. Gerçekten inanılmaz bir azmin ifadesi o yıllar, şimdi genç arkadaşlarımızın Türk Karate DO’ sunun nerelerden geldiğini bilmesi anlamında çok değerli olduğuna inandığım açıklamalar bunlar… Devam edersek ilk siyah kuşak 1.dan’ınızı ne zaman aldınız..?

C/12. 1975-77 arası vatani görevimi ifa ettim. Askerlik dönüşü 1977 Mayısın da Londra da her yıl geleneksel olarak yapılan kurslara katıldık ve orada açılan imtihanlarda da JKA siyah kuşağımı almış oldum. Gerçi ben K.S.KC.de zaten siyah kuşaktım ama bu uluslar arası bir kemerdi. Sağ olsun Sn. Hakkı hocam hepimizi çok üstün seviyede yetiştirmişti. Yoksa bu imtihanlar da rezil olurduk.  

S/13. Askerlik sonrası aktif müsabıklık yaşamınızı devam ettirdiniz mi ?

SuudimillitakimiC/13. Elbette siyah kuşağımı aldıktan hemen sonra Milano da yapılan Avrupa şampiyonasına katıldık. 1977-78-79-80 yıllarında organize edilen tüm Balkan ve Avrupa şampiyonalarına katıldım. Ama şimdi  burada Ahde Vefa  herkesin ama herkesin özelikle bilmesini istediğim T.A.K.O (Türk Karate DO Organizasyonu) gerçeğinin altını çizmek istiyorum. Bütün bahsettiğim bu faaliyetler T.A.K.O sayesinde gerçekleşmiştir. Bugün ülkemizde Türk Karatesi diyebiliyorsak, hatta bir federasyonumuz varsa bunu tamamen T.A.K.O’ya borçluyuz. T.A.K.O nun kurucusu ve başkanı Shian Hakkı KOŞAR, onun ekibi Atilla ÇELİKTÜRK, Alev ORAL, Serdar SITAÇ, Rıfat EGEMEN, Hakan ALPAY, Halil ÖDEMİŞ ve diğer arkadaşlarımın emeklerinin asla unutulmamasını rica ederim.

S/14. T.A.K.O’nun Federasyonunu arayan Türk Karatesinin oluşumunda nasıl bir tarihi misyona sahip olduğu elbette Türk Karate DO ailesinin tüm nesillerince bilinmeli, o anlam da emeği geçen her ismi tabi ki saygıyla anıyoruz.  Bunlar Türk Karatesinin oluşum sürecinde gayri federe yıllarımız peki ya federasyon..?

C/14. Türk Karate DO su 1980 yılın da ilk kez rahmetli Cihat USKAN başkanlığında JUDO federasyonuna bağlandı, 10 yıl boyunca da judo ve Karate Federasyonu bir çatı altında çalıştı. 1981 yılında ilk Milli takım kuruldu ve Yugoslavya Üsküp’te ilk milli temasımız bu balkan turnuvası olmuştu. 1982 yılında ise İsviçre’nin başkenti Zürih’ te 1982 Avrupa büyükler şampiyonasına yine milli takım olarak katıldık.  

S/15. Sensei onca yıl kendi olanaklarınızla yol aldıktan sonra bir federasyonumuzun olması hareketi ne yöne sürükledi, nasıl bir dinamik ortaya çıktı.

C/15. Hiç unutmam rahmetli başkanımız Cihat USKAN, rahmetli arkadaşım Yavuz KUTLU ile beni Sarıyer Mersinli Ahmet Tesislerine götürdü, bu tesislerden artık sizde yararlanacaksınız dedi, inanılmaz şaşırdık, çünkü onca yıl Balkan, Avrupa ve Dünya şampiyonalarına gittik ama devletimize ait bir kamp tesisini ilk kez görüyorduk, hatta kendisine defalarca bize gerçekten bu tesislerden yararlanma olanağı verilecek mi diye sorduğumuzu bile hatırlıyorum. Sonra artık resmi İstanbul ve Türkiye şampiyonaları düzenlenmeye başladı ve ilk kez Hakkı Shian ın dojosu dışında devletimizin kurduğu spor alanların da yarışmaya başladık, yarışma günleri tesis görevlilerinin bizi her an kapı dışarı edeceğini bile düşündüğümüz olurdu…   

