SPORCU BİR NESİL YETİŞTİRMEDE, SPORCULARIN, ANTRENÖRLERİN VE YÖNETİCİLERİN YERİ…

Yeni neslin spor ile ilgisi, bilgisayar ve telefon oyunları ile gelişiyor. Çocuklar evlerinde oturdukları yerden, dünyanın en ünlü futbolcusu, en ünlü karatecisi, en ünlü basketbolcusu ve daha onlarca örnekler verebileceğimiz sporcu, antrenör ve yönetici olabiliyorlar. Peki ama oyunlarda birçok seviye geçilerek, hatta para verilerek sahip olunan bu karakterler, bilgisayar ve telefon oyunları sayesinde mi ünlü olup kariyer yaptılar? Yoksa günde, haftada, ayda ve yılda bilmem kaç defa kaç saat antrenman yaparak mı elde ettiler kariyerlerini.? Aslında ne güzel olurdu, oyunlardaki gibi yorulunca bir tuşla enerji yüklesek, ne güzel olurdu sakatlanınca oyunu yeniden başlatıp iyileşsek, ne güzel olurdu aylarca yıllarca hazırlandığın şampiyonada yenilince, bir tuşla oyunu yeniden başlatarak şampiyonluk alıncaya kadar oynasak.

NE GÜZEL OLURDU DEĞİLMİ!

Fakat öyle olmadığını hem sporcular, hem antrenörler hem de yöneticiler çok iyi biliyorlar.

Sporculardan başlayalım; çalışırsın daha fazla çalışman istenir, formsuz olursun, antrenman yapmadığındandır, sakatlanırsın antrenmana konsantre olmadığın için sakatlanmış olursun.  Ailenden, okulundan, işinden ve daha birçok şeyden fedakârlık yaparsın, sözünü, nişanını, düğününü hatta hastalığını ertelersin. Tatil mi? zaten kamplarda tatil yapıyorsun ya! Okulda; hocalarına iş yerinde; müdürüne, patronuna evde; annene, babana, eşine ve çocuklarına, arkadaşlarına daima açıklamalarda bulunmak zorundasındır! Çünkü onlar da daima beklenti içindedirler, aslında onlara da yüklenen roldür bu. Ama çizgi çekildiğinde, bütün bu fedakârlıklara rağmen ortada madalya yoksa kısaca sen yoksundur.

Neden? Çünkü sen kazanmak zorundasın, çünkü bizdeki başarı madalyaya endeksli! Eğer madalya alamamışsan yoksundur!

Antrenör müsün.? Ne güzel değil mi okulda, kulübünde, kamplarda ve maçlarda her dediğin yapılır, herkesi kontrol edersin, herkesin olmak istediği yerdesindir. Başarılı da olduysan (madalya aldıysan) değme keyfine. Gerçekten öyle mi? Hayır! Aslında her işin tabii ki zor tarafı vardır ama antrenörsen, senin işinin zor tarafı olamaz! Her şeyi çok iyi yapmak zorundasın, kulübünde sporcu yetiştirirsin, maçlara götürürsün, Milli takıma sokarsın. Milli Takımda, kamplarda sporculara antrenman yaptırırsın, aynı yerde yersin, içersin yatarsın sporcularının her şeyini takip edersin. Herkese kendini sevdirme imkânın yoktur, her sporcunun ayrı bir karakteri vardır, herkese aynı davranamazsın, birisi ile biraz daha fazla ilgilensen diğeri başka bir şekilde yorumlar, birini takımı alırsın seni sever, almadığın kişi nefret eder.

Kendi annene, babana, eşine ve öz çocuğuna ayırmadığın vakti sporcularına ayırırsın, özel problemlerini çözmeye çalışırsın, kamp ve antrenman programlarını yaparsın, sakatlıkların bir an önce iyileşmesi için, doktorunu ilaçlarını takip edersin, yöneticilere raporlar verip, yapılacak şampiyonalarda alınacak madalya sayıları hakkında tahminde bulunursun. Sporcuların kaybettikleri maçta onlarla üzülür, kazandıklarında onlar ile sevinirsin. Şampiyonalarda hakemler, diğer ülke antrenörleri ve yöneticileri ile iyi ilişkiler kurmak zorundasındır. Kamplarda ve maçlarda, ülkemizi en iyi şekilde temsil edebilmek için, sporculara en iyi şekilde eğitim vermek zorundasındır. Yarışma kurallarını bilip şampiyonalarda hakem hatalarını ve lobilerini çok iyi takip edip bunlardan dolayı hiçbir sporcunun hakkının yenmemesini sağlamak zorundasındır.

Tabi bunları yaparken; antrenörlük bilgini, tecrübelerini ve profesyonelliğini kullanırsın! Sporcuların başarılı olur, dergilere, gazetelere ve televizyonlara çıkarlar tabii ki bu durumu da profesyonelce değerlendirmek zorundasındır sen işini yapmışsındır başarı ve madalya sahibi sporcudur. Başarı yoksa yani madalya yoksa başarısızlık antrenöründür o zaman da profesyonel olacak ve çoğu zaman ihmal ettiğin annenin, babanın, eşinin ve çocuklarının yanına gidip ben başaramadım diyeceksin.

Yöneticisin! 