Yani biz böyle olanaksızlıların içerisin de mücadele ettik. Şimdi acaba Türk Karatesinin Federasyonsuz yaşanan o yıllarını bilmeyen antrenörlerimizin, sevgili müsabıklarımızın bu zorlukları anlayabilmeleri mümkün mü..?  Benim dileğim elbette hem antrenör kardeşlerimin, hem sevgili sporcularımızın çok daha mükemmel ortamlara sahip olmalarından yana ama Türk Karate DO sunun bugünlere nerelerden geldiği de bir şekilde bilinmelidir diye düşünüyorum. Gerçekten çok zorluklar yaşadık, o zorlukları yaşayan bizler henüz hayattayken böyle tarihe tanıklık etmeliyiz, böyle tarihe not düşmeliyiz ki bunlar bilinsin.

Hakkı KOŞAR, Kazım AKTAN, Ramazan SELEK, Uğur KESİM, Zafer ALTIOK, Hüseyin BAHAR, Mithat OKAY, Sezai ÖZBEK, Atilla BALAMİR, Serdar SITAÇ, Hakan ALPAY, Alev ORAL, Halil ÖDEMİŞ, Yavuz KUTLU, Ömer DOĞANLAR,Rıfat EGEMEN ve ben Atilla ÇELİKTÜRK gibi daha niceleri bu zorlu yolun yılmaz savaşçıları oldular. Şimdi bu isimlerin çoğu da aramızdan ayrıldı. ALLAH RAHMET EYLESİN,  Allah aramızdakilere hayırlı ve uzun ömür nasip etsin. Başta HAKKI KOŞAR  ve KAZIM AKTAN  hocalarımıza. Yani Türk Karate DO sunun bugünlere ulaşmasında çok zorlu ama çok ta yürekli bir mücadele verildi.

Şimdi herkes olduğu yerde şöyle bir dursun ve düşünsün bu gün Karatemiz milli eğitim de kabul gördü, devlet tesislerinde çalışılıyor, yerel yönetimler her türlü olanağı sunuyor, devletimiz sporcusunu kamplarında eğitiyor, milli takımının her türlü donanımını sağlıyor, başarılı olan sporcu ödül yönetmeliğinden yararlanıyor iyi de oluyor. Şimdi bütün bunları bizim yaşadığımız süreçle kıyaslayın… İşte sorunuzun cevabı..!! Ancak Hasan sensei  federasyonun kurulmasıyla da başka sorunlar gündeme gelmeye başlamıştı. Herkeste bir telaş ve baş olma mücadelesi hakim olmaya başlamıştı. Benim defalarca uyarmama rağmen kuşak sınavları yapılmadan antrenör ve hakem imtihanlarının yapılması bir çok problemi beraberinde getirmişti..!

Temsili_Milli_TakimS/16. Evet o süreci yakinen bilen birisi olarak ben de şimdi ki sorumu geniş tutacağım. Hatırımda kaldığı kadar o süreçte maalesef Edirne’den öteye adım atmamış pek cok insanımız çarşaf çarşaf Alman,İngiliz, Fransız organizasyonlarından alındığı işaret edilen siyah kuşak diplomalarının denkliğinin yapılması için federasyonumuza müracaat etmiştiler… Bir de hakikaten Dünya Karatesinin duraksamadan tescil edeceği çok kaliteli dan sahibi insanlarımız var dı..!  Hak eden ve etmeyen ,gerçek ve hayal bir birbirine karışmıştı… Sorun öylesine çetrefilleşmişti ki  dönemin Almanya teknik direktörü Sensei Hideo OCHİ 3 kez ülkemize getirtilmiş hatta bir keresinde İmamura sensi de aynı nedenle seviye tespit sınavı yapmak üzere İstanbul’a gelmişti…! Bu Türk Karate’sinin henüz yeni federe olduğu o yıllarda çok ciddi kamplaşmaların yaşandığı bir dönemdi… Ve siz o süreçte bu kaosun tam orta yerindeydiniz. Şimdi tam sırası gelmişken tarihin bu önemli kesitinde neler oldu, birinci ağızdan bu konuyu biraz açarımsınız…?

C/16. Öncelikle tekrar etmekte fayda gördüğüm sebebi açıklayayım isterseniz. Bugün dahi antrenör olmak için aranan en önemli özellik nedir ?

Dan sahibi olmak…!

Öyle değil mi..?  

Peki neden yeni kurulan federasyon yanıldı da önce antrenör diplomaları dağıtıldı sonra, dan imtihanı meselesi gündeme gelince kıyamet koptu.!?

İşin ilginç olanı O gün antrenör imtihanı kararını federasyona aldıran teknik kurullardan sorumlu sn. Hakkı KOŞAR hocamız nedense dan imtihanı kararına da önce olur dedi daha sonra bir gün kala katılmama kararı aldı..!

Sensei Hideo OCHİ bu imtihanı yaptıktan sonra ülkesine dönecek onun imtihan ettiği bizlerde Türk karatesinin kuşak imtihanını yapmış olacaktık. Başında da tabiki sn. Hakkı hocamız olacaktı. Ancak sn. Hakkı hocamız katılmayarak ve de arkasına aldığı kardeşlerimizle bize, yani Türk karate  federasyonuna itaat edenleri protestoya davet etti ve Türk karatesi daha kuruluş aşamasında ilk hasarını aldı..! Kimden ? Türk karatesini kuran ve ilk teknik kurullar sorumlusundan aldı..!

Bizler o tarihte hem sporcu hem antrenör hem de federasyon kurullarında görev yapıyorduk, nedeni de yeni kurulan federasyonun çatısının oluşması için gerekli yetişmiş eleman eksikliğindendi. Bir gün içinde gereksiz yere bir kapris uğruna Türk karatesi çıkmaza girmişti. Ancak bu kabak birilerinin başına patlamalıydı o da ben, Hakan ve Alev hocanın başına patlamıştı. Hakkı hocamın oluşturduğu çoğunluğu genç (hemen hemen hepsi ) ben, Hakan ve Alevin hocanın öğrenciliğini yapmış arkadaşların bize karşı olması bizi çok yıpratmıştı. Bir yandan federasyon başkanı bizi devlete itaat etmeye devletin çatısı altında olmaya çağırırken bir yandan düne kadar birlikte mücadele verdiğimiz hocamız ve arkadaşlarımızla sorun yaşıyor olmuştuk. Bazen aramızda toplantı yapar ve Karate sporunun zarar görmeden nasıl bu işi çözeceğimizi tartışırdık. O dönemi ne zaman hatırlasam aklıma şu gelir. Yahu hiçbir menfaatimiz (yani maaş ve ek gelir) yokken biz ne mücadelesi veriyoruz.

Atilla_celikturk_usaTabiki tek cevabı var : Çocuğumuz gibi gördüğümüz Karate sporunu daha doğmadan öldürmemek için.  Ancak günümüzde o günkü yapılanların büyük bir hata olduğunu belirten arkadaşlarımız çoğunluktadır buda bizim bir nebze olsun acımızı hafifletiyor. Allah bir daha böyle kaoslar camiamıza yaşatmasın inşallah !

S/17. Evet her ne sebeple olursa olsun çok keskin mevzilenmelerin yaşandığı o günleri Türk Karate DO’ sunun bir daha yaşamaması, akli selimin her daim camiaya egemen olması hepimizin ortak dileği.

1985 yılında ülkemizde ilk kez bağlı olduğumuz IAKF ‘in Avrupa Karate şampiyonası düzenlendi (( I.AK.F-Uluslar Arası Amatör Karate Federasyonu)) ama bu aynı zamanda (olimpik anlamda..!) IAKF ‘in fesi ve WUKO’ya ülke olarak kaydoluşumuzun da miadıydı. Bize bu şampiyonaya hazırlanışımız ve neticelerinden bahseder misiniz…?   

C/17. Bu dönemde çok sancılı olmuştur. Karatenin yeni federasyon başkanı Sn. İbrahim bey önce Sn. Hakkı hocayı kurullar sorumlusu yaptı daha sonra 1985 Avrupa şampiyonası için yeni teknik direktör adayı seçimine çıktı. Sn Ahmet BERKOL hocanın judo salonunda tüm teknik direktör adaylarıyla bir toplantı düzenledi ve tüm adayları ve programlarını dinledi ve beni 1985 Avrupa Karate şampiyonasına katılacak Milli takımın başına getirdi. Hiç unutamam 52 milli sporcu ve 30 gün kamp yer Sarıyer Mersinli Ahmet kamp tesisleri. Herkes çok iyi hatırlar kamp tam bir kaosa dönüşüyordu bazen. Hakkı hocamızın başkan İbrahim beyle gece ziyaretleri ve gece 22-23 saatlerinde özel seçme karşılaşmaları bizi canımızdan bezdiriyordu. Ancak ben can siperane bir mücadele vermek zorunda kalıyordum. Tehdit telefonlarından tutunda bazı kişilerin içten ve dıştan bizi yıldırma çalışmaları bizi yıldırmadı. Ve sonuç Türk Genç Takımımız Avrupa şampiyonu oldu. Onca zorlamalara ve provokasyonlar boşa çıkmıştı. Ve verilecek “BENCE EN GÜZEL CEVAP BU OLMUŞTU”.