Evet, adı üstünde yönetici! Yöneten! Sporcu, antrenör ve kulüpler hepsini yöneteceksin! Kurslar, kamplar, turnuvalar, imtihanlar, şampiyonalar ve daha birçok faaliyet. Hepsi belli bir plan dahilinde yönetilmeli. Sporcusunun, antrenörünün, kulüplerinin ve Milli Takımlarının her istek ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak, tabi bunları yaparken kurulları belirlemek, kurullar arası koordinasyonu sağlamak, kulüplerin ihtiyaçlarını ve isteklerini karşılamak. Herhangi bir başarısızlıkta ise, hemen eleştiri yağmuruna tutulan kurulları ve antrenörleri moral ve motivasyon yükleyerek desteklemek, Federasyonun Genel Müdürlük, Bakanlık ve Uluslararası Federasyonlar ile ilişkilerini düzenlemek, Araştırma, geliştirme ve sponsorluk işlerini devamlı takip etmek ve her daim tazelemek zorundasın!

Tabii ki yönetimsel olarak çok başarılı olmak zorundasın, fakat yetiyor mu?  Hayır, eğer sportif başarın yok ise, istediğin kadar başarılı bir yapın olsun; sen de yoksun, yok sayılıyorsun.

Yoksun, evet yoksun ama kim seni yok sayıyor? Sporcuysan başarılı olamadıysan yani madalya alamadıysan. Antrenörsen başarılı olamadıysan yani sporcun madalya alamadıysa. Yönetici isen sportif başarın yoksa yani şampiyonalarda Ülkenin adını madalya sıralamalarında alt sıralara yazdırdıysan yoksun, yok sayılırsın.

Şimdi, nasıl sporcu bir nesil yetiştireceğiz?

Bu günlerde yeni bir trend var ne mi? Kısaca açıklayayım. Güncel kanunlar ve yönetmelikler ile hem spor yapıp hem de para kazanmak çok az spor branşında mümkün. Bunlarda, bildiğimiz üzere futbol ve basketbol gibi takım sporlarında mümkün! Tabii ki bu branşlarda da başarılı olmak zorundasın, yoksa hayatınızı zor idame ettirebilirsiniz. Diğerlerinde, özellikle amatör branşlarda çok başarılı olup ta, hayatını garanti altına almış sporcu ve antrenör sayısı toplamda bir elin parmaklarını geçmez, diğer sporcu ve antrenörlerin hayatları hep mücadele ile geçer, antrenmanlar, kamplar, turnuvalar ve şampiyonalar derken başarılı olmak yani madalyalar almak için hep çalışılır. Sonucunda ne mi olur?

Dedim ya! yeni trend; sporcu, antrenör ve yöneticiler zaten maddi olarak karşılıklarını alamadıkları emeklerinin taktir edilmesini kısacası bir teşekkür edilmesini beklerler. Kim tarafından mı? Genel Müdür, Spor Bakanı, Başbakan ve tabii ki Cumhurbaşkanımızın. Başarılı olmuş yani madalya almış sporcularımızı makamlarına kabul etmek, orada yan yana bir resim çekilmek, kısacası; “sen bizim için değerlisin” mesajının verilmesini beklerler. Yoksa müsabaka alanına çıkıldığında; Türk Milletini temsil ettiklerini, gerekirse Vatan, Millet ve Bayrak ları için ellerinden geleni bir an bile tereddüt etmeden yapabilecek bilinci taşıyan, Sporcu, Antrenör ve Yöneticiler orada verilecek, bir fincan takımının, bir kitap setinin ya da bir tane kalem ile flaş kartının hesabını yapmaz. Oraya davet edilmek bile, onlar için vereceğiniz her türlü maddi değeri olan maddelerden önemli ve gurur vericidir! Çünkü bir ülkenin Genel Müdürü, Spor Bakanı, Başbakanı ve Cumhurbaşkanı ile bir bardak çay içip, bir resim karesinde aynı duyguları paylaşmak, her Türk vatandaşı için gurur verici bir olaydır.

Evet yeni trend demiştik ya,

Ne mi? Avrupa, Dünya ve Olimpiyat oyunları gibi üst düzey yarışmalarda başarılı olmuş sporcular ve bunların antrenör ve yöneticileri kabul edilir, ve kendilerine tebrik ve teşekkür edilirdi. Ama, son zamanlarda bu gibi kabullerde sadece başarı almış sporcular kabul edilip, bunların ne kulüp nede Milli Takım antrenör ve yöneticileri davet edilmemektedir. Uygulamanın kimin tarafından yapıldığını bilemiyoruz, fakat kim yapıyorsa büyük bir yanlışın içinde olduklarının umarım bir an önce farkına varırlar da hatalarından dönerler.

Türkiye gibi genç bir nüfusa sahip bir ülkenin, genç nesillerini sporcu olarak yetiştirmek ve bunu kültürleştirmek için, örnek sporculara, tecrübeli antrenörlere ve işin içinden gelmiş yöneticilere ihtiyaç vardır. Yaptığınız uygulamalarda empati yaparsanız, spor ile ilgili kararlar alırken, sporcu, antrenör ve yöneticilerin de fikirlerini alıp bunlara değer verirseniz, sporcuların okul ve iş hayatlarını kolaylaştıracak  politikalar geliştirirseniz, Antrenörlere sporcu yetiştirmek için motive ve teşvik edici olanakları sunarsanız ve bunları yönetecek yöneticileri, işini iyi bilen tecrübeli ve gelişime açık yasakçı değil teşvik edici politikalar üretmeye zorlarsanız, sporcu bir nesil yetiştirmede seve seve yerlerini alacaklardır.

Fakat, sadece yenilik olsun diye, bir trend uydurup, bu işin emekçilerini yok saymaya devam edilirse; gelecekte iş çok daha zor olacaktır. Çünkü, bu yeni trendi, yenilik diyerek uyduran zihniyetler, eğer hatalarından bir an önce dönmez iseler, kabullerde davet edebilecek ne sporcu ne antrenör nede yönetici artık bulamazlar.

 

Levent AYDEMİR

 

Bir Cevap Yazın