Size şampiyon olan takımın adını ve kulübünü açıklamak isterim.

1985 Avrupa Karate Şampiyonu olan Türk milli takımı.

1. Ahmet ÇAKIR (Atilla Çeliktürkspor merkezi.) Sporcusu.

2. Hasan ÇEBİ (Atilla Çeliktürkspor merkezi.) Sporcusu.

3. Ömer HABEŞ (Hakan Alpay spor merkezi) Sporcusu.

4. Veysel BUĞUR (Berlin BANZAİ spor merkezi.) Sporcusu.

5. Resul (Alev Oral spor merkezi ) Sporcusu.

Bu takım için şampiyonadan önce bunların hepsi sarı ve turuncu kuşaktır hile ile maça çıkarılıyorlar denilmişti. Ancak takım Avrupa şampiyonu olunca herkes susmuştu.

Not:Hala cevabını merak ettiğim soru şudur. Yıllar önce “Türk Karatesinin Babası Hakkı KOŞAR” diyen Sn. İbrahim ÖZTEK neden federasyon başkanı olunca toplantı düzenleyerek milli takıma direktör arayışına çıkmıştır. Herhalde çok demokrat olduğu içindir diyebilirsiniz. BENCEDE ÖYLEDİR.

Sn. İbrahim ÖZTEK gerçekten ender karşılaşacağınız türden medeni, aydın ve demokrattır. Kendisinin önünde Türk karatesine ve bize olan katkılarından ötürü saygıyla eğiliyorum…

S/18. Sensei ülke olarak WUKO ya geçişte sizin çok ciddi katkılarınız oldu, o süreçte bir ayağı Avrupa da olan, ülkemize değişimi bire bir aktaran bir isim oldunuz… Bu geçiş sürecini, IAKF ve bugünün WKF’si olan WUKO arasında ki temel farklılıkları nasıl tanımlarsınız..?

C/18. Biz İAKF ten ayrılarak WUKO geçtiğimizde gerçekten büyük bir şok yaşadık. Her şey çok farklıydı. Aramızdan bazılarının aradaki farkı o dönemdeki izahı bana hep gülünç gelmiştir. Efendim sabit değil de hareketli isen bu WUKO dur derlerdi. Oysa herkes zamanla görmüştü her şey çok farklıydı. Tek puanlıdan çok puanlıya geçişte en önemli sıkıntı kondisyon ve mukavemette yaşanmıştır. Tekniklerin daha estetik ve uzun boyutta uygulanışı ister istemez antrenmanlarda streching ve özel kas egzersizlerini ön plana getirmiştir. Ayrıca uzun süreçli puanlama sistemi daha dayanıklı ve atletik olana şans tanımıştır.

Takdir edersininki IAKF de buna pek ihtiyaç duyulmazdı. Ben öncelikle işe WUKO da başarılı isimlerle yola çıktım ve onların programlarını ülkemize taşıdım. Almanların ünlü teknik adamı değerli dostum Sensei Günter Mohr ve dünya tatamilerinin ünlü ismi değerli arkadaşım Sensei Pat Mc Kay ile olan özel dostluklarımın bana çok faydaları olmuştur. Şu anda Alman milli takımları baş antrenörü Sensei Antony LEUCİ de bana katkı sağlayanlar arasında yer almıştır. Ben kendilerine açıkça WUKO ya yeni katıldığımızı ve teknik açıdan bazı ihtiyaçlarımın karşılanması hususunda dostça yaklaşımlarını beklediğimi belirttim, onlarda bana her zaman yardımcı oldular.

Sensei JOEF THOMSON semineri bize çok şeyler kazandırmıştı. Bu gün bu seminere katılan sporcuların isimlerini size sayarsak. Ben antrenör olarak katıldım ve sporcular Esat DELİHASAN, Aytekin SOYKAN, Leyla GEDİK, Haldun ALAGAŞ, İbrahim ERÇİN, Zeynel ÇELİK ve ismi şu anda aklıma gelmeyen bugün Türk Karatesine değerli birer isim ve şampiyon olan gençlerdir. Ben Türk sporcularının teknik ve taktik açıdan adaptasyonunu sağlarken değerli arkadaşım Sn. Hakan ALPAY Sensei daima beni desteklemiştir. Daha sonra kondisyon ve mukavemet çalışmalarında en büyük devrimi yine Sn. Hakan ALPAY Sensei yapmıştır.

Bu çalışmalar daha bir yıl geçmeden netice vermeye başlamıştır. Bugün gelinen nokta bellidir bu programa dahil olan genç kadro bugün iş başındadır ve her şeyin farkındadır. Bu yüzden hiç kimse Türk takımlarının kendi kendine Dünya ve Avrupa şampiyonu olduğunu zannetmesinler. Bugün Türk karatesinden yetişerek spor akademilerini bitirerek akademik kariyer yapan bazı değerli kardeşlerimizinde hakkı teslim edilmelidir. Bugünkü federasyonun seminer ve faaliyetlerine bu kardeşlerimizi dahil etmesi çok olumlu ve faydalı olmaktadır. Haset ve fitnenin hiç kimseye fayda getirmeyeceği artık bilinmelidir. Tenkit ve eleştirilerin  görevde olanların motivasyonunu aksi yönde etkilememesine özen gösterilmelidir. Ben damdan düşen olduğum için damdan düşenlerin anlamını ve zararlarını iyi bilirim.

S /19. Sensei geçmişe dönüp belki sizi biraz hüzünlendirdim ama Türk Karatesinin tarihini bu tarihi yaşayanlara anlattırmanın, yeni nesillere nerelerden geldiğimizi aktarmak adına önemli olduğunu düşünüyorum. Şimdi dilerseniz röportajımızı buradan öte sizin yurt dışı görev alanınıza taşıyalım. Siz Türkiye de çok aktif olduğunuz bir süreçte aniden Saudi Arabistan milli takımlarının başına geçtiniz, bu transfer nasıl gerçekleşti…?

C/19. İşin özü 1980 dünya karate şampiyonasına dayanmaktadır. O tarihte ben sporcu ve antrenördüm. Dünya şampiyonasına iştirak eden Suudi Arabistan takımının federasyon başkanı ile tanışmıştım oda beni davet etmişti. Ancak aradan 12 yıl geçmişti federasyon başkanı da değişmişti. Yıl 1992 yine dünya şampiyonası ve yeni ekiple tanışmıştım. Ancak ben artık 37 yaşında olgunlaşmış  bir teknik adamdım ve başarılarım çoktu hele 1992 Dünya şampiyonasında aldığımız netice de çok iyiydi. Ardından 1993 Cezayir de yapılan Dünya kupasında da çok iyi netice almıştık. 1994 te Suudi karate federasyonu bu teklifi bizim federasyon başkanına yapmış ve o da bana iletmişti. Benim maceramda böylece başlamış oldu.

İlk etapta ben temmuz 1994 te Suudi Arabistan’ın başkenti Riyada gittim. Bana sunulan ekiple ilk çalışmamı yaptım ve hemen durum tespitine başladım. Lakin pozisyon çok hiç de iç açıcı değildi. Yaptığım testlerde adamlar dökülüyorlardı. Ben hemen yurt dışında kamp teklifi yaptım. Çünkü içerde ben bu ekiple bu işi çözemeyeceğimi anlamıştım. Fakat ayrı bir sorun vardı o da federasyon sekreteri Mısırlıydı ve kampın Mısırda olmasını istiyordu. Daha önce defalarca Mısırda kamp yapılmasına rağmen bir adım dahi ileri gidilmemişti bununda birçok nedenleri vardı. Ben yavaş yavaş konulara vakıf olmaya başlıyordum. Ben federasyona kampın Türkiye de olmasındaki ısrarımı sürdürdüm ve takımımı SAKARYA ya kampa getirmeyi başardım.

Sakarya da  zaman zaman Meydan ve Hikmet hocaların dojoların dan elemanlarıda çalışmalara katılıyorlardı. Suudileri karışık çalıştırıyordum. Yani Suudileri birbirleriyle hiç eşlendirmiyordum. İlk hafta sonu meydan ve Hikmet hocanın sporcularıyla maç yaptık ve yenilmiştik. Maçları yöneten Savaş AKSU ve Rıza ERDOĞAN çok şaşırmışlardı. Bana hocam bunlar gerçekten Asya oyunlarında yarışacak takım mı ?diye sormuşlardı. Ben işe çok yönlü soyunmuştum. Hem onlara atlet olmayı hem de modern karateyi öğretmeliydim. Çünkü elemanlar sağlıklı bir atletik yapıya sahip değillerdi. Önce bu meselenin çözülmesi gerekliydi ki ben teknik ve taktikleri bunun üzerine koyabilmeliydim. Bir yandan değişen hakem kurallarını bir seminer şeklinde istirahat sıralarında veriyordum, bir yandan onlara form kazandırmak için planlarımı devreye sokuyordum. Ayrıca her hafta sonu değişik bir takımla maç yaptırıyordum. İstanbul, İzmit ve Sakarya takımlarıyla sürekli temas halindeydim. Onları kampa davet ederek ikili çalışmaya sokuyordum.

25 gün süren bu çalışma artık Türkiye de sona ermişti. Ben de takımla birlikte S.Arabistan’a geri dönmüştüm. Çalışmalara CİDDE de devam ettik. Federasyon buraya Mısırdan sporcular getirtti  ve  onlarla birlikte tekrar kamp çalışması yaptık. Tekrar Riyad ve Cidde’de çalışmalar yaparak kampı tamamladık. İşin en zor kısmına gelinmişti 16 sporcudan 4 ü yarışmaya gidebilecekti. 12 kişi evine geri dönecekti. Arap yöneticiler müthiş bir siyaset yaparak bu işi bana fatura ettiler yani takımı ben seçmiş olacaktım ama aslında takım benden önce seçilmiş ve isimler Asya oyunlarına Japonya ya  gönderilmişti bile. Ben onların seçtiği sporcuları seçmek zorunda kalmıştım ne kadar itiraz etsem de faydası yoktu çünkü bu isimler değişemezdi.

Ben bu 4 sporcuyla baş başa kalmıştım. Giden 12 sporcu bana kesin gönül koymuştu buna eminim. İşin kötüsü ben onlara sebebini açıklama şansına da sahip değildim.

Şimdi aradan 14 sene geçti ve ben yine onlarla beraberim ve ama gerçeği yine dile getiremiyorum. Onlar bana karşı her zaman saygılı oldular ve benimle olan bağlarını asla kesmediler aralarında sporu bırakanlar bile beni ziyaret ediyorlar.

Japonya’nın Hiroşima kentinde yapılacak olan Asya oyunlarına çok erken gittiğimiz için bir programda orada uygulamıştım. Sadece taktik çalışmalardan oluşan bir programla maç gününe geldik. 47 Asya ülkesinden oluşan oyunlar içine Japonya dan İran a  büyük bir coğrafyayı kapsıyordu. Ve Suudi Arabistan da bu oyunlara Karate branşında 60-70-75 ve +80 kiloda 4 sporcu ile katılıyordu. Çok zorlu ama bir o kadarda entrikalarla dolu yarışmaların içinden Suudi Arabistan olarak Karate de 4 sporcu ile  1 gümüş 1 de bronz madalya alarak çok iyi bir form göstermiştik. Ancak başta İranlı hakem Seyyidinin yönettiği maçlar gerçekten bir rezelete dönüşüyordu. +80 kilo da Japon sporcuyla yaptığımız final tam fiyaskoydu.

Dünya karate federasyonu başkanı Mr.DELCOURT bile dayanamadı benim omuzum dan tutarak “Bana göre +80 kilo da şampiyon Suudi sporcudur” diyerek Suudi TV sine demeç vermişti. Çünkü Japon atak yapmamıştı Suud vurdu ve Japon puan aldı ve altın madalya kazandı. Ben bunca yıldır Mr.DELCOURT tanırım ama ben onun hiçbir maçın neticesine reaksiyon verdiğine şahit olmadım, sanıyorum  hiç kimsede şahit olmamıştır. Çünkü bir Dünya federasyon başkanı böyle reaksiyonlarda bulunmaz demek ki insan nasıl bir ruh haline sahip oluyor ki bu reaksiyonları gösterebiliyor. Ben gerçekten mutlu olmuştum ama aradan 14 yıl geçti İranlı Seyidi hala hakemlik yapıyor. Ben olsam utancımdan hakemliği bırakırdım.

Netice olarak  3 aylık bir programla 4 sporcuyla 2 madalya almak gerçekten iyi neticeydi.

Acı olan ne biliyor musunuz? Karate branşında madalya gelmez diye 4 sporcusunu Asya oyunlarına gönderen Suudiler benden sonra her oyuna tam kadro katıldılar ancak 14 yılda 1 bronz madalya aldılar oda benim milli takıma aldığım bir genç oldu.

Eğer ben 14 yıl sürekli kalsaydım durum çok farklı olurdu. Değil 14 yıl 14 ay dahi kalamadım. Ancak her seferinde kısa dönem çalışmalar oldu. Kısa programlarla istenilen netice elde edilmiyor. Gerçi Suudi Arabistan karatecileri hakemi, sporcusu ve de antrenörleri beni çok sever ve sayar ancak ben daha çok fayda sağlamalarını arzu ederim.

S/20. Saudi Arabistan çok geniş bir coğrafya ve ben sizin o ülkenin en ücra köşelerine kadar spor Karate yi yaymak, modern antrenman modellerini yaygınlaştırmak için seminerler verdiğinizi biliyorum.  Çok genel olarak saudi Karatesini yeniden yapılandırmak adına yaptıklarınız ve yaşadıklarınız..?

C/20. Ben Suudi Arabistan’ın bir çok bölgesinde eğitim çalışmaları yaptım, bu çalışmalarım genelde onları modern Karate’ye adaptasyon ve milli sporcu yapacağım gençleri bulmak üzerine olmuştur.

Hiç kimse benim anlattıklarımdan Suudi Karatesinin kötü olduğu anlamını çıkarmasın bu yanlış olur. Suudiler antrenörü olsun sporcusu olsun teknik olarak iyiler benim kastım modern karateye olan adaptasyon ve bilgi eksikliğidir.

Bir milli takım düşünün ki teknik tamam ama taktik acıdan problem var.

Milli takım sporcularının ve antrenörlerinin yeme içme programının olmaması da var tabi. Bu nasıl iştir. Siz ne zannediyorsunuz, her şey hazır önünüze tabakta getiriliyor mu zannediliyor? Öyle bir durumda devir alıyorsunuz ki içinden çıkmak için bir ömür tüketmeniz gerekir.

Bir ülkeye sizi milli takım antrenörü yapıyorlar ve her şeyi ayağınıza seriyorlar zannedilmesin.

Zaten her şey mükemmel olsa sizi niye çağırsınlar?

S/21. Evet haklısınız (Her şey mükemmel olsa niye çağırsınlar..!) ilk bakışta körfez ülkelerinin petrol dolar zengini olduğu ve parayı nereye harcayacaklarını bilmedikleri düşünülür oysa bu kural yabancılar için geçerli değildir, elbette göreve çağırdıkları yabancılara iyi maaş verirler, iyi yaşam koşulları sağlarlar ama o kişinin dünya ölçeğinde bilgi ve donanıma sahip olmasına da özen gösterirler…  Peki  sensei daha sonra siz Saudi, den Ürdün Karate milli takımlarının başına geçtiniz biraz da bize Ürdün’den söz edermisiniz…?

C/21. Ben 2002 de S.Arabistan’ı çalıştırırken Suud milli takımınla Ürdün’de kamp yapmıştım. Hatta Türkiye’den sporcular ve Hakan sensei de katılmıştı. Bu kampta Ürdün federasyon başkanı ile münasebetimiz olmuştu. Kendisi daha sonra bana teklif yaptı ben de Suud karate federasyonu ile anlaşmazlıklarım yüzünden kabul ettim. Anlaşmazlık derken açıklayayım:   

Ben federasyondan sürekli milli sporcu takviyesi talebinde bulunuyordum ancak olumlu cevap almama rağmen istediğim sporcu sayısına ulaşamıyordum. Bende otelde istirahat ederek bu işlerin olamayacağını belirterek istifa talebinde bulunmuştum. Fakat bu talebimde kabul edilmedi. Yani bir milli takım antrenörü ilk kez dolarla maaş alıp 5 yıldızlı bir otelde neden oturup keyfine bakmaz da çalışmak ister buna bir anlam veremiyorlardı. Çünkü benden önce tüm eğitmenler tersini yapıyorlardı. İşte bütün sorun buydu.

S/22. Yurt dışında görev yapan bir insan Türkiye adını duyduğunda açıkça burnun direği sızlar, ben bunu uzun yıllar yaşadım, şimdi size sormak istiyorum, ülkenizden uzakta bir başınıza kazdığınız mevzilerde mücadele ederken en çok neyin eksikliğini duyuyor, en çok neyi özlüyordunuz..?

C/22. Ben çok kolay adapte olabilen profesyonel bir yapıya sahibim galiba. Daha gittiğim gün ilk antrenmana koşan ve hemen milli sporcuları tanımaya ve anlamaya gayret eden bir eğitimciyim. Türkiye de neysem nasıl bir sistem üzerine çalışıyorsam hemen onu uygulamaya gayret ediyorum. Ancak tek fark var o da karşımda TÜRK gençleri yok. Ben Türk gençlerindeki azmi ve fedakarlığı hiçbir ülkede görmedim. Ne Suudi nede Ürdün milli sporcuları Türk milli sporcularında ki özelliklere sahip değiller. Ben burada detaylarıyla anlatmaya kalksam saatler sürer. Ancak bir seminer ve konferans düzenlenirse detaylarıyla açıklayabilirim.

S/23. Artık ükemiz de akademik alt yapısı olan pırıl pırıl gençler yetişiyor. Türk Karatesi varlıklarına güven duyduğum Akademisyen senseilere sahip, tabi böyle olunca bundan sonra yurt dışından Türk Karate antrenörlerine daha çok talep olacaktır diye düşünüyorum, ama yurt dışında görev yapmak  çok ayrı bir tecrübe, bilgi ve birikim gerektiriyor, sizin gençlerimize bu alanda önerileriniz neler olabilir.

C/23. Size katılıyorum. Biz buna hazırız ancak ben, sen ve Levent hoca gibi bu konuda tecrübesi olanlardan bilgi ve tecrübe aktarımı olmazsa çok sıkıntılı hatta başarısız dönemler yaşayabilirler. Ben buradan akademisyen Karate hocalarımıza sesleniyorum gelin bizlerle irtibata geçin hatta bunu doktora konusu yapın olayı akademiye taşıyın. Ben 3 ülkede milli takım antrenörlüğü ve teknik direktörlük yapmış 20 yıllık uluslar arası tecrübesi olan eğitmenim, gelin hiçbir ücret karşılığı olmadan bu bilgileri benden alın. Ayrıca Levent hoca, Hasan hoca, Savaş hoca, Kasım hoca ve diğer eğitmenlerimiz var. Eğer bizden sonra gidecek olanlar bizim karşılaştığımız sorunları yaşamazlarsa daha başarılı olabilirler.

S/24. Sensei sizinle röportaj yapmak benim için gerçekten bir zevkti, eğer başkaca eklemek istediğiniz bir şey yoksa ilginize teşekkür etmek istiyorum…

C/24. Bende size çok teşekkür ederim bu imkanı hazırladığınız için. Ben bu sütundan bir uyarı daha yapmak istiyorum. Türk karatesinin dünü bugünü ve yarını hep vardı ve hep olacaktır. Başkalarının emeği üzerine kurulan düzenler mutlaka çöker ancak siz de emek verir temeli bozmadan bir düzen oluşturursanız sizden sonrakilere sağlam bir düzen bırakırsınız. Bunun içinde en önemli şeyin de çok iyi eğitim ve özverinin olduğu unutulmamalıdır. Bugün eğitimciler kendilerini geliştirmek için neler  yaptıklarına bir baksınlar ve kaç seminer ve kursa katıldıklarını tespit etsinler. Eğitimcinin tek bilgi kaynağı vardır oda katıldığı kurs ve seminerlerdir GERİSİ BOŞTUR.  

HERKESE  SELAMLAR SEVGİLER.

OSS SENSEİ  

OSS

 

Röportaj : S.Hasan OKUŞ

Editör: Fatih Mehmet DOĞAN

One Comment

Bir Cevap Yazın